Hüseyin Hilmi Işık

(Rahmetullahi Aleyh)

Türkiye Gazetesi

e-Gazete (Bugün)

Türkiye Gazetesi

Bizim Sayfa (Bugün)

Toplam Ziyaretçi

17.269.634

Huzur Pınarı

Caliyet-ül Ekdar

Dinimiz İslam

Silsile-i Aliyye Büyükleri

Din Büyüklerine Itâat Etmemenin Netîcesi!

Ömerî Ali Efendi son devir Osmanlı evliyasındandır. Şam’da doğdu. 1904 (H.1322) senesinde Trablusşam'da vefât etti. Evliyâ bir zât olan babasının himâye ve terbiyesinde yetişti. Kendisinde küçük yaşlarda büyüklük ve evliyâlık hâlleri görülmeye başlandı. Henüz yirmi yaşlarında babasının emri üzerine Lazkiye'ye gitti. Câmiu Kerâmât kitâbını yazan Yûsuf Nebhânî hazretleri onun hakkında; "Bu zamanda hârikulâde hâlleri bu kadar çok ve sayılamayacak derecede olan başka birini bilmiyorum" demektedir.

Vehbi Tülek

Vehbi Tülek

1001 Osmanlı Hikayesi

Tüm Yazılar

Fatih’in Medreseleri

Fatih'in bilime olan hizmetlerine tanıklık eden anıtların en önemlisi, kuşkusuz camisinin etrafına yaptırdığı medreselerdir... Ancak ilk medrese eğitimi, fetihten hemen sonraki günlerde cami haline getirilen Ayasofya'da başlamış ve caminin yanındaki papaz odaları boşaltılarak öğrencilerin buralarda kalmaları sağlanmıştır. Molla Hüsrev'in başmüderrisliğe getirildiği bu ilk öğretim kurumunda, İstanbul'un ilk kadısı,Ayasofya'yı Cami olarak "tescil eden" Hızır Çelebi 'nin ilk müderrisler arasında bulunduğu görülmektedir. Bu sıralarda molla Zeyrek de müderris olarak Zeyrek camisinde derslere başlamıştır. (Türkiye Tarihi 2 s: 243) İşte İstanbul'da fetihten sonra öğretime başlayan ilk iki medrese bunlarrdır. Fatih medreselerinin yapımı bitince, Zeyrek'teki öğrenciler oraya taşınmış, Ayasofya'da ise öğretim sürdürülmüştür. Vakfiyesinde de belirtildiği üzere, Medaris-i Semaniye adı ile Fatih Camii'nin etrafında yapılmış olan bu yeni kuruluş, sekiz medrese ve her medresenin arkasında Tetimme adı verilen daha küçük sekiz medreseden oluşmaktadır. Ayrıca müderris ve öğrencilerin yararlanması için bir kitaplık, bir Darüşşifa ve bir de misafirhane bulunmakta idi. medreselerin her birinde "akli" ve "natli" bilimlerde birer müderris, Daruşşifada ise hangi ulustan olursa olsun iki hekim, bir göz hekimi, bir cerrah ve bir de eczacı görevlendirilmişti. Hekimlerin hastaları günde iki kez ziyaret etmeleri şart koşulmuştur.Fatih döneminde üzerinde durulması gereken önemli bir kuruluş da hızla geliştiği görülen bir yüksek okul niteliğindeki Enderun Okulu'dur. Bu kuruluş içinde askerlik, yöneticilik,güzel sanatlar bölümleri olduğu gibi, ayrıca bir de hastane bulunmakta idi. tanzimat dönemine kadar yaşadığı görülen Enderun Okulu'nda Galata Sarayı,Eski Saray ve Edirne Sarayı gibi sarayların orta dereceli saray okullarını bitirenler kabul edilmekte idi.

Vehbi Tülek

Vasif Efendi İspanya’da

Vehbi Tülek

Beni O Günlere Eriştirme

Vehbi Tülek

Türklerde Namus

Vehbi Tülek

Fransız seyyah A. de la Motraye 1727'de İstanbul'a yaptığı seyahati bir yazısında şöyle anlatır:"...Türklerin nâmuskârlığını yazmak için kendime vazife bilirim. Bir çok tanıdıklarımın başına geldiği gibi, dalgınlığımdan dolayı herkesten fazla benim başıma gelmiş bir hâl vardır: Bu dalgınlığıma rağmen Türk dükkânlarında hiç bir zaman tek bir meteliğim kaybolmamıştır; çünkü o gibi vaziyetlerde dükkâncılar peşimden koşturmuşlar ve hattâ eğer dalgınlığımın neticesini anladıktan sonra dükkâna dönmemişsem, unuttuğum şeyi iâde için Beyoğlu'ndaki ikâmetgâhıma kadar adam gönderip bir çok defâlar, beni aratmışlardır. Meselâ bir yelpazeci dükkânında Türklerin sıcaklarda kullandıkları yelpâzeler satılıyordu. Bir çoklarına baktım; düz deriden ve en harc-ı âlem olanlarından birini alıp parasını verdikten sonra çıkıp gittim.Bir gün tesâdüfen o dükkânın önünden geçerken yelpâzeci beni görür görmez çağırıp saatimi elime teslim etti.Ben bu Türk nâmuskârlığının daha yüzlerce misâlini sayabilirim: Bizzât kendi başımdan geçen vak'alar 30'dan fazla olduğu hâlde, bunların hiç birinde hiç bir zaman Türklerin nâmuskârlıktan ayrıldıklarını görmedim. Rumları bu bakımdan medh ü senâ edemiyeceğim için pek müteessirim..."

