Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.548.196
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Hacı Bayram-ı Veli hazretleri Edirne'den ayrılırken kendisinden nasihat isteyen Sultan Murâd Hana şöyle dedi:"Tebean içinde herkesin yerini tanı, ileri gelenlere ikrâmda bulun. İlim sâhiplerine hürmet et. Yaşlılara saygı, gençlere sevgi göster. Halka yaklaş fâsıklardan uzaklaş, iyilerle düşüp kalk. Hiç kimseyi küçümseme ve hafife alma. İnsanlığında kusûr etme, sırrını hiç kimseye açma, iyice yakınlık peydâ etmedikçe, kimsenin arkadaşlığına güvenme. Cimri ve alçak insanlarla ahbablık kurma. Kötü olduğunu bildiğin hiçbir şeye ülfet etme. Seninle başkaları arasında bir toplantı akdedilir veya insanlarla aranızda bâzı beseleler görüşülürse, yâhut onlar bu meselelerde senin bildiğin hilafını iddiâ ederlerse, onlara hemen muhâlefet etme.
Girit savaşları yirmi yıldan beri sürüp gidiyordu. Osmanlı devletinin duraklama devrin de, Venedik hakimiyetindeki bu adaya, anlamsız bir sefer düzenlenmiş ve çok pahalıya mal olmuştu. On binlerce Türk evladının hayatına mal olan bu savaşlar, Kandiye kalesinde düğüm lenip kalmıştı. Bu, gayet müstahkem ve denizde de yardım alabilen kaleyi düşürebilirsek, savaşlar fiilen sona erecek, bu suretle adanın fethi tamamlanmış olacaktı. Fakat Osmanlı orduları Avusturya savaşları ile meşgul oldukları için Girit'e yardım yapılamıyor, asker ve cephane gönderilemiyordu.
Cihangirli Hasan Efendi İstanbul velilerindendir. 1512 (H.970) senesi Harput şehrinin Perçih köyünde doğdu. 1663 (H.1074) senesinde İstanbul Cihangir'de vefât etti. Cihangir Câmii yakınına defnedildi...
Kenzî Hasan Efendi Sümbüliye yolu ariflerindendir. Ankara’nın Ayaş ilçesinde doğdu. İstanbul'da tahsilini tamamladıktan sonra Sümbülî dergâhı şeyhlerinden Seyyid Alâaddin Efendiye intisab etti ve kemale erdikten sonra icazet verilerek irşad vazifesiyle Manisa’ya gönderildi. 1112 (m. 1700)’de Manisa'da vefat etti. Buyurdu ki:
Çatalcalı Ali Efendi kırk üçüncü Osmanlı şeyhülislâmıdır. 1041 (m. 1631) senesinde Çatalca’da doğdu. İstanbul’a geldi. Meşhur âlimlerden uzun müddet ilim tahsil etti. Bazı medreselerde müderrislik yaptıktan sonra, Selanik ve daha sonra Mısır kadılıklarına tayin edildi. 1081 (m. 1670) senesinde Rumeli kadıaskerliğine, sonra da şeyhülislâmlık makamına getirildi. 1103 (m. 1692) senesinde Edirne’de vefât etti. “Fetâvâ-i Ali Efendi” adlı eserin yazarıdır. Çatalcalı Ali Efendi’nin bu kıymetli eserindeki fetvâlardan bazıları şöyledir:
Padişahlardan birine değerli bir gül fidanı hediye edilir. O da bunu bahçıvanına verip bahçeye dikmesini, gül açılınca da kendisine haber vermesini ister. Aylar sonra nihayet gül açılır. Fakat gayet iri ve son derece güzel bir gül. Bah çıvan onu hayranlıkla seyrederken, bir bülbül gelip gül fidanına konar ve başlar ötmeye. Bahçıvan önce onu kıvmak ister, fakat bülbülün yanık yanık ötüşü onu etkilemiştir. Sonunda bahçıvan, padişahı çağırmak için yerinden kalkınca, bülbül ürker ve gülü paramparça eder. Buna çok üzülen bahçıvan, korkarak padişaha durumu haber verir. Fakat padişah:-Üzülme, der, bu dünya etme bulma dünmyası, ona da kalmaz.Bahçıvan padişahın bu sözü ile rahatlamıştır. Bir zaman sonra bahçıvan, biryılanın o bülbülü yuttuğunu görür ve padişaha gelerek:-Keramet gösterdiin efendimiz, dünya o bülbüle de kalmadı.-Merak etme, o yılana da kalmaz.