Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.568.451
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
1540 senesi Haziran ayının bir akşamıydı. Korsika adasının Gareletta limanına ufacık bir Türk filosu demir atmıştı. Beş parça gemiden oluşan filonun kumandanı Turgut Reis'di.
O zamanlar Turgut Reis'in şöhreti bütün Akdeniz yalılarını tutmuş, İspanya sahillerinin güzel kızları, Kapitan Dragot dedikleri, yaşı elliyi geçmiş bu Türk kahramanı için şarkılar söylemişlerdi. Bir kez mağrip sularına yelken açtı mı, Akdeniz sahillerini korku ve dehşet alır, İtalyan limanlarında "Kapitano Dragot geliyor!" cümlesi duyuldu mu, o ünlü denizciler kaçacak yer ararlardı. Kanuni'ye rağmen kendini Avrupa nın en büyük hükümdarı olduğunu iddia eden Şarlken, bu korkuya bir son vermek için:
-Akdeniz'in huzuru için bu müthiş Türk'ü denizlerden uzaklaştırmalı, diyordu.
Sultan IV. Murad Han zamanında, adamın birisinin eşeği yolda çamura batmış. Oldukça sulak olan araziden eşeğini bir türlü çıkaramayan gariban köylü, öfkeyle hem eşeğe hem Padişaha sövmeye başlamış. Tam o sırada tesadüfen ordan geçmekte olan Padişah, köylünün söylediklerini duymuş. Maiyetindekiler hemen, Padişaha küfreden kişinin kellesinin vurulması gerektiğini söyleseler de Padişah onlara kulak asmamış, içinden; "Ne ister ki benden? Ben mi batırdım eşeğini çamura? Hele bir soralım" demiş.Köylüyü getirmişler padişahın huzuruna, demişler: "Anlat bakalım, nedir bu celalli halin? Ne diye küfredersin kudretli Hükümdara?".
Ahmed Amiş Efendi 1807 (H.1222) de Tuna vilâyetine bağlı Tırnova'da doğdu. 1920 (H.1338)'de İstanbul'da vefât etti. Kabri Fâtih Câmii yanındaki kabristandadır...
Doğum yeri olan Tırnova'da ilk tahsilini gören Ahmed Amiş Efendi medrese tahsilini de orada tamamladı. On dört yaşında tasavvufa alâka duydu. Bir şeyhe bağlanmak arzusuyla Sâdık Efendi adlı bir zâta başvurdu. Sâdık Efendi onun bu konudaki yüksek arzusunu anlamasına rağmen, tasavvuf yoluna girme zamânının gelmediğini belirtti. Bu hususta; "Yavrum! Sen şimdi git. Sonra seni soyu temiz birisi gelip bulacak ve irşad (rehberlik) edecektir" dedi.
Muhammed bin Yahyâ Hadrami hazretleri evliyânın meşhurlarındandır. Arabistan'ın güneyinde Hadramut'ta doğdu. 1277 (H.676) senesinde, Yemen'de Aden şehrinde vefât etti. Zamânının önde gelen tanınmış âlimlerinden, fıkıh ve diğer ilimleri öğrendi. Tasavvuf ilminde icâzet aldı. Bu mübarek zat sohbetlerinde buyurdu ki:
Cemâleddin ibn-i Abdilberr hazretleri Endülüs'te (İspanya) yetişen, Mâliki mezhebi âlimlerindendir. 368 (m. 978)'de Kurtuba'da (Cordoba) doğdu. 463 (m. 1071)'de Şâtibe'de (Jativa) vefât etti. Lizbon kadısı idi. Hadis ilminde hâfız idi. Yani yüz binden ziyade hadis-i şerifi, rivâyet edenlerin hâl tercümeleri ile birlikte ezbere bilirdi.
Bir hükümdarın pek çok cariyeleri vardı. İçlerinde pek güzel dilberler bulunmasına rağmen, siyah bir cariyeye daha fazla alaka ve sevgi gösterirdi. Diğerlerinin bunu çekemediğini fark eden padişah, bir gün kendilerine üzeri mücevheratla süsülü birer kristal bardak vermişti. Manevi değeri yanında maddi kıymeti de pek yüksek olan bu bardakları ellerinde tutan cariyeler, hayranlıkla bakarlarken padişah:
- Herkes elindeki bardağı yere vurup kırsın, demişti. Güzel cariyeler hediyelerini sinelerine bastırarak:
- Efendimizin bu kadar değerli bir hediyesini nasıl kırabiliriz! dediler. Siyah cariye ise padişahın emrini, hiç tereddüt etmeden ve vakit kaybetmeden der'akab yerine getirdi. Barfdak yere çarpılmış ve param parça olmuştu. Padişah siyah cariyeye hitaben: - Diğer cariyelerim bu kadar kıymetli bardağı kıramadıkları halde sen neden kırdın? dedi. Siyah cariyenin verdiği cevap ise çok takdire şayandı:
- Bana efendimin kalbi lazım, kadehin ne kıymeti olabilir. Yeterk ki onun kalbi kırılmasın!
Hükümdar, bu cevabın içerisinde diğerlerine gereken dersi vermiş bulunuyordu. Yüzü güze fakat özü çirkin bir kadın, kocasının kalbini kırmaya devam ettikçe, kalbte açtığı yaraya güzellik olamaz