Misâfirini Uğurlarken Kendini Kâhire'de Bulan Zat!
Nûreddîn Şevnî hazretleri büyük velîlerdendir. Mısır'ın bir kasabası olan Şevnî'de doğup 1537 (H.944) senesinde Kâhire'de vefât etti. Çok kerametleri görüldü:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.288.314
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Nûreddîn Şevnî hazretleri büyük velîlerdendir. Mısır'ın bir kasabası olan Şevnî'de doğup 1537 (H.944) senesinde Kâhire'de vefât etti. Çok kerametleri görüldü:
Barbaros Hayrettin Paşa, Cezayir seferinde ordusu içinde bulunan kırk kişinin bir gece aynı rüyayı gördüklerini anlatır. Rüya şöyledir:
Yavuz Sultan Selim Hânın kızı Şâh Sultan, zevci Sadr-ı âzam Lütfi Paşa ile Yanya'dan İstanbul'a gelirken, yolda eşkıyânın baskınına uğradı. Bu kötü durumdan nasıl kurtulacaklarını düşünürlerken, o anda Allahü teâlânın izni ile, zamânın evliyâsından Merkez Efendi karşılarına çıkıverdi. Önceden orada olmadığı hâlde, bir anda karşılarına dikilen Merkez Efendiyi gören haydutlar, şaşkına döndüler.
Hidâyetullah Erbili hazretleri Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdi hazretlerinin halifelerindendir. On dokuzuncu asırda Irak'ta Erbil'de doğdu. Önceleri ümmi idi. Sonra Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdi hazretlerinin huzûruna vardı ve bir daha yanından ayrılmadı. Devamlı şeyhin hizmetinde bulunup tasavvuf yolunda ilerledi. Bağdât'ta vefat etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
Celâleddin Tebrizi, ilim tahsiline hocası Ebû Said Tebrizi'nin yanında başladı. Hocasının vefâtından sonra, Şihâbüddin Sühreverdi hazretlerinden ilim öğrenip feyz aldı. Feridüddin-i Attâr hazretlerinin nazarlarından istifâde etti...
Ebü'l-Kâsım Dehhâk hazretleri tâbiinin büyüklerinden olup meşhûr tefsir âlimidir. Aslen Kûfeli olup, Medine'ye giderek Eshâb-ı kirâmdan Abdullah ibni Abbâs "radıyallahü anh" hazretlerinin sohbetlerinde yetişti. Ondan tefsir, hadis gibi birçok ilimleri öğrendi. Çok hadis-i şerif rivâyet etti. İlim tahsilini tamamladıktan sonra Belh'e yerleşerek talebe yetiştirdi. 720 (H.102) senesinde Belh'de vefât etti.
Hz. Mugire, Sa'd bin Ebi Vakkâs tarafından sefir olarak gönderilmişti. İranlılar, sert konuşup, Müslümanları korkutacaklarını zannettiler. Söz sırası Mugire'ye gelince, o, büyük bir cesaretle konuşmaya başladı ve şöyle dedi: "İslâmiyetin esaslarına göre, herkes Allahü teâlâ indinde bir kul olarak eşittir. Hiç kimsenin diğerine karşı bu hususta bir imtiyazı yoktur."