Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.546.328
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Piri Mehmed Paşa, Rumeli Başdefterdarı vazifesiyle Çaldıran Muhârebesine katıldı. Beklenmeden hemen hücuma geçilmesi husûsundaki isâbetli görüşleriyle Yavuz Sultan Selim Hanın dikkatini çekti. Pâdişâh, onun görüşlerini işitince; "İşte yegane rey sâhibi bir adam, yazık ki, vezir olmamış." diyerek takdirlerini dile getirmişti.Zafer sonrasında İkinci Vezir Dukakinzâde Ahmed Paşa ile birlikte Tebriz'in zaptı ve muhâfazasıyle görevlendirildi. Bu seferden dönüşünde Üçüncü vezir oldu. Amasya'daki yeniçeri isyânı neticesinde vezâretten alındı. Üç gün sonra tekrar vezârete iâde edildi.Başlangıçta Mısır Seferine muhâlefetinden dolayı vezâretten azledilen Mehmed Paşa, Osmanlı ordusunun Mısır'a yürümesi üzerine, İstanbul Muhâfızı olarak, İskenderiye ye sevkedilecek donanmayı büyük bir titizlikle donattı. Galata ve Gelibolu'da hazırlanan altı yüz parçadan ziyâde ve pâdişâhın istediği sayıdan fazla olan bu donanmadaki gemilerin altısını top ve beşini de at gemisi olarak tanzim etmişti. Paşanın bütün bu çalışma ve gayretleri, Yavuz Sultan Selim Hanın gözünde onu veziriâzamlığa hazırlamaktaydı.
Kanuni Sultan Süleyman'ın üç oğlu vardı. Babaları oldukça yaşlanmış ve üstelik hasta idi. Bu sebeple, ondan sonra kimin tahta çıkacağı meselesi konuşulmaya başlanmıştı. Osmanlı adetlerine göre, en büyük oğul, babasının vefatından sonra tahta çıkardı. Fakat, Kanuni Sultan Süleyman'ın babası Yavuz Sultan Selim, bu geleneğe aykırı olarak, en küçük kardeş olduğun halde, ihtilal yaparak, zorla tahta çıkmıştı. Bu yüzden, Kanuni'nin oğulları da böyle bir endişe içine girmişlerdi. En büyük kardeş olan Selim'in, Celal bey isminde bir nedimi vardı. Bir gün ona:-Halk ve asker benim için ne düşünüyor? diye sordu.Celal bey, biraz çekingen bir tavırla:-Efendim, asker, kardeşiniz Mustafa'yı, halk da diğer kardeşiniz Bayezid'i tercih ediyor. Sizin isminiz hiçbir yerde geçmiyor, dedi. Bunun üzerine Selim:-Asker Mustafa'nın, babam Bayezid'in padişahlığını istesinler. Allahü teâlâ isterse saltanat Selim'e kalacaktır. Cevabını verdi.
Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz bir gün buyurdular ki: "Cibril-i Emin bana geldi ve şöyle dedi: Yâ Resulallah! Seni hak olarak gönderen Allahü tealaya yemin olsun ki, bizler şöyle bir hadiseye şahit olduk. Önceki ümmetler içinde bir kul vardı. Allahü tealaya bir adada beş yüz sene ibadet etti. Allahü teala o adada onun için tatlı bir su çıkardı, bir de nar ağacı yarattı. Ağaç her gece bir nar veriyordu; o da su ve nar ile gıdalanıyordu. Böylece ibadetine devam ediyordu...
Muhammed Bitlisi (Molla Ebü'l-Fadl Defteri) Osmanlılar zamanında yetişen Hânefi mezhebi âlimlerinin büyüklerinden olup, meşhûr âlim Molla İdris-i Bitlisi'nin oğludur. 982 (m. 1574)'de Şam'da vefât etti.
Behçet Efendi Anadolu'da yetişen velîlerdendir. 1727 (H.1140) senesinde Konya'da doğdu. 1822 (H.1238) senesinde İstanbul’da vefât etti. Babası ve dedesinin yanında küçük yaşta tahsîle başladı. Sonra Karamanlı Abdullah Efendi ve meşhûr âlim Abdüssamed Efendinin derslerinden icâzet aldı. Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî'nin mânevî işâreti ile Bursa'ya giderek hem Kâdiriyye, hem de Nakşibendiyye yolunun büyüklerinden olan Seyyid Burhâneddîn Mehmed Efendinin talebesi oldu. Ondan Nakşibendiyye, Kâdiriyye, Sühreverdiyye, Çeştiyye tarîkatlarında icâzet aldı. Derviş Paşanın teklifi ile Sultan 2. Mahmûd Han tarafından İstanbul’a davet edilerek Selîmiye Câmii Nakşibendiyye dergâhına şeyh tâyin edildi. Burada tefsîr, hadîs, Mesnevî-i Şerîf ve İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin Mektubât'ını okuturdu. Sohbetlerine devlet adamları, âlimler katılırdı. Bir sohbetinde şunları anlattı:
Mesnevi'de şöyle bir hikaye anlatılır:Çölde yolculuk eden iki arkadaş, yolculuk esnasında bir sebepten tartışırlar, biri ötekine bir tokat aşk eder. Tokadı yiyenin canı çok yanar; ama tek kelime etmez ve kum üzerine şu sözleri yazar:
"BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BANA BİR TOKAT ATTI."