Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.665.812
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Osman Gazi zamanında Kumral Ebdal isminde, evliyadan bir zat vardı. Bir çok kerameti görülen bu zat, sık sık Hızır aleyhisselam ile görüşürdü. Yine bir defasında Hızır aleyhisselâm, Ebdal Kumral'a Osman Bey'den söz etti. Onun dağılmış olan müslümanları bir bayrak altında toplayacağından ve kurduğu devletin üç kıtaya yayılacağından bahsetti. Ebdal Kumral hazretleri bu genç beyi tanımıyordu. Ancak, birçok gazâda bulun duğunu ve zaman zaman gelip Şeyh Edebâli'nin zâviyesinde misâfir kaldığını duymuştu. Hızır aleyhisselâm; "O genç erin, geleceği çok ümitlidir. Kendisine bu müjdemizi ulaştır" dedi. Kumral Ebdal kendisini tanımadığını söyleyince, Hızır aleyhisselâm; "Onu, Edebâli hazretlerinin yanında bulacaksın. Şeyhe bu mevzuda bir rüyâsını nakledecektir." buyurdu.
Osmanlı'nın şanını, sadece harp meydanlarında değil, diğer sahalarda da yücelten lerden biri de cihan pehlivanı Filiz Nurullah idi. Avrupalıların "fevkalbeşer" insanüstü dedikleri bu koca adam, daima geçim sıkıntısı çekiyordu. Çünkü çıktığı minderlerde hiçbir güreşçi onu mağlup edemiyor, bu yüzden kimse de onunla güreşmek istemiyordu. Güreş yapamayın ca da parasız kalıyordu.1894'de Koca Yusuf ile birlikte gittikleri Paris'te önüne gelen bütün güreşçileri en çok on dakika içinde yenerek büyük bir nam kazandı. Bu yüzden güreş organizatörleri onu başka güreşlere sokmadılar.İvan adında bir Rus güreş organizatörü, onu Rusya'ya götürdüğü takdirde ilgi toplayıp büyük paralar kazanacağını düşündü ve İstanbul'a geldi. Filiz Nurulah'ı buldu ve ona Rusya'da güreşler yapmasını teklif etti. Ayrıca, hiçbir Türk güreşçisinin Rusya'ya gitmeyeceğini zannederek, onu teşvik için dedi ki:
Seyyid Âdem Bennûrî, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin yüksek talebelerindendir. Hindistan'da Serhend'in kasabası olan Bennûr'da doğdu. İmâm-ı Rabbânî'nin yüksek huzur ve sohbetlerinde yetişen Âdem Bennûrî icâzet almakla şereflendikten sonra Bennûr'a gitti. 1644 (H.1054) senesinde hac için gittiği Medîne-i münevverede vefat etti. Gülzâr-ı Esrâr-ı Sûfiye adlı eserinde şöyle nakleder:
Peygamber efendimiz "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki: (Hoca çocuğa, Besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ, çocuğun ve anasının ve babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için senet yazdırır). Abdüllah ibni Mes'ûd "radıyallahü anh" diyor ki:
İbn-i Hayran hazretleri Şafii mezhebi âlimlerindendir. Bağdâd'da yaşadı. 310 (m. 923) senesinde vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Muinüddin-i Çeşti hazretleri vefat ederken talebelerine şu nasihatleri yaptı: Biliniz ki, şu dört şey tasavvufun esâslarındandır: 1- Bu yolda yürümek arzusunda bulunan bir sâlik, aç ve fakir olsa da, hâlinden şikâyetçi olmamalı, dışarıdan tok ve hâli vakti yerinde görünmelidir. 2- Fakirleri maddi ve mânevi olarak doyurmalıdır. 3- Allahü teâlânın ihsân ettiği nimetlere şükredemediği, O'na lâyık ibâdet yapamadığı ve âkıbetinin nasıl olacağını bilemediği için, dâimâ üzgün bir hâlde bulunmalı, fakat başkalarını üzmemek için dışarıdan çok neşeli, mesûd ve memnun görünmelidir. 4- Kendisine eziyet ve sıkıntı verenleri affetmeli; insanlara karşı lüzumlu olan nezâket ve sevgiyi her zaman göstermelidir...