Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.547.495
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Sultan I. Murad devrinde kurulan ve harplerde daima padişahın yanında bulunan Yeniçeri ler, yalnızca askerlikle uğraşırlar ve hiçbir zanaat ile meşgul olmazlardı.
Kanuni Sultan Süleyman bir seferde iken, atının üzengisi kırıldı. Yanındaki vezirler bu üzengiyi yaptırmak istediler, fakat yakınlarda bir şehir veya kasaba da yoktu. Ordunun mola verdiği bir sırada, vezirlerin birinden, padişahın atının üzengisinin kırıldığını öğrenen bir yeniçeri bu vezire, kendisinin bu üzengiyi tamir edebileceğini söyledi. Hemen atların yanına gittiler ve yeniçeri, kırık üzengiyi güzelce tamir etti. Biraz sonra mola bitti ve padişah, yola çıkmak için atına bindi. Üzenginin yapılmış olduğunu farkeden Kanuni, bunu kimin onardığını yanındakilere sordu. Vezir, yeniçeri neferinin ihsanlara kavuşacağını ümid ederek, hemen huzura çağırdı ve, bu usta yeniçeriyi padişaha takdim etti. Kanuni:"Yeniçeri neferinin zanaatkarlıkla uğraşması kanunlara aykırıdır." Diyerek, yaptığı bu iyilik için önce ona ihsanda bulundu, sonra da kanun lara aykırı iş yaptığı için onu ordudan ayırıp memleketine geri gönderdi.Günlerden 31 Ağustos 1526 Cuma. İki gün evvel Mohaç Meydan Muharebesi kazanılmış, Kanuni Sultan Süleyman Han tebrikleri kabul ediyor. Elbette herkes zafer neşesi içindedir. Kara haber otağ-ı hümayuna bir gülle misali düşer. Akıncı alperenlerinden Gül Baba gaza meydanında şehid düşmüştür. Kendisi şehid düşmüş de, başı yere düşmemiştir. Elinde gürzü ve yatağanı ile vuruşurken, bir kafir sillesi ile başı gövdesinden ayrılmıştır. Ve o aziz kahramana layık efsaneler de o anda destanlaşmaya başlamıştır. Rivayet edilir ki, Gül Baba başsız gövdesiyle atından inmiş, kesik başını koltuğunun altına almış ve etrafını saran Haçlı askerlerini defettikten sonra Mohaç ovasını velveleye veren Kelime-i Şehadet getirdikten sonra şehadet mertebesine erişmiştir.
Akçakoca, Sakarya mıntıkasına ve İzmit taraflarına yaptığı akınlarla buralarda bazı kaleleri fethetmiş, Ayan Gölü (Sapanca) çevresini de alarak, orasını kendisine karargah yapmıştı. Daha sonra Ermeni Pazarı ve Kandıra'yı zaptetmiş ve aşiret beylerinden Konuralp ile Aydos ve Samandıra'yı almışlardır. Samandıra Kalesi Akçakoca'ya mülk olarak verilmiştir. İzmit ile Üsküdar arasındaki bütün Türk muvaffakiyetleri bu Akçakoca ile Gazi Abdurrahman'ın faaliyetleri sayesinde temin edilmiştir.
Akçakoca'nın vefatı 1326'dan sonra olup kabri Kandıra'da bir tepe üstündedir. Bunun adına nisbetle İzmit vilayetine "Kocaeli" denilmiştir.
İbn-i Ebi'l-Fevâris hazretleri hadis hafızıdır. 338'de (m. 950) Bağdad'da doğdu. Sekiz yaşında hadis öğrenmeye başlayan İbn Ebü'l-Fevâris, sonra Basra ve Horasan'a gitti. Buralarda hadis tahsil ettikten sonra Bağdat'ta talebe yetiştirdi. 412 (m. 1022)'de vefat etti. Naklettiği hadis-i şeriflerden bazıları:
Hamdûn Kassâr evliyânın büyüklerinden olup, veciz sözleri, tatlı ve tesirlidir. 884 (H.271)'te Nişâbûr'da vefât edip, Hire ismindeki kabristanda defnolundu.
Bu mübarek zat, buyurdu ki:
"Geçmiş büyüklerin ahlâk ve yaşayışlarını inceleyen, kendi kusurlarını anlar ve büyüklerden geri kalma sebeplerini öğrenir. Eshâb-ı kirâmın, Selef-i sâlihinin, velilerin hayat hikâyelerini okumak, iyi huylu olmaya sebeb olur."
Bir zamanlar bir grup alim ve şair, "Encümen-i Bizebân" (Suskunlar cemiyeti-kulübü) adıyla bir cemiyet kurmuşlardı. Üye sayısı otuz kişiydi ve bunu arttırmıyorlardı. Üyeliğin ilk şartı çok düşünmek, çok yazmak ve çok az konuşmaktı. Molla Cami hazretleri de gençliğinde, bu cemiyete girmek istiyordu. Günün birinde cemiyetin bir üyesinin öldüğünü duyunca, onun yerine aday olmak için cemiyete geldi. Kendisini karşılayan kapıcıya bir şey söylemeden, ismini bir kağıda yazarak o sırada toplantı halinde bulunan ulema heyetine gönderdi.