İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.652.033
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Fransız yazar Bornier'in iftira ve uydurmalarla dolu ''Muhammed'' isimli piyesi, Fransa 'da oynatılma izni alınca, Osmanlı hükümeti, derhal Fransa nezdinde harekete geçmiş ve piyesi yasaklatmayı başarmıştı. 1888 yılında, meşhur Fransız yazar Vickonte Henri de Bornier'in (1825- 1901) kaleme aldığı ''Muhammed'' adlı 1800 mısralık iftira ve uydurmalarla dolu bir piyesin Fransa, İngiltere ve ABD'de oynatılması girişimlerinin başlaması karşısında, başta II. Abdülhamid olmak üzere Osmanlı yönetiminin karşı girişimleri ve engelleme faaliyetleri de başlamıştı, Osmanlı Hariciye Nezareti'nde ''Hz. Muhammed Aleyhisselatü vesselam hazretlerinin nam-ı kudsiyelerine karşı tertip olunan oyuna dair" başlığı ile bu konudaki girişimlerin engellenmesi ne dair yazışmalar dosyalanmıştır.
Bu söz, Fransızlar'ın ünlü başkomutanı ve tarihin en önemli şahsiyetlerinden bir kabul edilen Napoléon'a ait. 1798 yılında Mısır'ın işgaliyle başlayan Fransız istila programı başarıya ulaşsaydı, kim bilir nerede nihayet bulacaktı. Başarıya ulaşsaydı diyoruz, çünkü Napolyon'un Doğu hakimiyeti hayali küçük bir Osmanlı kasabası önünde yok olup gitti. Bugün İsrail sınırları içinde bulunan Akka kasabası önünde. Kasabayı savunan komutan yetmişlik bir ihtiyar: Cezzar Ahmed Paşa. Ve Batılı tarihçilerin söz etmekten pek hoşlanmadığı bir hezimet. Sahi, Napolyon'u bilmeyen yok. Ama Cezzar Ahmed Paşa ismini kaç kişi biliyor?"Ey Mısır halkı! Ben buraya sizin haklarınızı korumak ve o hakları ihlâl edenleri ceza landırmak için geldim. Allah'a, onun Peygamberine ve Kur'an'a olan saygım Memlûkler'inkin den fazladır. Biz tüm müslümanların dostuyuz. Müslümanlara karşı savaş açılmasını isteyen Papa' yı mahvetmedik mi? Yüzyıllar boyunca (Allah razı olsun) Padişah Hazretleri'yle dost, onun düşmanlarıyla düşman olmadık mı? Herkes padişahım çok yaşa diye bağırsın! Onun müttefiki olan Fransız ordusu da çok yaşasın! Memlûkler'e lânet olsun! Halka mutluluk gelsin!"
Şihâbüddîn Remlî hazretleri Fıkıh âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 1371 (H. 773) senesinde Filistin’in Remle köyünde doğdu. On yaşında iken Kur'ân-ı kerîmi ezberledi. El-Kalkaşendî ve İbn-ül-Hâim’den Hâvî adlı eseri okudu ve medresede bir müddet ders verdi. Sonra bu görevden ayrılıp, tasavvuf yolunun büyüklerinin sohbetlerinde bulundu. Diğer ilimleri de tahsîl eden Remlî Şâfiî; fıkıh, usûl-i fıkıh ve Arabî ilimlerinde imâm oldu.1440 (H.844) senesinde Kudüs’te vefât etti.
Ebû Bekr el-Esrem hazretleri hadîs hâfızı olup Ahmed bin Hanbel hazretlerinin talebesidir. Ondan çok meseleler nakletti. Bunları mevzularına göre yazdı. Ondan da Nesâî, Mûsâ bin Hârûn gibi âlimler de rivâyette bulundular. 873 (H.260) târihinden sonra vefât etti. Buyurdu ki:
Yûsuf bin Esbât, hazretleri, Âmir bin Şüreyh, Süfyân-ı Sevri, Yâsin ez-Zeyyât gibi büyük zâtlardan hadis-i şerif rivâyet etti. Kendisinden; Ebü'l-Ahvas, Mahmûd bin Mûsâ, Müseyyib bin Vâhid ve Abdullah bin Habib el-Antaki gibi âlimler rivâyette bulundular. Hadis-i şerif ilminde "sika" yani, güvenilir bir zât olup, zamânının en üstünlerindendir...
Fakir bir genç, padişahın kızına aşık olmuş. Bu ümitsiz sevdasını gidip o beldenin meşhur dervişine anlatarak yardım dilemiş. Derviş: "Evlâdım, şehrin girişinde tam yol ağzında otur, kim ne derse desin sadece 'Allah' diye cevap ver." demiş. Fakir genç, denileni yapmış. Günlerce, aylarca şehrin girişinde başka hiçbir kelime konuşmadan "Allah" demiş. Derviş, yiyeceğini, içeceğini her gün getiriyormuş. Zamanla "Allah" diyen genç halk arasında meşhur olmaya başlamış. Nihayet bir gün padişah da genci merak etmiş. Dervişten, genç hakkında bilgi istemiş. Derviş, gencin devrin büyüklerinden olduğunu söylemiş. Padişah, kalkıp genci ziyarete gitmiş. "Kimsin? Derdin ne? Ne istersin?" demiş ise de, genç, padişaha karşı da "Allah" demekten vazgeçmemiş. Başka tek kelime konuşmamış. Derviş akşam gencin yanına gelmiş. "Padişah sana "Kızımı vereyim" diyene kadar, sen ondan sakın ola ki bir istekte bulunma!" diye tembihte bulunmuş. Nihayet bir gün padişah gelip: "Ne istiyorsun, istiyorsan seni kızımla evlendireyim." deyince, genç, dervişin şaşkın bakışları altında "Yok" demiş. Artık onu da istemiyorum. Ben başka birisinin hatırı için Allah dedim, Allah devrin padişahını ayağıma getirip, benim gibi miskin bir gence kendi kızını teklif ettirdi. Eğer Onun hatırı için Allah deseydim kim bilir ne olurdu? Ben bundan böyle Ondan başkasını anmıyor, ondan başkasını istemiyorum.