Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.545.338
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Hızır Bey yorucu bir günün ardından gitme hazırlığı içindedir. Ancak kapı önünde dolaşan tedirgin gölgenin farkına varır. Birisi eşikte eyleşmekte gidip gidip dönmektedir. Mübârek ansızın kapıyı açar "Buyurun!" der. Adamcağız yakalanmışlığın pişmanlığı ile girer içeri. Kılık kıyafetine bakılırsa Hıristiyan tebâdan biridir. Ancak yüce veli onu güler yüzle karşılar, yer gösterir. Hatta bakar hâlâ mütereddit elceğizi ile cezve sürer mangala. Adamcağız fincanı zor tutar zira eli kolu sarılıdır. Hızır bey sorar: -Eline n'oldu? -Kırdırdılar efendim. -Kim kırdırdı? -Sultanımız! -Öyle bir hakkı var mıymış? -Bilmiyorum efendim. -Mevzû ne peki! -Ben mimarım efendim. Evet, Sultanımıza kubbeleri Ayasofya'dan geniş ve yüksek bir cami yapabileceğimi vaâd ettim ama...
Sultan Abdülaziz Han, 30 Mayıs 1876 günü, birkaç tane insafsız ve muhteris devlet adamının şahsi hesapları uğruna tahtan indirildi. Bunların başında "Kinim Dinimdir" diyen Serasker (Genel Kurmay Başkanı) Hüseyin Avni Paşa buluyordu. Bununla da kalmayan ihtilalciler, Padişahı ve hanımı Nesrin Kadınefendiyi bir sandala bindirerek Dolmabahçe Sarayından Topkapı Sarayına naklettiler. Bu esnada Hüseyin Avni Paşa, mücevher sakladığını zannederek, onları almak gayesiyle Nesrin Kadınefendinin şalını, Padişahın gözü önünde çekip alarak hakaret etti. Kadınefendi, omuzları açık bir şekilde getirilmesi sebebi ile ve uğradığı hakaretin tesiriyle hastalandı. Daha sonra Sultan Abdülaziz'in 4 Haziran günü şehid edilmesi üzerine şoka girerek 11 Haziran'da vefat etti.
Büyük mutasavvıf Hâce Muinüddin-i Çeşti hazretleri bir gün aniden Dehli'de bulunan talebesi Hâce Kutbüddin'in Ecmir'e gelmesini istedi. Bu haber Hâce Kutbüddin'e ulaşır ulaşmaz hemen yola çıktı. Ecmir'e geldi. Bir gün talebelerine; "Ey dervişler! Biliniz ki ben bir müddet sonra bu dünyâdan ayrılırım" buyurdu. Hâce Kutbüddin hazretleri bundan sonrasını şöyle anlatıyor:
Abdülmüheymin Hadrami hazretleri Hadis fıkıh ve nahiv âlimidir. 675 (m. 1276)'da Arabistan'da Hadramut beldesinde doğdu. 749 (m. 1348)'da Tunus'ta Zellâc'ta vefât etti. Naklettiği Hadis-i şeriflerden bazıları:
Ebû Amr Osman bin Merzûk hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Mısır'da doğdu. 1168 (H.564) târihinde Mısır'da vefât etti. Mâliki mezhebi müftisiydi. Mısır'da yetişip ilim ve edeb öğrendi. Güzel hâllere kavuştu. Çok kerâmetleri görüldü;
Ankara'nın Zülfazl (günümüzde Solfasol deniyor) köyünden çok temiz, çok saf bir genç, askere gidiyormuş. Babasından kalma bir kaç altını, anasından kalma birkaç mücevheri varmış. Delikanlının derdi asker dönüşü evlenmek; servetini içine koyduğu küçük sandığını emanet edeceği, güvenip, bırakacağı kimseciği de yok. Düşünüyor, tasınıyor, acaba ne yapsam, diye sızlanıyor... Derken, bir gece rüyasında Hacı Bayram'ı görmez mi? "A! be Selim cik, ne düşünüp duruyorsun getir sandığını, bana bırak!" diyor. Selim oğlan, ertesi günü, sevine sevine Ankara'ya geliyor, doğru türbedarın önüne dikiliyor, hal, keyfiyet böyle, böyle... diye meseleyi anlatıyor. Türbedar da uyanıklardanmış, gece o da haberini almışmış. Getiriyorlar sandığı, Hazretin başucuna bırakıyorlar. Sandık deyince, öyle koca bir şey sanılmasın, ancak bir çanta kadar.