İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.654.897
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Yardım, şefkat ve sevgi hissinin ebedileşmesi arzusundan doğan ve bunların müesseseleşmiş şekli olan vakıf müesseselerimiz sâyesinde cemiyetimizin yıllarca huzur içinde varlığını devam ettirmek için, insanı hayretler içinde bırakan çok enteresan vakıflar vardı. Bunlardan bazıları şunlardır: Kışın aç kalan kuşların ve yabani hayvanların beslenmesi, Bayram günlerinde şehir ve kasabalarda çocukların sevindirilmesi, Koyun cinsinin ıslah edilmesi,t Et fiyatlarının kış aylarında yükselmemesi için tedbirlerin alınması, Hasta ve garip göçmen leyleklerin bakım ve tedavi edilmesi, Câmi ve türbe duvarlarındaki ot ve yosunların temizlenmesi, Ramazan ayında, câmilerde hurma, zeytin gibi iftâriyeliklerin dağıtılması, Köy ihtiyarlarına elbise temini, Hamalların sırtlarındaki yükleri, üzerine koyup dinlendikten sonra kimsenin yardımına muhtaç olmaksızın sırtlanabilmeleri için mola taşları dikilmesi, Çalışan kadınlara süt anne bulunması, Hac yolunda parasız kalanlara para dağıtılması, Yüksek dağ ve geçitlerde kar ve tipiden korunmak için sığınak yapılması, Yaz aylarında sıcaktan bunalanlar için gölgelik yapılması ve icabeden yerlere su küplerinin konulması...
II. Meşrutiyet Devrinde bir paşa, dostlarından biriyle satranç oynamakta; diğer müsâfirleri de, onları heyecanla seyretmektedir. Bir ara bir hamle hakkında ihtilaf doğunca, paşa müsâfirlerine sorar:" Yâhu oyunu seyrediyordunuz! Kim haklı, kim haksız söyleyiniz! der.Müsâfirler, paşanın haksız olduğunu söylemeye cesaret edemedikleri için, susmayı tercih ederler. Tam o sırada odaya giren zurafâdan (yani zarif, nâzik, nüktedân, hoş konuşmayı bilen zeki kimselerden) bir zât," Paşam, der, siz haksızsınız!" Peki ama, der paşa, siz henüz geldiniz, bir şey görmediniz ki!Adam hiç tereddüt etmeden cevap verir:" Eğer haklı olsaydınız, bu kadar insan suâliniz karşısında susmazdı!
Nasûhzâde Pir Ali Efendi, Tekirdağ yakınlarındaki Malkara kasabasında doğdu. Malkara'daki vazifesine devâm ettiği sıralarda, Mısır'da bulunan İbrâhim Gülşeni hazretlerinin, zamânın pâdişâhı Sultan Süleymân'ın dâveti üzerine İstanbul'a geldiğini söylediler. Pir Ali de, İbrâhim Gülşeni hazretlerinin sohbetlerinde bulunmak için hanımı ile İstanbul'a geldiler. İbrâhim Gülşeni'nin yanına gitti. Elini öpmek için izin istedi. O zaman İbrâhim Gülşeni; "Pir Ali Dede, bizi buraya getiren, senin bize olan muhabbetindir" buyurdu. Burada Pir Ali, İbrâhim Gülşeni hazretlerinden çok istifâde etti.
Ömrünün sonuna kadar Malkara'da yaşayan Nasûhzâde Pir Ali Efendi, 1545 (H.952) yılında vefât etti. Vefatından kısa bir zaman önce, sevenlerinden birine yazdığı mektupta buyurdu ki:
Hazret-i Ömer'in (radıyallahü anh) halifeliği zamanında birçok memleket zaptedilmiş ve buralarda yaşayanlar, İslam dinini seçmekle, kendi dinleri arasında serbest bırakılmışlardı. Birçok milletler, kendi istekleri ile Hazret-i Ömer'in idaresine giriyorlardı... Fethedilen memleketler arasında, Bizans sınırındaki, bugünkü Ürdün civarında bulunan Hristiyan Gassani devleti de vardı. Buranın halkı kendi istekleri ile Müslümanların idaresi altına girdiler. Hükümdarları olan Cabale bin Eyham, gayrimüslimlerden cizye alınacağı ilan edilince, bu vergiyi vermemek için Müslüman olduğunu ilan etti...
Leyszâde Yahyâ Çelebi Osmanlı Hanefi mezhebi âlimlerindendir. 892 (m. 1487)'de İstanbul'da doğdu. 967 (m. 1559)'de vefât etti. Hazinet-ül-beyân ve sefinet-ül-irfân isminde bir eseri vardır. Bu kitabında, Cüneyd-i Bağdâdi hazretlerine ait menkıbeler yer almaktadır. Bunlardan biri şöyledir:
Hükümdarlardan biri vezirine oğlunun hocasından yakınıyordu: - Ben istiyorum ki oğlum ilim öğrensin, benim yerime iyi bir hükümdar olsun, o ise devamlı müzikle, sesle, sazla meşgul Demek ki hocası buna iyi bir yön veremiyor. Vezir aynı görüşte değildi: - Hükümdarım hocanın elinde mucize yok. Çocuğun kabiliyeti neye ise hocası ancak onda ilerlemesine, olgunlaşmasına yardım edebilir İnsanın tabiatı değiştirilemez Terbiye yaratılışa tabidir.