Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.649.769
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
Kırkpınar, tarihi ve coğrafi gerçeklerle tamamen uyum içinde ve binlerce yılda hâsıl olan, milli vicdandan doğan bir anânevi kutlamadır. Zaman, Osmanlı'ya Anadolu'nun dar geldiği, gözünü Ahmet Yesevi hazretlerinin işaretiyle Avrupa'ya diktiği 1350'li yıllardır. Orhan Gazi'nin şehzadesi Sultan Süleyman, Sarı Saltuk ve Ahmet Yesevi hazretlerinin menkıbeleri, Peygamber efendimizin İstanbul'un fethiyle ilgili müjdesiyle büyümüştür. Avrupa'ya geçmek, İstanbul'u fethetmek ateşiyle yanmaktadır. Ancak, o da İstanbul'un fethinin, Trakya'nın fethinden geçtiğini iyi bilmektedir.
Sultan II. Murad, şehzade Alaaddin Çelebi'nin vefat etmesi üzerine son derece üzüldü ve devlet işlerini on iki yaşındaki oğlu Sultan Mehmet'e bırakarak Manisa'ya çekildi. İşte bu gelişmeler Macar kralı Ladislas içi bir vesile oldu. derhal Osmanlılarla yaptığı antlaşmayı bozan Ladislas, savaş hazırlıklarına başladı. Haçlı ordusu Kasım ayının dokuzuncu günü Varna şehrine girdi. Müttefikler ordusunun saldırı hazırlıkları yaptığını haber alan Osmanlılar ise derhal bir harp meclisi topladılar. Bu mecliste Sultan Murad'a mektup yazılmasına karar verildi. Bu mektupta Sultan Murad'a derhal tahtına çıkmasının gerekliliğinden bildirilmişti. Sultan Murad ise mektupa şöyle cevap veriyordu; "Oğlumuz Sultan Mehmed'e hilafet makamını ve saltanat tahtını devretmekten maksadımız, bundan böyle istirahat etmekten ibarettir. Padişahlık kendine lazımsa din ve devleti korusun!"
Abdullah Harrâni hazretleri hadis ve lügat âlimlerindendir. 205 (m. 820)'de Urfa'nın Harran şehrinde doğup büyüdü. Sonra Bağdâd'a geldi ve 290 (m. 902)'de orada vefat etti. Hadis ilmine dâir "Cüz'ün minel-fevâid-i fil-hadis" kitabında yer alan bazı hadis-i şerifler:
Ebûbekr Cessâs hazretleri Hanefi fıkıh ve tefsir âlimidir. 305 (m. 917'de) İran'ın Rey şehrinde doğdu. Bağdat'a gidip zamanın en büyük Hanefi alimi Ebü'l-Hasan Kerhi'nin önde gelen talebelerinden oldu. Kerhi'nin vefatından sonra onun yerine ders vermeye başladı. 370 (m. 981)'de burada vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Bir kıraat üstadının, bir gecede Kur'an-ı kerimi hatmeden çok genç bir talebesi varmış. Sabahlara kadar uykusuz kalan bu delikanlının benzi soluk, hastalıklı gibi olmuş. Bunu fark eden yakınları, hocasına gidip durumu bildirmişler. Bunun üzerine hocası gence sormuş:
-Oğlum, haber aldım ki, sen bir gecede Kur'anı hatmediyormuşsun. Bütün gece zarfında Kur'an okurken beni önünde farz et ve namazda bana Kur'an okuyormuş gibi yap, fakat beni hiç hâtırından çıkarma, demiş.
Genç talebe "peki" demiş ve sabah olunca aralarında şu konuşma geçmiş:
Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri Mesnevi'de şöyle bir hikaye anlatır: ıki atlı arkadaş yola çıkmışlar. Fakat birisi âmâ imiş. Giderlerken âmâ olan şahıs, kamçısını düşürmüş. Fakat arkadaşına itimad edemediği için, yerden almasını söylememiş, inmiş atından el yordamıyla kamçıyı aramış. Derken, kendi kamçısını bulamamış ama eline ondan daha güzel yumuşak bir şey geçmiş. Bu kamçı daha güzelmiş diyerek alıp atına binmiş. Fakat o kamçı diye bulup aldığı, gecenin soğuğundan hareketsiz duran bir yılanmış. Derken biraz sonra hayli ilerlemiş olan arkadaşına yetişmiş. Arkadaşı sormuş