Hüseyin Hilmi Işık

(Rahmetullahi Aleyh)

Türkiye Gazetesi

e-Gazete (Bugün)

Türkiye Gazetesi

Bizim Sayfa (Bugün)

Toplam Ziyaretçi

17.073.285

Huzur Pınarı

Caliyet-ül Ekdar

Dinimiz İslam

Silsile-i Aliyye Büyükleri

Şeytanın Ilk Itirâzı, Secde Etmemek Oldu!

Hâce Ahmed bin Mevdûd hazretleri evliyânın meşhûrlarındandır. 1113 (H.507) senesinde Afganistan'ın Çeşt beldesinde doğdu. 1181 (H.577)'de aynı yerde vefât etti. Evliyânın meşhûrlarından Hâce Mevdûd Çeştî hazretlerinin oğludur. Babasının ders ve sohbetlerinde yetişip kemale erdi. Evliyâlıkta üstün derecelere yükseldi. Babası onu kendine halîfe, vekil tâyin etti. Babasının vefâtından sonra, talebeleri yetiştirmekle vakitlerini geçirdi. Sohbetlerinde buyurdu ki:

Vehbi Tülek

Vehbi Tülek

1001 Osmanlı Hikayesi

Tüm Yazılar

Ii. Abdülhamid Han Ve Taşkesenli Ahmed Efendi

Ahmed Efendi görüşmediği halde Sultan Abdülhamid Han tarafından tanınmakta olduğu bilinmektedir. Erzurum Pasinler'in Tuylar köyünden bir zât, Sultan Abdülhamid Hanın ikâmet ettiği Yıldız Sarayında diğer bir arkadaşı ile birlikte nöbet tutmakta iken, Sultan bir ara balkona çıktı ve askerleri yanına çağırdı. Balkonun yanına gittiklerinde, Sultan diğer nöbetçiye hiçbir şey sormadan bir miktar para vererek hamama gitmesini söyledi. Sonra bu askerin gusletme imkânı bulamadan nöbete geldiği anlaşıldı. Erzurumluya dönerek; "Siz tarikat ehlisiniz. Hocanız kimdir?" diye sordu. Erzurumlu asker de; "Taşkesenli Şeyh Ahmed Efendi." cevâbını verince; "Evet o zâtla tanışıyoruz." diyerek içeri girdi. Biraz sonra da elinde bir Kur'ân-ı kerim ile geri gelerek Erzurumlu askere; "Bu Kur'ân-ı kerimi hocan olan kardeşime verirsen memnun olurum." dedi. Erzurumlu, memleketine döndüğünde Ahmed Efendinin huzûruna gitti. Ahmed Efendi onu görünce;"Emânetimi getirdin mi?" diye sordu. O zât da, Sultanın verdiği Kur'ân-ı kerimi hemen hocasına teslim etti. Bu Kur'ân-ı kerim hâlen âile kütüphânesinde muhâfaza edilmektedir.

Vehbi Tülek

İdris Baba Ve Hasan Paşanin Hirkasi

Vehbi Tülek

Bizans’in Korkulu Rüyasi Orhan GÂzi

Vehbi Tülek

Sultan Iii. Selim Ve Kabakçi Mustafa

Vehbi Tülek

On sekizinci yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti içte ve dışta çeşitli düşmanlarla mücâdele ediyordu. 1789 Fransız ihtilâlinden sonra Avrupa'da meydana gelen olaylar Osmanlı ülkesini etkilemedi. Hattâ Sultan Üçüncü Selim Han "Nizâm-ı Cedid" adı ile askeri, mülki, idâri, ticâri, içtimâi ve siyâsi bir dizi ıslâhât teşebbüslerine girişerek devlete yeni bir hayâtiyet ve canlılık getirdi. Bu durum Rusya, Fransa ve İngiltere'nin hoşuna gitmedi. Çünkü bunlar, Osmanlı Devletinin toparlanmasını istemiyorlardı. Bunun için Selim Hanın kurduğu modern Nizâm-ı Cedid ordusunu istemeyen Yeniçeriler ile menfaatperestleri ve Osmanlı Devletinin yıkılmasını isteyen hâinleri harekete geçirdiler.

Bayezîd Han Ve “yiğitbaşı”...

