Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.541.019
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Osmanlı devletinin duraklama devri yılları. Yapılan savaşlar, askerin disiplinsiz davra nışları yüzünden ya, büyük masraflar edilerek zorla kazanılıyor, ya da mağlubiyetle neticeleni yordu. 1645 yılında Girit adası, Venediklilerden alındı, fakat bundan sonra uzun süren kara ve deniz savaşları başladı. 1647'de bir Venedik donanması Çanakkale boğazını kapattı. O devirde, Barbaros'un yetiştirdiği denizciler den kimse kalmamıştı. İstanbul'dan hareket eden donanma yı hümayun Çanakkale'ye geldi ve kuşatmayı yararak Ege denizine açıldı. Sonra da Venedik donanmasına arkadan saldırarak geri çekilmesini sağladı. Fakat bu savaştan sonra Ege'de bir Venedik filosu ile yapılan savaşta şehit düştü. Bunu fırsat bilen Venedikliler, Çanakkale boğazını tekrar abluka altına aldılar.
Aslan öldü!... 1522 senesi Eylül ayı... Macarstan'dan İspanya'ya kadar bütün Avrupa çan sesleriyle inliyor. Haçlı dünyasına görülmedik bir sevinç ve neşe hakim. Kakahalar sokakları sarmış, ara sıra "Aslan öldü! Aslan öldü!" sesleri yükseliyor...Neydi Avrupa'yı çılgına çeviren bu sevincin sebebi?Bu "Aslan", nefes alıp verdiği müddetçe Haçlıları tepeden tırnağa titretmiş olan Yavuz Sultan Selim Han idi. Tahta çıktığından itibaren dur durak bilmeden dinine hizmet için var gücüyle çalışmış, önce Şah İsmail'i yenerek doğu sınırlarını emniyet altına almıştı. Sonra da Mercidabık ve Ridaniye savaşlarıyla Mısır ve bütün mukaddes toprakları Osmanlı idaresi altına almış, kendisi de Halife-i Müslimin ünvanını almıştı.
Orta Türkistan'da, Aral Gölü civarındaki Harezm bölgesinde 1145'te doğan Necmeddin-i Kübrâ, doğduğu bölgedeki eğitiminden sonra, önce Mısır, daha sonra da Tebriz ve Nişabur'da hadis, fıkıh, tefsir ilimlerini tahsil etti. Tebriz'de iken tamamen tasavvufa yöneldi ve nihayet doğduğu topraklarda irşad ile görevlendirilerek Harezm'de irşad ve tebliğe başladı. Çok talebe yetiştirdi...
Ebû Bekr Kettâni, Cüneyd-i Bağdâdi hazretlerinin talebesidir. Ebû Said-i Harrâz, Abbâs bin Mühtedi, Amr el-Mekki, Ebü'l-Hüseyin Nûri gibi âlimlerin sohbetinde de bulundu. 933 (H.322) senesinde Mekke'de vefât etti.
Bu mübarek zata, "Harem'in Kandili" derlerdi. Sabaha kadar namaz kılar ve Kur'ân-ı kerim okurdu. Kâbe'de otuz sene, "Altınoluk"un altında ibâdet etti. Bu zaman içinde, yirmi dört saatte bir defâ abdestini tâzelerdi. Tavaf yaparken, Kur'ân-ı kerimi pekçok defâ hatmetmiştir...
Seyyid Tâhâ hazretleri Hakkâri'de yaşamış evliyanın büyüklerindendir. Silsile-i aliyyenin otuz birincisidir. Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin on birinci torunudur. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdi hazretlerinin halifelerindendir. Doğum târihi bilinmiyor. 1853 (H.1269) senesinde Şemdinli yakınındaki Nehri'de vefât etti. Kabri orada olup ziyâret edilmekte, feyz ve bereketlerinden istifâde olunmaktadır...
Vaktiyle, yol üzerinde bulunan bir dergahın dervişleri, yoldan geçen herkesi misafir kabul ediyordu. Burada hiç konuşulmuyordu. Dervişler anlatmak istediklerini kalben ifade ediyorlardı. Bir gün dergahın kapısına bir yolcu geldi. Yolcu kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada, misafir geldiğini dervişler firaset yoluyla anlıyorlardı, o yüzden kapıda tokmak yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki derviş, kapıda duran yolcuya baktı. Bir selamlaşmadan sonra söz'süz konuşmaları başladı. Gelen yolcu, dergahta kalmak istiyordu. Derviş içeri girdi, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yolcuya uzattı. Bu, yeni bir misafiri kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yolcu dergahın bahçesine girdi, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. Derviş kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.