Sultan I. Murad Hanin Oğullarinin Sünnet Düğünü

Vehbi Tülek

Devlet İçinde Devlet Ya Da Düyun-u Umumiye

Vehbi Tülek

Bu Yüzden Kara Çaldim

Vehbi Tülek

Mimar Sinan Ve İstanbul’un Suyu

Vehbi Tülek

Bana Bir Tüfek Verin

Vehbi Tülek

Sultan Ii. Mahmud’un Rumeli Seyahati

Vehbi Tülek

Sultan I. Ahmed Ve Hediyesi

Vehbi Tülek

Yolumuzu Aydınlatanlar

TÜM YAZILAR

İlk Konak Beşik, Son Konak Kabir

Feridüddin Mes'ûd hazretleri Hindistan'da yaşamış olan Çeştiyye yolunun büyüklerindendir. 571'de (m. 1175) Mültan yakınındaki Kehtvâl'de doğdu. Medrese tahsilini tamamladıktan sonra Çeştiyye büyüklerinden Kutbüddin Bahtiyar hazretlerine intisab etti. İcazet verilerek Ecûdehen'de (Pak Pattan) insanları irşad için vazifelendirildi. 664'te (m. 1265) bura­da vefat etti. Bir sohbetinde geceyi ihyâ etmenin fazileti hakkında buyurdu ki:

Vehbi Tülek

Vehbi Tülek

Kabir Azâbından Allaha Sığınırız

Vehbi Tülek

Ebü'l-Kâsım Mekki el-Makdisi hazretleri Kudüs'te yetişen büyük hadis âlimlerindendir. 432 (m. 1040)'da doğdu. 492 (m. 1099) senesinde, Kudüs'te Haçlılar tarafından şehid edildi. Şöyle nakleder:

İhtiyar Şarkıcının Halis Tövbesi

Vehbi Tülek

Cepheden Cepheye... Abdülezel Paşa

Vehbi Tülek

Abdülezel Paşa, askerlik mesleğine âşık bir insandı. Çok gayretli ve çalışkan olduğu için; otuz yaşlarında subaylığa geçirildi. 1853-56 Kırım Harbinde, baştan sona bulundu. 1868 Girit İsyanının bastırılmasında görev aldı. 1872'de Sırbistan ayaklanmalarının bastırılmasında dillere destan kahramanlıklar gösterdi. 1877-78 Osmanlı-Rus Harbinde, Plevne Muharebelerindeki hizmetlerinden dolayı, Tuğgeneralliğe yükseltildi.

Meyân Mîr Hazretleri

Vehbi Tülek

Onlar, Melekler Gibi Görünmez Olurlar

Vehbi Tülek

İsâ Aleyhisselâma Iftira Atanlar

Vehbi Tülek

Cezûlî'nin delâil-ül-hayrât'ı

Vehbi Tülek

Ebû Ümeyye Bin Hâris

Vehbi Tülek

hayrın Anahtarı Sâbit El-benânî

Vehbi Tülek

Dini Hikayeler

TÜM YAZILAR
Abdullah El-acemî

Abdullah El-acemî

Zamânın sultânı Melik Zâhir Mücirüddin, bir defâsında Abdullah el-Acemi hazretlerinin köyüne gitmişti. Abdullah el-Acemi bahçelerde bekçilik yapıyordu. Melik onu bir bahçe içinde görüp:

"Ey Genç! Bize tatlı bir nar getir." deyince, bulunduğu bahçedeki bir nar ağacından nar koparıp götürdü. Melik kesip tadına baktı ve; "Bu nar ekşi sen nasıl bekçisin narın ekşisini tatlısını ayırd edemiyorsun?" dedi.

Abdullah el-Acemi kendisine âid olmayan meyvelerden hiç yemediği için, ekşisini tatlısını bilmiyordu. Melik'in sözleri üzerine hem üzüldü hem de mahcûb oldu. Gidip bir ağacın altında namaza durdu ve iki rekat namaz kılıp şöyle duâ etti: "Yâ Rabbi bana hangi narın tatlı olduğunu bildir, gidip Melik'e vereyim..."

Vehbi Tülek

Vehbi Tülek

Hizir Ve Gelin

Vehbi Tülek

Yirmi Saniyede

Vehbi Tülek

Bu Dünya Ona Da Kalmaz

Evliyalar Ölmez İmiş

Cimrilik Ve Nankörlüğün CezÂsi

Fani Dünya

Sarayda İftar

Sizin Rizkinizdan Kesilmiş

Başka Du Bilmez Misin?

Vehbi Tülek

O Kullarına Çok Merhametlidir

Vehbi Tülek

Abdullah-i EnsÂrî

Vehbi Tülek

Bu Dünya Ona Da Kalmaz

Vehbi Tülek

Bizi Hatirlayin!

Vehbi Tülek

Tüccarin Rüyasi

Vehbi Tülek