Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.543.982
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
İlk defa Avrupa'da Osmanlı Devletini temsil ederek şampiyon olan ve direğe bayra ğımızı çektiren büyük güreşçimiz Kara Ahmet, 1870 yılında Deliorman'ın Hezargrad kasabasında dünyaya geldi. Bir çok güreşçi yetişen Deliorman'da, Koca Yusuf, Adalı Halil gibi pehlivanlar elinde yetişti. İlk defa 1898'de Paris'te yapılan Dünya Greko-Romen güreş şampiyonasına katıldı. Fakat Fransız basını onu küçümsüyor ve mutlaka eleneceğini iddia ediyordu. Fakat ikinici güreşinden sonra Paris'teki gazeteler şöyle haberler yazmaya başladılar:"Önüne geleni yeniyor. Bahse girseydim kaybederdim. Fiziki yapısı yeterli görün müyordu. Yalnız, bir şeyi kabul etmek gerek. Bu Osmanlı, gerçekten neşeli ve çok sempatik. Güreşten zevk alıyor. Aynı zamanda çok da kuvvetli. Bu kuvveti nereden alıyor?"
Bir Ramazan günü, tebdil kıyafet sokağa çıkan Sultan II. Mahmud Bayezid Camiine geldi. Yanında sadece sekreteri Said Efendi vardı. Camide bir müddet kalarak namazlarını kıldılar, vaaz dinlediler. Sonra da cami içindeki bir mahfilde elbiselerini değiştirerek Padişah kıyafetini giydi. Camiden çıktıktan sonra bir köşede bekleyen seyisini çağırdı ve atına bindi. Padişah atına binip hareket edince, karşıdan bir neferin, elinde bir tepsi, üstünde iki kapaklı sahan ile karşıdan gelmekte olduğunu gördü. Biraz sonra nefer başını kaldırınca, tam önünde Padişahı gördü. Tepsiyi yere bırakamadı, padişahı da selamlayamadı. Şaşırıp kalmıştı. Durumu gören II. Mahmud, askere takıldı: "Evlat nedir bu hal? İkindi vaktinde, Ramazan gününde, sokak ortasında yemek mi yiyeceksin? Ayıp ve günah değil mi?" dedi. Asker mosmor olmuştu. Vaziyet çok müşküldü. Kekeleyerek: "Devletlim, bunu karakol zabitime iftarlık götürü yordum. Evinden hazırlamışlar, onu alıp gelmemi söyledi" diyebildi.
Said bin Müseyyib, Tâbiin devrinde Medine'de yetişen yedi büyük âlimden biridir. Bunlara "fukahâ-i seb'a" denirdi. Bunlar Tâbiin içinde, kendilerine en çok sual sorulan ve en çok fetvâ veren âlimlerdi.
Sa'id bin Zeyd (radıyallahü anh) aşere-i mübeşşereden, yani dünyâda iken Cennetle müjdelenen on sahâbiden biridir. 51 (m. 671) senesinde Medine'ye yakın bir yer olan Akik'te yetmiş yaşlarında vefât etti. Babası, İslâmiyetten önce Peygamber efendimizle görüşürdü, Allahü teâlânın kendine verdiği ilham ile putlara tapan insanların haline şaşar, putperestliğin şirk olduğunu, onlara kesilen kurbanların etinin yenemeyeceğini düşünürdü. Bu sebepledir ki, Sa'id bin Zeyd'e Peygamber efendimiz Müslüman olmasını söyleyince, hanımı Fâtıma ile birlikte hemen iman ettiler...
Kânûni Sultan Süleymân'ın vezir-i âzamı olan Rüstem Paşanın terzibaşısının kardeşinin oğlu olan Ali Efendi, Tırhala'dan getirilerek amcasının yanında yetiştirildi. Rüstem Paşa, 1548' de İran Seferinden dönerken Ankara yakınlarına gelince, Bayramiyye yolu büyüklerinden Hüsâm Efendiyi berâberindekilerle birlikte ziyârete gitti. Sohbet esnâsında orada bulunan larla tek tek tanışan Hüsâm Efendi, Terzibaşının yeğeni olan genç Ali Efendiye gelince onun ne işle meşgûl olduğunu sordu. Terzilik mesleğiyle uğraştığı söylenince, terzilerin piri olarak kabûl edilen İdris aleyhisselâma nisbetle ona İdris lakabını verdi. Ali Efendiyi hizmetine ve talebeliğe kabûl etti. Bir müddet Hüsâm Efendinin hizmetinde ve sohbetinde bulunan Ali Efendi, tasavvuf yolunda ilerledi. Daha sonra İstanbul'a gelen Ali Efendi, ticâretle meşgûl oldu. İlk zamanlar ticâret sebebiyle Belgrad, Filibe, Sofya, Edirne, Gelibolu gibi memleketlere gitti. Gittiği yerler deki âlim ve evliyâ zâtların sohbetlerinde bulunup tasavvuf yolunda yükseldi. Defâlarca hac vazifesini yapmak için Hicaz'a gitti. Oradan Yemen'e gitti. Son zamanlarında ticâreti bırakıp İstanbul Fâtih Çarşamba'da Mehmed Ağa Câmii yakınındaki evinde ikâmet etti. Ticâreti, emrinde bulunan kimseler yürüttüler.