Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.545.075
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Sultan Ahmed, Şeyhi Aziz Mahmud'a bir hediye sunmak istiyordu. Mürşidinin kendisin den bu hediyeyi kabul etmesi onu çok memnun edecekti. Sultan Ahmed bir gün kendine uygun gördüğü bir hediyeyi Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerine gönderdi. Ama Şeyh Hazretleri kabul etmedi. Şüphesiz bu kabul etmeyiş, sultana karşı bir tavır anlamına gelmiyordu. Evliyanın büyüklerinden çoğu prensip olarak hediye kabul etmezdi. Bu, büyük insanların dünya malına hangi gözle baktıklarını, başkaları için ulaşılmaz sayılan şeylerin nazarlarında hiçbir değer taşımadığını ifade etmenin bir yoluydu. Sultan Ahmed şeyhi Hüdayi'nin kabul etmediği hediyeyi yine bu devrin evliyasından Abdülmecid Sivasi'ye gönderdi ve o da kabul etti. Kendisine, padişahın aynı hediyeyi Aziz Mahmud Hüdayi'e sunduğu ama kabul etmediği de hatırlatıldı. Sivasi Hazretleri gerçek büyüklere yakışır bir tutum ortaya koydu: "Hüdayi Hazretleri bir karga değildir ki leşi kabul etsin" dedi. Aziz Mahmud Hüdayi'ye de "Sizin kabul etmediğiniz hediyeyi Şeyh Sivasi kabul etti" dediler. Şu cevabı verdi: "Onun için hiç bir mahzuru yoktur. Çünkü o öyle büyük bir ummandır ki bir parçacık çamurun kendini bulandırmayacağını bilir."
Bazı tarihçilerin, kerametlerini yazdıkları Sultan I. Mustafa Han, bir gün sarayın bahçe sinde gezerken bostancıbaşıyı yanına çağırdı. İleride bir tümseği göstererek:"Şu tümseği kaz. Altında canlı bir kuzu bulacaksın. Onu al ve bana getir" dedi. Buna şaşıran bostancıbaşı çekingen davrandı. Padişah emrinde ısrar etti ve:"Bre, tümseği kaz dedik, emrimiz niçin dinlenmez?" deyince bostancıbaşı hemen kazma kürek bulup, istemeye istemeye orayı kazdı. Biraz sonra gördüğü şey karşısında şaşırıp kaldı. Toprağın altından, gerçekten de nazlı nazlı bakan canlı bir kuzu çıktı. Şaşkın lıktan kurtulmaya çalışarak kuzuyu kucağına aldı ve Padişaha getirdi. Sultan kuzuyu bir müddet okşadıktan sonra bostancıbaşıya vererek, "Al bunu besle" dedi.
Hasan Feyzi Efendi, on dokuzuncu yüzyılda yaşayıp, Denizli civarında halka İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatan din büyüklerindendir. 1885 yılında vefât etmiştir. Türbesi Denizli'nin Kuşpınarı Mahallesinde kendi yaptırdığı câminin yanındadır.
Hasan Feyzi Efendi sohbetlerinde daima İmam-ı Rabbâni hazretlerinin Mektubat kitabından okurdu. Vefatından önceki son sohbetinde şunları şöyledi:
İbn-i Sükkere hazretleri Endülüslü (İspanya) hadis, fıkıh ve kıraat âlimidir. 454 (m. 1062)'de Sarakusta'da (Zaragoza) doğdu. Sarakusta (Zaragoza), Belensiye (Valencia) ve Meriye'de (Almeria) tanınmış âlimlerden fıkıh ve hadis öğrendi. Sonra Tunus'a, Mekke'ye, Bağdat'a ve oradan İran'da Nişabur'a gitti ve burada talebe yetiştirdi. 514 (m. 1120)'de burada vefat etti.
Bir kimse zalim bir hükümdarın elinden kaçıyordu. Yakalanırsa cezalanacaktı. Oturdu, Peygamber aleyhisselama bin salevat okudu...
Peygamber "sallallahü aleyhi ve sellem" efendimiz buyurdu ki: Bir gün dört büyük melek geldi. Cebrail aleyhisselam dedi ki:
(Ya Resulallah, sana her gün on salevat getirenin elinden tutar, sıratı kuş gibi geçiririm.) Mikail aleyhisselam dedi ki:
(Ben de, ona, Kevser havuzundan kana kana içiririm.) İsrafil aleyhisselam dedi ki:
(Ben de, onun affı için başımı secdeye koyarım. Allahü teâlâ onu affetmedikçe başımı secdeden kaldırmam.) Azrail aleyhisselam dedi ki:
(Ben de, onun ruhunu, Peygamberler gibi kabzederim.) Peygamber efendimiz de;
(Bu ne büyük lütuf ve ne büyük bir ihsandır ya Rabbi) dedi.
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır'ı fethettiğinde bir süre orada kalır. İdareyi eline alıp kendi hâkimiyetini yerleştirmek için bu elzemdir. Bu sırada bir çadırda kalıyor. Çadırı süpürüp temizleyen, yemeği yapan Mısırlı bir cariye vardır ki, Yavuz Selim Han sabah çıkınca, cariye geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip yemekleri hazırlayıp gidiyor, akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyor. Cariye nasıl olduysa bir kaç defa Yavuz Sultan Selim Hanı görür ve Ona âşık olur. Lâkin ümitsiz bir aşk. Zira bir tarafta koskoca Cihan Padişahı Halife-i Rûy-i Zemin, diğer tarafta basit bir cariye... Fakat cariyenin aşkı dayanılmaz seviyeye ulaşıp da kalbine sığmaz hale gelince, ne yapacağını bilemez halde Halifeye açılmaya karar verir.