Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.567.635
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Sultan Murad, pençesine al boya sürerek fermandaki imza yerine elini bastı. Bu âdet, ta Oğuz hanlarından kalma idi. Osmanlı padişahlarının imzaları olan tuğralar, eski atalar âdetinin devamıdır.Sultan Murad'ın elini bastığı ferman, Venedik kıyısındaki Rakuzalılara gönderiliyordu. Senelik vergi karşılığı Osmanlıların himayesini istemişlerdi. Zaten bütün Balkan milletleri, Osmanlı adaletine kavuşmak için can atıyorlardı. Çünki Osmanlıların girdikleri yerlerde, ancak İslam adaleti ve merhameti hüküm sürüyordu.O zamana kadar Bursa kadısı olan Çandarlı Kara Halil, ilk kadıasker (kazasker) tayin edilmişti. Ordu büyüdükçe, ülkeler fethedildikçe, ordunun din işleri ve adalet işleri fazlalaştı. Kazasker, ordunun en yükse hakimi idi.
Ayasofya Câmii'nin yanında kendi adına bir medresesi bulunan Câfer Ağa, ahbaplarını evine dâvet etmek için uşağını birine yollamış...Uşak adamın evine varmış, kapıyı sür'atle çalarak. "Kalk, kalk; hemen toparlan... Ağa seni istiyor!" şeklinde kaba davranışlarda bulunmuş, Adam:" Ağanın bana gönderecek bir adamı yok muydu ki, senin gibi bir eşeği yolladı? deyince, uşak cevabı yapıştırmış:" Câfer Ağa diğer adamlarını öteki "adamlara" gönderdi. Beni de "sana" yolladı!
Ebû Ca'fer Gırnatî hazretleri hadîs ve Mâlikî mezhebi fıkıh âlimlerindendir. Endülüs'te (İspanya) Gırnata (Granada) sehrinde doğdu. 699 (m. 1299) yılında vefât etti. Endülüs'ün çeşitli bölgelerine, Kuzey-Batı Afrika'daki ilim merkezlerine seyahatlerde bulundu. Oralardaki âlimlerden fıkıh ve usûl bilgilerini öğrendi. Bir dersinde şunları anlattı:
Cüneyd-i Bağdâdi, hocasına âit olan evin bir odasında kalırdı. Her an Allahü teâlâyı hatırlardı. Seccâdesi üzerinde, sabaha kadar "Allah, Allah" der, aynı abdestle sabah namazını kılardı. Bu hâl senelerce böyle devâm etti. Otuz sene cemâatle namazda ilk tekbiri kaçırmadı. Namazda kalbine dünyâ düşüncesi gelse, o namazı tekrar kılardı. Dâimâ Allahü teâlâyı hatırlardı. Her gün 400 rekat namaz kılardı. Otuz yıl yatsı namazından sonra hiç uyumadan ibâdetle meşgûl oldu...
Muhammed Kudbeddin Efendi, Mekke-i mükerreme âlimlerindendir. 917 (m. 1511)'de Hindistan'da doğdu. İstanbul'a geldi. İlminin yüksekliği anlaşılarak, Kanuni Sultan Süleymân Hân, Mekke-i mükerremede inşâ ettirdiği "Medâris-i Erba'a"nın birine bu zâtı tayin etti. 990 (m. 1582)'de Mekke-i mükerremede vefât etti. El-İ'lâm bi-a'lâmi beledillâh-il-harâm (Mekke târihi) isimli eserinde şöyle anlatır:
Herkesin birbirini tanıdığı küçük bir kasabada, bir ayyaş yaşıyordu. Bütün gününü, gecelerinin çoğunu kasabanın meyhanesinde geçiriyordu. Evini, işini, çoluk-çocuğunu çoktan unutmuştu. Bu yüzden herkes kendisinden nefret ediyordu. Kimse kendisiyle ne doğru dürüst konuşuyor, ne de selam alıp veriyordu. Bu haldeyken günün birinde vakti saati doldu ve öldü. Kendisine yaşarken duyulan hoşnutsuzluk ölümünden sonra bile sürdürüldü. O kadar ki, namazını kılacak kimse çıkmadı. Cenazesi ortada kaldı. Adamın karısı, kocasının ölüsünü bir küfeye koyup sırtına yüklendi ve gömmesi için o çevrede yaşayan ve iyilik severliği ile tanınan bir çobana götürdü. Çoban bir çukur açıp adamı gömdü. Ardından herkes "Cehennemi boylamıştır" diye dünüşünüyordu.