Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.648.411
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
14.cü Osmanlı Padişahı I. Ahmed Han, 14 yaşında tahta çıkmış ve 14 sene hükümdarlık yaptıktan sonra 28 yaşında vefat etti. Ölüm döşeğindeyken hocası Mustafa Efendiye dönerek:
"Hocam, 28'de kaç 14 vardur" dedi. Mustafa Efendi:
"İki defa devletlû hünkarım" cevabını verdi.
Tam bu sırada, kendi yaptırdığı Sultanahmed camiinin minarelerin den ezan sesi gelmeğe başladı. Sultanın hocası, padişahın, cami inşaatı sırasında eteği ile toprak taşıdığını hatırladı. İşçilere şevke getirmek için her hafta inşaata gitmiş ve eteği ile toprak taşımıştı.
Ezan sona erince Sultan Ahmed ayağa kalkmak ister gibi davrandı. Mustafa Efendi telaşla sordu:
"Ne oluyorsun Devletlû?" dedi. Padişah:
"Toprak taşımaya giderim hocam!..." dedikten sonra Kelime-i Şehadeti söyleyerek sırtüstü düştü. Hocası yanına gittiğinde ruhunu teslim etmişti.
Osmanlı hükümdarları zaman zaman memleketin dâhili vaziyetini bizzat teftiş ve kontrol için tebdil-i kıyâfetle halk arasına karışırlardı. Sultan IV. Murad ile III. Mustafa Hânlar'ın sıkça tebdil gezdiklerini tarihler kaydederler.Sultan Mustafa Hân bir bahar günü derviş kıyâfetiyle çarşıyı pazarı dolaşmış ve yorgunluk gidermek üzere kırlara doğru yürümeye başlamış. Samatya taraflarında bir tepecik üzerinde oturmuş dinlenirken, musâhibi Nakşi'nin taşıdığı dürbünü isteyip bir müddet çevreyi temâşâ etmiş. Meğer uzaklarda bir kadınla bir erkeğin sarılıp öpüştüklerini görmesin mi!?.. Nakşi'ye seslenmiş:" Derhal git! Şu karşıdakiler kimlerdir, öğren gel!..Nakşi emri yerine getirip nefes nefese dönmüş ve:" Efendimiz, demiş, bunlar hayli zamandır birbirlerini görmeyen iki kardeş imişler. Oracıkta rastlayınca dayanamayıp sarmaş dolaş olmuşlar. Zât-ı şâhâneye de arz-ı ihlâs eylediler.Pâdişah gülmüş:" Nakşi! Yalan söyledin amma, zararı yok; bir yalanla iki kelleyi birden kurtardın, demiş
Sa'id Efendi Yetmişikinci Osmanlı Şeyhülislâmıdır. ''Mirzâ-zâde'' diye şöhret bulmuştur. 1122 (m. 1710) senesinde İstanbul'da doğdu. 1188 (m. 1774) senesinde aynı yerde vefât etti. Resûlullah Efendimizi (sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem) vesile ederek, Allahü teâlâdan bir şey istemek mevzûunda şunları anlattı:
Haleb'de dünyâya gelen Hüseyin bin Ahmed el-Musuli hazretleri, küçük yaştan itibâren ilim tahsil etti. Zamânındaki âlim ve velilerin ilim meclislerinde ve sohbetlerinde bulundu. Musul'a gelip orada yerleşti. Zâhiri ve bâtıni ilimlerde yüksek bir âlim ve tasavvuf yolunda olgun bir veli oldu. Bilhassa Şâfii fıkhında âlim idi. İnsanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlattı. Onların dünyâ ve âhirette saâdet ve mutluluğa kavuşmaları için gayret etti...
Bu mübarek zatın, pek çok kerâmeti görüldü. Ömrünün sonuna doğru hac farizasını yerine getirmek için Mekke-i mükerremeye gitti ve 1506 (H.912) senesinde orada vefât etti...
Atâ bin Yesâr hadis âlimlerindendir. Çok hadis-i şerif rivâyet etmiştir. Bu ilimde bir hazine idi. Rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte, "İnsanların en iyisi, borcunu en iyi şekilde ödeyenlerdir" buyuruldu.
İmam Yafii hazretleri, Ravzu'r-Reyahin kitabında şöyle nakleder:Malik bin Dinar Hazretleri anlatıyor:
Basra'da küçük bir grubun bir cenazeyi taşıdığını gördüm. Cenazeyi uğurlayan başka kimse de yoktu. Neden cenazeye katılım olmadığını sordum. Dediler ki:
- Bu adam büyük günahkâr, asi ve ömrünü boşa harcamış biriydi. Ben de cenazenin namazını kıldım ve kabrine indirdim. Sonra bir gölgeliğe çekildim. Uyuyakalmışım.