Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.567.816
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
I. Dünya savaşında, Osmanlı Ordusunun savaştığı cephelerden biri olan Galiçya'da, Ruslarla burun burunayız. Meşhur 15 Eylül 1916 taarruzuna hazırlık yapmakta olan sahra bataryalarımızdan biri, eteklerini saran bodur çalılıklar içinde yükselen çam ağaçlarıyla dolu olan Ulu Dağın tepesine bir gözcü göndermek mecburiyetinde... Gözcü, bu tepenin arkasında mevzilenmiş olan Rus askerinin durumunu, siperinden hücuma geçtiği takdirde uzanıp giden sırtın üzerindeki irili ufaklı tepelerin hangisinin arasından geçebileceğini, dalları arasında saklı bulunduğu bir çam ağacının tepesinden telefonla bildirecek. Tabii, kaderde tepenin arkasında mevzilenmiş ve her an dağın tepesinde bir Osmanlı hücumu için dikkat kesilmiş olan Rus askerinin kurşun yağmuruna hedef olmak da var. Batarya kumandanı sordu:-Bu fedakarlığı, gönüllü olarak gösterecek?-Ben hazırım kumandanım!..
Osmanlı pâdişâhı Sultan Selim Han Mısır'ı zaptettiği zaman, Cumâ namazını Ezher Câmiindekıldı. Cumâ namazını kıldıran hatib için yüz altın bağışladı. Bunu önceden öğrenen hatib, ogün Cumâ namazını kıldırma sırası kendisinde olan diğer hatib arkadaşından izin almıştı.Nöbetini devreden hatib, diğer arkadaşının altınlara kavuştuğunu görünce, söylenmeyebaşladı. O sırada orada bulunan Abdülvehhâb-ı Şa'râni aralarına girip, nöbetini veren hatibe;"Üzülme! Allahü teâlâ bunu sana kısmet etmemiş." dedi. O da; "Rızkımın kesilmesine buarkadaşım sebeb olduğu için kızıyorum." dedi. Abdülvehhâb hazretleri de; "O sebeb oldugörünüyorsa da, aslında sebeb o değildir. Arkadaşın ilâhi kudretin bir âletidir. Âleti kimhareket ettiriyorsa, hüküm onundur. Yoksa âletin değildir. Senin böyle söylemen, sopa iledövülüp de, sopayı vurana değil sopaya kızan adamın hâline benziyor. Hani sen her Cumâhutbelerinde; "Vallahi veren de Allahü teâlâdır, alan da. Yükselten de Allahü teâlâdır,alçaltan da..." demez miydin? Şimdi niçin bunun tersine göre hareket ediyorsun?" deyince, ohatib; "Üstâdım! Huccet ve isbâtlarınla beni susturdun." diyerek oradan ayrıldı.
Şerefüddin İbnü'l-Müstevfi hazretleri hadis âlimidir. 564'te (m. 1169) Kuzey Irak'ta Erbil'de doğdu. Burada ilim tahsilini tamamladıktan sonra Erbil Atabeyi Muzafferüddin Kökbörü'ye vezir oldu. Moğollar 634'te (m. 1236) Erbil'e hücum edince Musul'a göç etti. 637'de (m. 1239) Musul'da vefat etti. Buyurdu ki:
Mustafa İsmet Efendi, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin halîfesi olan Abdullah-ı Mekkî hazretlerinin halîfesidir. Rumeli’de Yanya’da doğdu. Abdullah-ı Mekkî hazretleri icâzet verdikten sonra Edirne'ye gönderdi. Daha sonra İstanbul'a gelen Mustafa İsmet Efendi, Fâtih Çarşamba'da bir dergah ve câmi inşâ ettirdi. Burada yetiştirdiği talebeleri arasında Memduh Paşa gibi devlet adamları, Ahıskalı Ali Haydar Efendi gibi meşhur zâtlar vardır. Abdülmecîd Han ve İkinci Abdülhamid Han tarafından ilmi takdir edilen Mustafa İsmet Efendi, bu pâdişahlar tarafından sık sık ziyâret edilirdi. 1872'de vefât eden Mustafa İsmet Efendinin kabri, yaptırdığı câminin bahçesindedir. Bir dersinde şunları anlattı:
Kadı Ebü'l-Velid İbn-ül-Furâdi, hadis, târih, edebiyat, neseb ve Mâliki mezhebi fıkıh âlimidir. 351 (m. 962) yılında Kurtuba'da doğdu. 403 (m. 1012) yılında şehid edildi...
Büyük çoğunluğu, yüksek rütbeli Osmanlı devlet adamlarından meydana gelen Hacc kafilesi, Fahr-i Âlem, Resul-i Ekrem, Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizi ziyaret yolunda. Çölde günlerdir süren yorucu yolculuk bitmek üzere. Medine'ye yaklaştıkları bir gecede son defa mola verildi. Kafiledekiler kısa süre içinde yorgunluktan uykuya daldılar. Ancak biri var ki, günlerdir uyku görmeyen nemli gözleri ile ufuklara dalmış, iki cihan güneşi sevgili Peygamber Efendimizin hasretiyle yanmış, kavrulmuş, Yusuf Nâbi bu. O gece, Resulullah'a bu kadar yakın olmanın hazzı içerisinde yerinde duramayıp gezerken... O da ne! Devlet büyüklerinden birisi, ayağını Hücre-i Saadet istikametine doğru uzatmış uyumuyor mu?