Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.606.662
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
26 Şubat 1618 günü babasının yerine tahta geçen amcası birinci Mustafa'nın rahat sızlığı yüzünden tahtı bırakmaya mecbur olması üzerine Osmanlı sultânı oldu.İkinci Osman'ın tahta çıkışının ilk aylarında İran ile barış antlaşması imzâlanarak harbe son verildi. 1620 yazında Halil Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması İyonya Denizini kuzeye doğru geçerek Otranto Boğazında Adriyatik'e geldi. Dıraz üssünde iki İtalya gemisini ele geçirdi. Daha sonra batıdan doğuya doğru Adriyatik Denizine geçerek Manfredonia Körfezine girdi ve İtalya'ya asker çıkardı. Kısa sürede Manfredonia liman ve şehrini fethetti. Halil Paşa bu zaferini Pâdişâha ve husûsi bir mektupla da şeyhi Üsküdarlı Aziz Mahmûd Hüdâi hazretlerine bildirdi ve çok hayır duâ aldı.Bu sırada Boğdan Voyvodası Gratiani Osmanlıya karşı cephe almıştı. İhâneti üzerine azledilen Gratiani Lehistan'a sığındı ve büyük destek gördü. Bu devletten aldığı 50-60 bin kişilik bir kuvvetle Osmanlı topraklarına saldırdı. Ancak Özi Beylerbeyi İskender Paşa, süratle harekete geçip bu kuvvetleri Turla Nehrini geçerken imhâ etti. Düşman ordusundan 120 top ile arabalar dolusu zahire ganimet olarak alındı.
Osmanlı Devletinin yaşadığı en büyük felaketlerden biri de 1828-29 Rus savaşıdır. Fakat bu savaşta Silistre kalesi, destanlaşan bir müdafaa yaparak Rus ordularını burada durdurdu. Kırk bin kişilik bir Rus ordusu, 26 Nisan günü, o zaman Osmanlı toprağı olan Boğdan, (Doğu Romanya) topraklarına girdiler. Kısa zamanda Bütün Romanya'yı ele geçiren Ruslar, 28 Temmuz'da, Tuna kıyısındaki Silistre kalesini kuşattılar. Kaleyi savunan çok az sayıdaki Nizam-ı Cedid askeri, üst üste yaptığı baskınlarla Rus ordusu na büyük zayiat verdiriyordu. Düşmanın açtığı yoğun top ateşiyle surlar delik deşik oluyor, fakat buralara mevzilenen askerlerimiz, top atışları kesilince karşı hücuma geçiyor, koca Rus tümenlerine saldıran ufacık taburlar, tarihe geçecek destanlar yazıyorlardı. Nihayet 40.000 kişilik koca Rus ordusu, herbiri aslan kesilmiş ve şehid olmak arzusu ile düşmana saldıran neferlerin savaştığı birkaç alaydan ibaret Osmanlı birliklerine fazla iç dayanamadı ve Kasım'da kuşatmayı kaldırarak geri çekilmek zorunda kaldı.
Kale’î hazretleri, Şafiî mezhebi kelâm, fıkıh ve usûl âlimlerindendir. İsmi, Abdullah bin Halîl’dir. 760 (m. 1359) senesinde Şam kalesinde doğdu. Burada meşhur âlimlerden ilim tahsil etti. Mısır’a gidip oranın büyük âlimlerinden de ilim öğrendi. Sonra Şam’a geldi. El-Akîbet-ül-kebîre isimli zaviyesinde ders verirdi. 833 (m. 1430) senesinde Şam’da vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Ebü’l-Ferec hazretleri Hanbelî mezhebindeki hadîs, tefsîr, fıkıh, usûl-i fıkıh âlimlerinin meşhûrlarından olup hikmetli sözler söyleyen, gayet güzel vaaz veren, kerâmetler sahibi bir zât idi. İsmi, Abdülvâhid bin Muhammed’dir. Horasan şehrinde doğdu. 486 (m. 1093) senesinde Şam’da vefât etti. Kâdı Ebû Ya’lâ’dan, Hanbelî fıkhının ince bilgilerini öğrenmiş ve büyük fıkıh âlimi olmuştur.
Tâczâde Sadi Çelebi Osmanlı âlimlerindendir. 922 (m. 1516) senesinde vefât etti. "Hayr-ül-ahkâm" isimli eserinde buyuruyor ki:
Trablusşam Nakib-ül-eşrâfı Şeyh Abdülfettâh Zağbi Efendi, Yûsuf Nebhâni hazretlerine şöyle anlatmıştır:
Bir defâsında bir arkadaşımız hastalanmıştı. Abdullah ibni Şeyh Hıdır ez-Zağbi'yi de yanımıza alıp ziyâretine gitmek istedik. Onu götürmekten maksadımız hastanın bereketlerinden istifâde ederek şifâya kavuşması idi. Ancak gitmek istemedi. Çok ısrar edince kabûl edip bizimle geldi. Hastanın yanına vardığımızda, şiddetli hastalığından hiç bir eser kalmadı. Ayağa kalkıp bizi karşıladı. "Hoş geldiniz." deyip konuştu. Ziyâreti yapıp yanından ayrıldık. Ayrılıp giderken yolda Şeyh Abdullah hazretleri; "Ben ölüyü diriltemem." dedi. Bu sözüyle ziyâretine gittiğimiz kişinin öleceğine işâret etmişti. Dedim ki: