Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.547.638
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Osman Gâzi'nin, oğlu Orhan Gâzi'ye: "Istanbul'u al, gülzâr yap" diye vasiyet ettigi rivayet edilir. Uzun yıllar sonra, torunlarından II. Murad, bir gün sabah namazını kılmış, seccadesinde Kur'ân-ı Kerim okuyordu. Sûre-i Muhammed'i bitirmek, Sûre-i Feth'e baslamak üzereydi ki bir oğlunun daha dünyaya geldigini müjdelediler. Murad Han Gazi: "Ravza-i Murad'da bir gül-i Muhammedi açti" dedi ve sevinç gözyaşları döktü. Hicret'in 835. yılıydı. Ve 12 Recep 835 Cuma günü, vezirlerin, emirlerin ve âlimlerin hazır bulunduğu bir toplantıda, iki rekât şükür namazı kıldıktan sonra, kucağına verilen kundaklı bebeğin kulaklarına tekbir ve ezanlarla üçer defa "Mehmed" diye seslendi: "Şu Sehzâde Mehmed'imin kudûmü şânına âleme gülâb-i meserret saçılsın" dedi. Mehmed, iki cihan Peygamberi'nin adıydı ve "gül" Peygamber Efendimiz'in remziydi. Şehzâde Mehmed'in ebesinin adı Gülbahar'dı. Eşlerinden birinin adi Gülşah, birinin adı da yine Gülbahar'di. Ve dünyanın en güzel gülü onun ellerinde açıldı: İstanbul! Osman Gazi'nin vasiyeti yerine gelmis, İslâmbol "gülzâr" yapılmıştı. Bir gün nakkaş Sinan Bey, Hz. Fatih'in bir portresini yaptı; bir gül kokluyordu Hz. Fâtih, pek zarif bir gül. Büyük mânâlar taşıyan bir gül...
"Osmanlı Sultanı Abdülaziz Han Hazretlerini Paris'te görmek ve ağırlamakla büyük şeref duyacağımızı...Temmuz 1867 başlarında açılacak "Exposition" Büyük Paris Fuarını teşriflerinizi... Bu hususta vaki emir ve arzularının İstanbul sefarethanesi ne ulaştırılmasını... Yüksek takdirlerinize, daimi saygılarımızla arz ederiz... Fransa İmparatoru Napoleon III"Fransız elçisi, kraliyet davet mektubunu sunarken çok heyecanlıydı. Kont Bourrée:-Sultan hazretlerini bütün Paris ve bütün Fransa, samimi bir heyecanla beklemekte dir...diyebildi. Başmabeyinci:-Efendimize arzederiz...cevabını verdi.Üç gün sonra İngiltere Büyükelçisi de, bir Resmi Davet Mektubu" takdim etti. Kraliçe Victoria da, "Yeryüzü Müslümanlarının Halifesi"ni Londra'da ağırlamak istiyordu.Abdülaziz Han kararsızdı. Yakınlarıyla istişare etmek lüzumunu hissetti:-Bu güne kadar hiçbir Osmanlı Sultanı, Payitahtı terk eylememiştir.
İbn-i Kavvâm hazretleri, Şafii mezhebi fıkıh âlimidir. 1188 (H.584) senesinde Irak'ta Meşhed-i Sıffin'de doğdu. Limni şehrine giderek orada ilim öğrendi. 1259 (H.658) senesinde Haleb'e yakın olan Alem köyünde vefât etti. Vasıyeti gereği, on iki sene sonra Şam'da Kâsiyûn Dağındaki kabristana nakledilip oraya defnedildi...
İbn-i Kavvâm hazretleri sohbetlerinde ekseri fıkıh ahkamını öğretirdi. Vefatından önceki son dersinde buyurdu ki:
Hâce Dehkân-ı Kılleti hazretleri, aslen Buhârâlıdır. On üçüncü asrın ortalarında vefât etmiş olup, kabri Buhârâ yakınlarında Hakriz Hisârında Ayyâr Burcu yakınındadır.
Hace Evliyâ'nın önceki hocası, onu Abdülhâlık-ı Goncdüvâni'nin sohbetlerinden vazgeçirmeye, bu yolda ilerlemesine mâni olmaya çalıştı ise de başaramadı. Bunun için her gördüğü yerde kendisine hakâret ediyor, ayıplıyor, dil uzatıyor ve ağır sözler söylüyordu. Hâce Evliyâ ise hiç cevap vermeyip sabrediyordu...
Ebû Abdullah Muhammed Kuraşi rahmetullahi aleyh, Mâliki mezhebi fıkıh âlimlerindendir. Fas'ta, Fes şehrinde 750 (m. 1349)'da vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Sultan Mahmut, bir gece yalnız başına şehri dolaşırken bir grup hırsıza rastladı.Hırsızlardan biri:- Ey Adem oğlu sen kimsin, diye sordular.O' da:- Bende sizlerden biriyim, dedi.Daha önce onu hiç görmedikleri halde, her biri, diğerlerinden birinin arkadaşı olacağı zannı ile padişaha ilişmedi, "yabancı biri olsa, hiç tanımadığı, kılıklarından halleri belli olan böyle bir topluluğa kolayca yanaşıp ta; bende sizdenim, diyebilir mi hiç" düşüncesi rahatlattı herkesi. İlişmediler, kabullenip kendi haline bıraktılar.