Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.565.880
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
İzdin (Zeytin) Voyvodası Ali Ağanın oğlu olan İbrâhim Paşa, Nevşehir'de dünyâya geldi. İş bulmak için İstanbul'a gelmiş ve Eski Saray masraf kâtibi Mustafa Efendinin delâletiyle (tavsiyesiyle) 1689'da sarayın helvacı ocağına, daha sonra eski saray baltacıları ocağına kaydolmuştur. İbrâhim Efendi hizmetleri ile yükselip Dârüssaâde ağasının yazıcı halifesi olarak Pâdişâhın bulunduğu Edirne'ye gitti. Şehzâde Ahmed'in pâdişâh olmasından sonra 1703'te Dârüssaâde ağası yazıcılığına tâyin edildi. Bu vazifedeyken pâdişâhın itimât ve teveccühünü kazandı. Ancak Sadrâzam olan Çorlulu Ali Paşa onu Edirne'ye gönderdi.1715'te Mora Seferine çıkanVeziriâzam ŞehidAli Paşa, İbrâhim Efendiyi mevkûfâtçı lıkla berâberinde götürdü. Buranın alınmasından sonra da tahrir (kâtiplik) işi ile vazifelendi rildi.
1432 yılında Anadolu'yu ve bu arada Bursa'yı ziyaret eden Fransız seyyah Bertrandon da la Broquier hatıralarında şunları nakleder: "Bursa'da ipekten güzel kumaşlar yapılır. İpek Venedik ve Lucca'ya götürülür ve oralarda güzel kadife yapılır. Çok faal bir grup olan Floransalı tüccarlar, Bursa'yı ihmal etmediler ve zengin ürünlerin ticaretini yaptılar. Sürekli bir şekilde devlet merkezi ile yazıştıkları ve haklarının korunması için istekte bulunduklarından, malzeme çoğalmaktadır: Özellikle de 1484 ile 1488 yıllarında bunların Bursa'da kaleme aldıkları hesap defterlerinin incelenmesi sayesinde, ipek ticaretinin ne kadar etkili olduğu anlaşılıyor. Bursa şehrinde bulunan Floransalı tüccarlar veya onların temsilcileri, çoğu hallerde doğrudan Türk tüccar meslekdaşları ile temas halinde idiler ve iki devlet arasında yapılan ithalat ve ihracat sürekli bir şekilde artıyordu. Bu tüccar ailelerden birisine mensup Bartolomeo di Piero di Simone adlı biri, 30.6.1484 günü Bursa'ya geldi ve dört yıl süre ile mallarını sattı. Bu zatın tuttuğu hesap defteri Floransalı tüccarların faaliyetlerini ve bu arada ipek satışını belgelemektedir.
Ali Behçet Efendi, Anadolu'da yetişen velilerdendir. Konya ulemâsından Ebû Bekr Efendinin oğludur. 1727 (H.1140) senesinde doğdu. Karamanlı Abdullah Efendi ve meşhûr âlim Abdüssamed Efendiden icazet aldıktan sonra Bursa'ya, oradan İstanbul'a gitti. Sultan Üçüncü Selim'in Üsküdar'da ihyâ ettiği Selimiye Câmii yanındaki dergâhta tefsir, hadis, Mesnevi-i Şerif ve İmâm-ı Rabbâni hazretlerinin Mektubât'ını okuturdu. Mesnevi'den okuduğu bazı beyitler: "Sen insan bedenini insanın kendisi sanmadasın. Oysa bu beden ruhun elbisesinden başka nedir ki? Hiç insanın değeri giydiği elbiseyle ölçülür mü? Değer ya da değersizlik onun ruhuyla ilgilidir, bedeniyle değil. O halde sen gözünü ten elbisesinden çek de o libasın içindekine dikkat et. Şekle değil manaya bak. Eğer şekilce benzerlik insan olmaya yetseydi iyi de kötü de bir olurdu..."
Sâmi Niyazi Efendi son devir Anadolu velîlerindendir. Manisa'nın Saruhanlı kazâsında 5 Mart 1878 (H.1296)'de doğdu. İlk tahsîline doğduğu yer olan Saruhan'da başladı. Sonra İstanbul'a giderek, tahsîline devâm etti. Bu arada bâzı velîlerin yanına gidip onların sohbetlerinde bulundu ve tasavvuf yolunda insanlara doğru yolu göstermek için icâzet, izin aldı. Kasımpaşa'daki Yahyâ Efendi Dergâhına şeyh tâyin edildi. Çok kerametleri görüldü.
Muhammed el-Ferrâ hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Horasan'da Nişâbur'da doğdu. Zamânında bulunan evliyânın önde gelenlerinden Ebû Ali es-Sekafi, Abdullah bin Menâzil, Ebû Bekr-i Şibli, Ebû Bekr bin Tâhir, Ebû Muhammed Mürteiş ve başka büyüklerle görüşüp, sohbetlerinde bulundu. Tasavvuf yolunda ilerleyip velilerden oldu. Vaaz ve nasihat ederek insanların kurtuluşları için gayret etti. 980 (H.370) senesinde Nişâbur'da vefât etti.
Fatih Sultan Mehmed Han'ın başveziri Mahmûd Paşa, evinde bir dâvet tertib etti. Dâvete, hurûfi yolunda olan sapıklar da çağırıldı. Fahreddin Acemi de perde arkasına saklanmış, onları dinliyordu. Sohbet ilerleyince, Mahmûd Paşa, kendilerini çok sevdiğini ve her dertlerini çekinmeden kendisine açabileceklerini söyledi. Vezirin bu aşırı sevgi ve muhabbetinden dolayı onu kendisinden zanneden bu kimseler, fırkalarının iç yüzünü anlatmaya başladılar. "Her testi içine konulanı sızdırır" sözü gereğince sapıklıklarını ve küfürlerini açıkladılar. Hattâ:"Allahü teâlâ (hâşâ) Fadlullah'a (Hurûfilik bozuk yolunun kurucusu olup, 1393 senesinde Timûr Hanın oğlu Mirân Şah tarafından öldürülmüştü.) hulûl etmiştir." dediler.