Vehbi Tülek

Yavuz Sultan Selim Ve Bihrûze Hatun

Vehbi Tülek

Deli Hüseyin Paşa

Vehbi Tülek

Ümid Bekler

Vehbi Tülek

Kara Mehmet Paşa

Vehbi Tülek

Osmanlilar Karşisinda

Vehbi Tülek

Büyüklüğün Sirri

Vehbi Tülek

Yolumuzu Aydınlatanlar

TÜM YAZILAR

Hanefi Fıkıh âlimi Alâüddin Haskefî

Alâüddin Haskefi, Suriye'de yaşamış olan Hanefi fıkıh âlimidir. Hanefi mezhebi fıkıh kitaplarının en kıymetlilerinden olan "Dürr-ül-Muhtar" kitabının müellifidir. 1612 (H.1021) senesinde Diyarbakır vilayetine bağlı Hasankehf kazasında dünyaya geldi.
ıÜü(Burada yeri gelmişken belirtelim ki, "Dürrü'l-Muhtar" Hanefi fıkıh kitabı olan "Tenviru'-Ebsar" kitabının şerhidir. Alâüddin Haskefi tarafından "ed-Dürrü'l-Muhtâr fi Şerhi Tenvirü'l-Ebsâr" adıyla şerhedilmiş. Bu şerhe İbni Abidin hazretleri tarafından "Reddü'l-Muhtâr ale'd-Dürrü'l-Muhtâr" adıyla bir hâşiye yazılmıştı, ki bu hâşiye "İbni Abidin" adıyla medreselerde uzun süre okutulmuştu.
Seyyid Ahmet Tahtavi tarafından "Hâşiye ale'd-Dürrü'l-Muhtar Şerhu Tenviru'-Ebsar" adıyla dört cilt olarak genişletilmiş. Bu hâşiye Ayntablı Abdürrahim Efendi tarafından Türkçe'ye çevrilmiş. Dürrü'l-Muhtar'ın bir hâşiyesi de İbrahim Halebi tarafından "Tuhfetu'l-Ahyâr ale'd-Dürrü'l-Muhtar" adıyla yapılmıştır. Molla Miskin Şerhi de vardır.)

Vehbi Tülek

Vehbi Tülek

Nevrokoplu Osman Efendi

Vehbi Tülek

Osman Efendi, günümüzde Bulgaristan sınırları içinde bulunan Nevrokop denilen yerde, on sekizinci asrın sonlarında yaşamıştır. Önce Halveti, sonra Edirne'de Kâdiri yolunu öğrendi. Daha sonra Anadolu'ya seyâhate çıktı. Anadolu'ya gelince, Nakşibendi yolunda olan bir zâta misâfir olmuştu. "Benim baştan beri bu yola arzum vardır. İlk niyetim bu yola girmekti. Acabâ beni bu yolun müntesibleri arasına kabûl ederler mi?" diye düşünürken, misâfir olduğu zât onu talebeliğe kabul etti ve Nakşibendi yolunda da yetişti. İcâzet alıp memleketine döndü. Orada talebe yetiştirirken vefat etti. Kabri Nevrokop'ta dergâhının içindedir...
Şeyh Osman Efendi, vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:

her Hâlükârda Sabrı Terk Etme!

Vehbi Tülek

Fukahâ-i Seb'adan Urve Bin Zübeyr

Vehbi Tülek

Hazreti Urve, Cennetle müjdelenen Eshâb-ı kirâmdan Zübeyr bin Avvam radıyallahü anhın oğludur. Annesi ise, Hazreti Ebû Bekir'in kızı Esma'dır...
Urve bin Zübeyr hazretleri, Medine'den Busra'ya ve oradan da Mısır'a gitti. Evlenerek oraya yerleşti. Yedi sene Mısır'da kaldı. Oradan da Şam'a geçti. Şam'da Velid bin Abdülmelik'in yanında iken bir ayağında yara çıkıp, kangren oldu. Tâbiblerin kararı ile Velid bin Abdülmelik'in yanında ayağı kesileceği zaman, bayıltacak ve uyuşturacak hiçbir ilâç almaya râzı olmamış, ameliyat esnasında hiç sesini çıkarmamıştı. Hatta o sırada, odanın içinde biriyle konuşmakta olan Velid, ancak ayağının kesilmesinden sonra, ameliyatın bittiğinden haberi olan Urve hazretlerinin sabrına hayran olmuştu...

Onlar, Gökteki Yıldızlar Gibidir

Vehbi Tülek

Muhammed Hüseyin Sâhib

Vehbi Tülek

Hz. Ömer'in Oğluna Hile Yapan Yahudi!

Vehbi Tülek

Müslüman Ya Müctehid Veya Mukalliddir

Vehbi Tülek

Abdullah Bin Hıdır Ez-zağbî

Vehbi Tülek

Hepiniz Bir Sürünün Çobanı Gibisiniz

Vehbi Tülek

Dini Hikayeler

TÜM YAZILAR
B0r Çuval Toprak

B0r Çuval Toprak

Hükümdarlardan biri, fakir bir kadının arsasına bir saray yapılmasını emretti. Arsa hükümdarın sarayına yakındı. Arsanın bedelini de ödemiyordu. Zavallı kadıncağızın bu arsasından başka hiçbirşeyi de yoktu. Ne yapsın, ne etsindi? Bu müşkilatı halletmesi için kadıya gitti. Hükümdarı şikayet etti. Zamanın Şeyhü'l-İslam'ı meseleyi dinleyip kadının haklı olduğuna hükmettikten sonra, hükümdara hiçbirşey söylemeden bir tane kazma ve kürek bir de çuval alarak geldi. Kadının arsasını kazıyor sonra da bu toprağı kürekle çuvala dolduruyor du. Bu işleri yaparken hükümdar da sarayından bu durumu seyrediyor ve kendi kendine:

Vehbi Tülek

Vehbi Tülek

Namazini Ben Kildirayim

Vehbi Tülek

Meşayihın Kadrini Bilmezsen

Vehbi Tülek

Evliyalar Ölmez İmiş

Derdi Olan Neylesin?

O Kullarına Çok Merhametlidir

SelÂmetle Gidip Gel

Abdullah El-acemî

"kılıcını Değil Kınını Öpmüşlerdir!"

Zahiri Hükümdarin Celaline Tutuldum

Vehbi Tülek

Padişah Ve At

Vehbi Tülek

Yeterki Kalbi Kirilmasin

Vehbi Tülek

Sarik Ve Sakal

Vehbi Tülek

Geç Gelen Kurtarıcı

Vehbi Tülek

Ana Hakkı Ve Alkama'nın Sonu

Vehbi Tülek