Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.543.728
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Sultan Murad Hüdavendigar'ın Edirne'yi fethi, Osmanlılara Balkan fetihlerinin yolunu açtı. Lala Şahin Paşa, Bulgaristan'a girerek Filibe'yi, komutanlarından Evrenos Bey ise Serez'i aldılar (1363). Yeni fethedilen yerlere Türkler yerleştirildi. Edirne ve Filibe'nin fethi üzerine Hristiyan dünyası büyük bir telaşa kapıldı. Çünkü 550 sene önce Müslümanlar, Cebelitarık boğazını geçip İspanya'ya girerek kısa zamanda bütün yarımadayı fethetmişlerdi. Aynı şekilde Balkan yarımadasının da Osmanlıların eline geçmesi yakındı. Osmanlıları derhal Balkanlardan atmak için yeni bir haçlı seferi düzenlenlendi.
Çanakkale savaşı'ndayız. Mülazım Emin , çiçeği burnunda bir harbiye'li. Mektebi bitir miş, cepheye sürülmüş. Gönderildiği alay, ateş hattında kırılıyor, ama ne kırılıyor, gençler yiğitler biçiliyor. Bir zaman, geriden ikmal getirerek işi idare etmek istiyorlarsa da gün oluyor, ikmalde yetmiyor. Alaydan arta kalanları derleyip, toplayıp İzmir'in Alipınar köyüne getiriyor lar. Acemiler gelecek , alay tamamlanacaki talim görecek ve yine cepheye sevkedilecek... Alay tamamlanırken, durumun nezaketi gereği, alışılmış kurallara pek aldırılmıyor, eli silah tutan herkes toplanıp Alipınar'a getiriliyor. Gelenlerin içinde Hacı Mesud da var. Yaşlıca, sessiz, sadasız, kendi halinde bir habeş. Trablusluymuş. Mülazım Emin'in Konyalı Aziz Çavuş diye bir çavuşu var, nedense bu Hacı Mesud'u hiç sevmiyor. Her sabah Emin Efendi'ye tekmil verirken sayıyor, döküyor, sözün sonunu" Bir de, hiç bir işe yaramayan şu pis Arap var" diye bitiriyor.
Bedir Harbinden sonra Eshabı kiram ile müşrikleri takipten karargâha dönen Sevgili Peygamberimiz, sual buyurdular: - Ebu Cehil'den bir haber var mı? Ölü mü, yaralı mı, kaçtı mı?
Muaz radıyallahü anh:
- Ebu Cehil'i merhum kardeşim Muavvez ile birlikte öldürdük ya Resulallah...
Ensar'dan Abdullah ibni Mes'ud, söz aldı:
- Ya Resulallah müsaade ederseniz meydanı bir gezeyim, ölü veya yaralı olup olmadığını şimdi öğreniriz.
Efendimiz izin verdiler.
Ebû İshâk-ı Şirâzi hazretleri, meşhûr âlim ve velilerdendir. 1003 (H.393) senesinde, İran'ın köylerinden biri olan Firûzâbâd'da doğdu ve orada büyüdü. İlk tahsiline Firûzâbâd'da başladı. Daha sonra Şiraz'da tahsiline devam etti. Ondan sonra ilim öğrenmek için önce Basra'ya gitti. Sonra, 1024 (H.415) senesinde, 22 yaşında iken Bağdât'a gelip ilim öğrendi...
Ebü'l-Hasen-i Kerhi hazretleri hadis ve Hanefi fıkıh âlimidir. 260 (m. 874)'de Irak'ta Kerh bölgesinde doğdu. 340 (m. 952)'de Bağdâd'da vefât etti. Alışverişte Müslümanları tehlikeye düşmekten kurtaran ictihâdı şöyledir:
Trablusşam Nakib-ül-eşrâfı Şeyh Abdülfettâh Zağbi Efendi, Yûsuf Nebhâni hazretlerine şöyle anlatmıştır:
Bir defâsında bir arkadaşımız hastalanmıştı. Abdullah ibni Şeyh Hıdır ez-Zağbi'yi de yanımıza alıp ziyâretine gitmek istedik. Onu götürmekten maksadımız hastanın bereketlerinden istifâde ederek şifâya kavuşması idi. Ancak gitmek istemedi. Çok ısrar edince kabûl edip bizimle geldi. Hastanın yanına vardığımızda, şiddetli hastalığından hiç bir eser kalmadı. Ayağa kalkıp bizi karşıladı. "Hoş geldiniz." deyip konuştu. Ziyâreti yapıp yanından ayrıldık. Ayrılıp giderken yolda Şeyh Abdullah hazretleri; "Ben ölüyü diriltemem." dedi. Bu sözüyle ziyâretine gittiğimiz kişinin öleceğine işâret etmişti. Dedim ki: