İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.654.861
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
1850'li yıllara kadar ne Harputlular Amerika ve Amerikalıları tanırdı, ne de Amerikalılar Harput'u bilir ve Harputluları tanırlardı. Görünüþte hümanist fakat bir bu kadar da emperyalist duygularla dünyayı bir örümcek aðı gibi saran misyoner teþkilâtlarından, bölgeyle ilgili araþtırmalar yapan Amerikan Board Heyeti'nden misyonerler, Harput'u Amerikalılar'a tanıtmaya baþlamıþtı.
1820'den beri Osmanlı topraklarında faaliyetlerine devam eden Amerikan Board misyonerleri, 1850 yılında yaptıkları yıllık toplantıda, Harput ve çevresinin (Muþ, Bitlis, Van) Erzurum istasyonunca yakından izlenmesi kararı çıkınca bölge incelenmeye baþlanmıþtı.
Beşir Ağa, küçük yaştan itibâren Yapraksız Ali Ağa'nın yanında sarayda yetişti. 1707 senesinde saray hazinedârı oldu. Sultan Üçüncü Ahmed'in şehzâdeliği sırasında müsâhibi, danışmanı idi. Sonraları dârüsseâde ağası Süleymân Ağa ile berâber 1713'de Kıbrıs'a gönderil di. Kıbrıs'dan Mısır'a ve oradan da Hicaz'a gönderilerek şeyhül-haremeyn vazifesi verildi. Bu vazifesi sırasında Mekke-i mükerremede bulunan ve evliyânın büyüklerinden olan Ahmed-i Yekdest hazretlerinin derslerine ve sohbetlerine katıldı. Ondan pek çok feyz alıp tasavvufda yükseldi. Duâlarına mazhar oldu. 1717 senesinde İstanbul'a çağrılarak dârüsseâde ağalığına tâyin edildi. Bundan sonra Sultan Üçüncü Ahmed Hanın pâdişâhlığının son ve Sultan Birinci Mahmûd Hanın pâdişâhlığının ilk devirlerinde olmak üzere ölümüne kadar tam otuz sene dârüsseâde ağalığı yaptı.
Nizâmeddîn Efendi Osmanlı devletinde yetişen velîlerdendir. Seyyid olup soyu Peygamber (sallallahü aleyhi ve selem) efendimize ulaşır. Bu yüzden halk arasında “Seyyid Nizâm” diye meşhûr olmuştur. Bağdat'ta doğdu. 1550 (H. 957) senesinde İstanbul’da vefât etti. