Benden Sonrası Için Size Iki Şey Bırakıyorum
Ali bin Sâlih hazretleri Tebe-i tâbiînden büyük bir hadîs âlimidir. Doğum târihi bilinmemektedir. Kûfelidir. 151 (m. 768) târihinde vefât etti. Naklettiğ hadis-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.436.444
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ali bin Sâlih hazretleri Tebe-i tâbiînden büyük bir hadîs âlimidir. Doğum târihi bilinmemektedir. Kûfelidir. 151 (m. 768) târihinde vefât etti. Naklettiğ hadis-i şeriflerden bazıları:
28 Mayıs 1453...İstanbul'un fetih gününün arefesi...Topkapı surları dışında kurulmuş Osmanlı çadırlarında meşaleler sabahlara kadar yanarken, Anadolu sipahilerinden, Azep askeri olan Ulubatlı Hasan'ın heyecanı da son raddelerine gelmişti. İstanbul'u muhasara eden Osmanlı askerinin kumandanı, Sultan I. Mehmed Han ise bütün hazırlıklarını tamamlamıştı. Toplar sabaha kadar aralıksız ateşe devam edeceklerdi. Kara tarafında, 100.000 kişilik bir kuvvet, ordugahın sağ tarafında, yaldızlı kapı karşısında, 50.000 kişilik diğer bir kuvvet ise sol cihette dizilmişlerdi. Padişah ise, 15.000 Yeniçeri ile merkezde idi. 70'den fazla harp gemisi de limanda idi.
Biliyorsunuz hayatı muhteşem zaferlerle dolu olan Yavuz, genç yaşında küçücük bir çıbana boyun eğer. Son nefesini verirken Hasan Can yanındadır. Yavuz sorar:-Hasan bu ne hal?-Şimdi Allah ile olacak zamandır sultanım.-Ah be Hasan. Sen bunca zamandır, bizi kimle bilirdin? Yavuz'un konuşmaya mecâli yoktur. Mushaf-ı şerifi işaret eder. Hasan Can o berrak sesiyle Yasin-i Şerif'e başlar. Yine volkanlar coşar, sular akar. Sultanın yüzünde huzurun izleri hâlelenir. Sonra latif bir tebessüm yayılır. Koca sultan ayan beyan güler, belki de ilk kez böyle güler... "Nasıl bre?" Mısır seferine çıkacakları gün kayıkla Üsküdar'a geçerler. Nedendir bilinmez Sultan, yoldaşına takılır. "Hasan Can kahvaltı yaptın mı?"
Dede Ebû Ya'zi Magribi hazretleri evliyânın meşhurlarındandır. Horasan'da doğdu. Bağdad'da Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin sohbetlerinde yetişti. İcazet verilerek sonra Fas'a gitti. Magrib evliyâsının büyükleri ondan feyiz aldılar. On ikinci asrın son yarısında Fas'ta Bâit kasabasında vefât etti.
Abdurrahmân Câmi hazretleri büyük velilerden olup "Mevlânâ" nisbetiyle meşhûr oldu. Anadolu'da Molla Câmi diye tanınmaktadır. 1414 (H.817) de İran'ın Câm kasabasında doğdu. Beş yaşında Muhammed Pârisâ hazretlerinin huzûruna götürülüp, teveccühe kavuştu. Semerkand'da Hâce Ali Semerkandi'nin, Şihâbüddin'in ve Mevlânâ Cüneyd-i Usûli'nin derslerine devâm etti. Bu sırada Herat'ta, meşhûr astronomi âlimi Ali Kuşçu ile görüştü. Herat'ta Sâdüddin-i Kaşgâri hazretlerinin sohbetlerine devam ederek tasavvufta yüksek derecelere ulaştı. Onun halifesi, vekili oldu. 1492 (H.898) senesinde vefât etti.
Seyyid Ahmed Buhâri hazretleri İstanbul'un büyük velilerindendir. Buhârâlı olup Peygamber efendimizin torunlarındandır. Küçük yaşta Hâce Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerine talebe oldu. Onun hasta kalplere şifâ veren sözleriyle yetişti. Hizmetiyle şereflenip, teveccühlerine kavuştu. Hocasının işâretleri üzerine yine hocasının halifelerinden Abdullah-ı İlâhi ile berâber Anadolu'ya geldi. Kütahya'nın Simav kazâsında talebe yetiştirdiler. Sonra Ahmed Buhâri İstanbul'a geldi ve Fâtih Câmiinin batısında bir yere mescid yaptırdı. İstanbulluları irşâda, yetiştirmeye başladı. 1516 (H.922) senesinde vefât etti.
Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri Mesnevi'de şöyle bir hikaye anlatır: ıki atlı arkadaş yola çıkmışlar. Fakat birisi âmâ imiş. Giderlerken âmâ olan şahıs, kamçısını düşürmüş. Fakat arkadaşına itimad edemediği için, yerden almasını söylememiş, inmiş atından el yordamıyla kamçıyı aramış. Derken, kendi kamçısını bulamamış ama eline ondan daha güzel yumuşak bir şey geçmiş. Bu kamçı daha güzelmiş diyerek alıp atına binmiş. Fakat o kamçı diye bulup aldığı, gecenin soğuğundan hareketsiz duran bir yılanmış. Derken biraz sonra hayli ilerlemiş olan arkadaşına yetişmiş. Arkadaşı sormuş