Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.603.855
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Keçecizâde Fuad Paşa'nın sadrâzamlığında İstanbul'un Ermeni zenginlerinden biri ölmüştü. Katolik Ermeniler, bu kişinin ölümünden az evvel Katolik mezhebine girdiğini söylüyorlardı. Gregoriyenler ise, onun kendi mezheplerindeyken öldüğünü iddiâ ediyorlardı.Ölünün çok zengin olması sebebiyle, her iki kilise, iddiâlarında ayak diretiyorlardı. Münâkaşa, ihtilaf ve gürültü çıkaran Katoliklerle Gregoriyenler, büyük kavgalara girmek üzereyken mesele hükümete aksettirildi. İki taraf da sadrâzamdan hakem olmasını ricâ ettiler. İnce zekâ, zarâfet ve hazırcevaplığıyla şöhret bulan Sadrâzam, önce Katolik Ermenileri dinledi ve meseleyi iki soruyla halletti... İlkönce Katoliklere dönerek:" Müteveffânın Katolik olarak öldüğüne emin misiniz? diye sorunca onlar, hemen cevap verdiler:" Tamamıyla eminiz! Sadrâzam ikinci soruya geçti: " Demek ki mütevaffânın rûhuna siz sahip çıkıyorsunuz?" Evet!" O halde insaf edin, cesedi de Gregoriyenlerin olsun!
Kanuni kumandasındaki Osmanlı ordusu Viyana önlerinde bir an geri püskürtülünce, o zamana kadar sessiz duran kiliselerin çanları sevinçle çangırdamaya başladı. Kanuni Sultan Süleyman, esir olan Avusturya ordusu bayraktarı Von Sedlitz'den bunun sebebini sordu. Von Sedlitz:"Sizi geri püskürtmenin verdiği sevinçtir" cevabını verdi. Bozgu nun verdiği acıya rağmen Kanuni, Von Sedlitz'in bu cesaretinden hoşlandı. Bu sebepten ona ve arkadaşlarına iftihar elbisesi giydirerek:"Artık serbestsiniz" dedi ve gitmelerine izin verdi.
Dârekî hazretleri Şafiî mezhebi fıkıh âlimlerindendir. İsmi, Abdülazîz’dir. Dârekî nisbetiyle meşhûr oldu. 286 (m. 899)’da İran’da İsfehân’ın Dârek köyünde doğdu. 375 (m. 985) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Yaşadığı devirde Şafiî âlimlerinin imâmı, en büyüğü idi. Rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “İnsanlar, (Lâ ilahe illallah, Muhammedün Resûlullah) deyinceye ve bizim kabûl ettiklerimizi beğeninceye ve kestiklerimizi yiyinceye ve namazlarımızı kılıncaya kadar onlarla harp etmeye emrolundum. Böyle yaparlarsa, onların kanlarına ve mallarına haksız yere dokunmak bize haram kılındı. Artık onların hesabı, Allahü teâlâya âittir.”
Ebü'l-Hasen ibn-i Ebi Şeybe hazretleri hadis ve tefsir âlimidir. 156 (m. 773) yılında Kûfe'de doğdu. İlk tahsilinden sonra Irak, Şam, Mekke ve Rey'e gitti. Sonra Bağdat'a yerleşti. Süfyân bin Uyeyne, Abdullah bin Mübarek gibi âlimlerden ders aldı ve çok talebe yetiştirdi. 239'da (m. 853) vefat etti. Şöyle buyurdu:
Seyyid Atâ hazretleri Türkistan'ın büyük velîlerindendir. İsmi Ahmed'dir. Seyyid Atâ diye meşhûr olmuştur. Seyyid olup Yeseviyye yolu mensuplarından Zengî Atâ’nın'nın dört büyük halîfesinden biridir. Buhârâ’da doğdu. Zengî Atâ’nın sohbetlerinde yetişti. Zengî Atâ Seyyide husûsî iltifât etti. Az zamanda irşâd mertebesine ulaştı. Ahmed Yesevî hazretlerinin, Zengî Atâ silsilesiyle gelen yolunun devâmını teşkil eden iki halkadan biri oldu. 1302 (H.702) senesinde Harezm yakınlarında Hakîm Atâ denilen yerde vefât etti.
Merv'de bir yıl ticâretle uğraşır, kazancının hepsini fakirlere dağıtırdı. İkinci yıl İslâmiyet'i yaymak için cihâda, düşmanla harbe giderdi. O, medresede müderris, hoca; câmide vâiz, şehirde tüccâr; harbde büyük bir kahramandı. Kılıç ve kalem sâhibi idi. Kalemiyle cihâda dâir eser yazdı, kılıcıyla da dillere destan olan kahramanlıklar gösterdi.
Abbâsiler devrinde Bizanslılarla yapılan harplerden birine katılmıştı. Abbâsi ordusu sessiz, sâkin ve aydınlık bir gecede Tarsus'un kuzeyinde karargâh kurmuştu. Tarsus'un sırtlarında İslâm ve Bizans orduları görünüyordu. İki taraf da kendilerini kuvvetli göstermek için alevleri göklere yükselen ateşler yakmışlardı. Bu ateş ocaklarından birinin etrafında tepeden tırnağa silâhlı askerler hilâl şeklinde oturmuşlar, ortalarında ise ince yapılı, nûrâni yüzlü bir zat onlara ders anlatıyordu. Kimse vaktin nasıl geçtiğinin farkına varmamıştı. Sözü kesip, duâsını yapınca istirahate çekildiler.