Tasavvuf Ehli, Aynı Toprak Gibidir
Seyyid Nûbânî hazretleri son devir Osmanlı evliyasındandır. 1904 (H.1322) senesi Kudüs yakınındaki Mezra köyünde vefât etti. Yûsuf Nebhânî eserlerinde ondan sıkça bahseder.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.095.569
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Seyyid Nûbânî hazretleri son devir Osmanlı evliyasındandır. 1904 (H.1322) senesi Kudüs yakınındaki Mezra köyünde vefât etti. Yûsuf Nebhânî eserlerinde ondan sıkça bahseder.
Memlûk seferi sırasında acil ihtiyaç sebebiyle bir bezirgandan 60.000 altın borç alınmıştı. Seferden sonra, alınan ganimetlerden bu borçların ödenmesine başlandı. Ordu defterdarı borcunu ödemek üzere bu bezirganı çağırdı. Ona vatanseverliğinden dolayı teşekkür ettikten sonra, ayrıca bir isteği olup olmadığını sordu. Adam şöyle dedi.-Devletin sayesinde mal ve param haddinden fazladır. Bu ölümlü dünyada, oğlumdan başka kimsem de yoktur. Verdiğim 60.000 altını istemem. Bunun yerine oğluma günde iki akça ile cebecilik verilsin. (Cebecilik, Osmanlı ordusunda Ordu donatım sınıfıdır.) defterdar, bezirganın isteğini padişaha iletince, Yavuz Sultan Selim büyük bir öfke ile bağırdı:-Bana böyle kanuna uymaz teklif getirdiğin için, seni ve teklif sahibini katlederdim. Fakat bütün dünya, "Mekke ve Medine fatihi olan Sultan Selim, bir bezirganın malına tama ettiği için, bezirganı ve defterdarını öldürttü" derler. Tez, bezirganın parasını verin ve bir daha bana kanuna uymaz işler getirmeyin.
Alman İmparatoru Büyük Karl (Şarlken), 24 Şubat 1525 tarihinde Fransa'ya saldırdı ve yaptığı savaşta Fransa kralı François'i (Fransua) mağlup ederek, bütün Avrupa kıtasına hakim olduğunu ilan etti. Zira daha önceden de, İspanya krallığı ile Felemenk'i (yani, Belçika, Hollanda ve Lüxemburg) ele geçirmişti. Savaş sonunda Fransa kralı esir düştü. Bunun üzerine François'nın annesi, dünyanın en büyük hükümdarı olarak tanıdığı Kanuni'ye, Jean Franqipani ismindeki elçisiyle bir mektup gönderdi. "Padişahlar Padişahı" diye başlayan mektubunda şun ları yazıyordu:
Şemseddîn Ahmed Eflâkî hazretleri Anadolu'da yaşamış olan âlim ve velîlerdendir. On üçüncü yüzyılın sonlarında ve Türkistan taraflarında doğdu 1360 (H.761) senesinde Konya'da vefât etti. Zamânının önemli ilim merkezlerini dolaşıp ilim tahsil ederek Konya'ya geldi. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin oğlu Sultan Veled'i ziyâret edip, duâsını aldı. Sultan Veled'in oğlu Ulu Ârif Çelebi'nin talebesi oldu. Çok kitap yazdı. En önemli eseri Menâkıbü'l-Ârifîn'dir. Bu kitabında şöyle anlatır:
Feridüddin-i Attâr hazretleri, 1119 (H.513) senesinde Nişâbûr'da doğdu. 1229 (H.627) senesinde Cengiz'in istilâsında bir Moğol askerinin eline esir düştü. Çok para vererek kurtarılmak istendi. Ancak, kurtulamayıp, şehid edildi. Şehid edildiğinde 114 yaşındaydı. Kabri Şadbah kasabasına yakın olup, ziyâretgâhdır...
Büyük mutasavvıf Feridüddin-i Attâr hazretleri, küçüklüğünde Şadbah kasabasında bir yandan babasının yanında attârlık mesleğini öğreniyor, bir yandan da Kutbüddin Haydar isimli büyük bir zâtın sohbetlerine devâm ediyordu. Babasının vefâtı üzerine onun yerine geçip, attârlık mesleğini bir süre devâm ettirdi.
Muhammed Cân hazretleri evliyânın büyüklerindendir. İlim tahsilini tamamladıktan sonra, büyük İslâm âlimi Abdullah-ı Dehlevi'nin hizmetlerinde bulunarak, yüksek derecelere kavuştu. Gündüzleri hocasının hizmetinde bulunur, geceleri de şehir dışına çıkıp, Şeyh Kutbüddin Bahtiyâr-ı Kâki hazretlerinin türbesine giderek orada sabaha kadar ibâdet ile meşgûl olurdu.
Emir Sultan, âlim ve ilim menbaı olan Buhârâ'da yetişti. Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevvere'de ilim tahsil etti. Medine-i münevvereye yerleşmek ve ömürlerinin sonuna kadar orada kalmak niyetindeyken, bir rüyâ gördü. Rüyâsında Peygamber efendimiz ile hazret-i Ali yanyana oturmuşlardı. Yanlarına vardı ve diz çöküp oturdu. Hazret-i Ali ona; "Ey oğlum! Sana cenâb-ı Hak tarafından ceddin Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) sünnetini, takvâ yoluyla öğretmen için Rûm iline gitmen işâret olundu. Önünde giden nûrdan üç kandil belirecek, o kandiller nerede gözünden kaybolursa orada kalacaksın. Mezârın da orada olacak" dedi. Emir Sultan uykudan uyanınca; "Demek ki takdir-i ilâhi böyle" diyerek yola çıktı. Hazret-i Ali'nin dediği gibi, üç kandil ona kılavuzluk etti. Bursa'ya geldiği zaman, önündeki nûrdan üç kandil, pınar başında üç servi civârında fakirler için tahsis edilmiş eski bir kilisenin yanında kayboldular. Böylece Emir Sultan Bursa'ya yerleşti.