Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.565.582
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanıyla birlikte Osmanlı İmparatorluğu artık bir Avrupa devleti kabul edilmişti. Bu tarihten itibaren gençler Avrupa ülkelerine tahsil yapmaya gönderilmeye aşlandı. Fakat oralara gidenler, Avrupa'nın teknolojisinden daha ziyade kültürünü alıp ülkemize getirdiler. Bu tarihten itibaren devlet kademelerinde görev alanlar, hep bu kültürle yetişmiş olanlardı. Bunlardan biri de Mısır Hidivi İsmail Paşanın kardeşi Mustafa Fazıl Paşa idi. Osmanlı Devletine, Mısır'da ve İstanbul'da uzun yıllar hizmet etmiş olan bu zat, oldukça zengindi. 1867 yılında bir görev için Paris'e gidiyordu. İstanbul'dan gemiyle, kumarhaneleriyle ünlü Monte Carlo'ya kadar geldi. Buradan trenle yoluna devam edecekti. Burada birkaç gün kaldı. Bir gün, Avrupa sosyetesinin uğrak yeri olan ünlü Casino'da oturmuş, gazetesini okuyordu.
Kavalalı Mehmed Ali Paşanın büyük oğlu ve Mısır vâlisiydi. 1789'da Kavala'da doğdu. İstanbul'da eğitim gördü. 1805'te Mısır vâlisi olan babasının yanına gitti. 1807'de Mısır defterdarlığına tâyin edildi. Mısır ordusunun yeniden teşkilâtlanmasında büyük rol oynadı. Arabistan Yarımadasındaki âsi Vehhâbilerin faaliyetlerinin durdurulması için, vazifelendirildi. Güçlü ve düzenli ordusunun başında harekete geçen İbrâhim Paşa, 26 Eylül 1818'de Vehhâbilerin merkezi Der'iyye'yi fethetti. Vehhâbi emiri İbn-i Suûd ile dört oğlunu ve âsi liderleri esir edip, İstanbul'a gönderdi. Âsilerin hepsi idâm edildi. Vehhâbilerin, Muhammed aleyhisselâmın kabr-i şerifi Ravza-i mutahheradan çaldıkları kıymetli eserlerin bir kısmını buldurup, İstanbul'a gönderdi. Vehhâbilerin zulmüne son verdi. Ahâliye ve âlimlere iyi davrandı. Bu hizmeti karşılığında kendisine Paşa rütbesi verildi.
Üsküdârlı Mehmed Emin Efendi Osmanlı Hanefi mezhebi fıkıh âlimlerindendir. Babası Seyyid Abdülhayy Efendi, evliyânın büyüklerinden Aziz Mahmûd Hüdâyi hazretlerinin kızından torunudur. 1149 (m. 1736) senesinde İstanbul'da vefât etti. "Birgivi Muhammed Efendi'nin Adâb risalesine şerh" isimli eserinde şöyle yazmaktadır:
Feth-i Musûli, evliyânın büyüklerindendir. Bişr-i Hafi'nin arkadaşıdır. Musul âlimlerindendir. İlimdeki derecesi Bişr-i Hafi ile aynı idi. Bişr-i Hafi'den yedi yıl önce 220 (m. 835) yılında vefât etmiştir. Haram ve şüphelilerden kaçması kuvvetli, nefsle mücâdelesi çok idi...
Feth-i Musûli hazretleri, devamlı hüzün ve Allah korkusu içinde bulunurdu. Halktan devamlı kaçardı. Hattâ kendini tanımasınlar diye, tüccarmış gibi yanında bir deste anahtar taşırdı. Her gittiği yerde bunları seccadenin önüne koyardı. Bir âlim ona: "Bu anahtarlarla heybet gösterme kapısına kilit vurmuş oluyorsun" dedi.
Şeyh Rükneddîn Semerkandî hazretleri Mâtürîdi kelâm âlimidir. Semerkand’da doğdu. Bağdat’a giderek Müstansıriyye Medresesi’nde İbnü’s-Sââtî’nin derslerine devam ederek icazet aldı. Sonra Şam’a giderek Zâhiriyye ve Nûriyye Medreselerinde müderrislik yaptı. 701 (m. 1301)’de orada vefat etti. “Akaidü’ş-Şeyh Rükniddîn es-Semerķandî” isimli eserinde şöyle buyuruyor:
Asırlar önce ak sakallı, nurani simalı bir adam varmış. Zühd ve takvâ sahibi olan bu zat, kendi hâlinde sâkin bir hayat yaşarmış. Halkın sevip saydığı bu muhterem zâtın ilginç bir âdeti varmış. Kendisine ölüm haberi verildiğinde, hemen çoğunlukla:Yuh olsun, dermiş. Halk bunun sebebini bir türlü anlayamaz, bu muhterem kişinin bazı kimselerin ölümünden sonra, "Yuh olsun" demesinin sırrını bir türlü çözemezmiş. Ama hiç kimse, bununla ne demek istediğini sormaya cesaret edemezmiş. Mutlaka bir hikmeti olduğu nu düşünürler, böyle faziletli bir ihtiyarın mânâsız bir davranış yapmayacağına inanırlarmış.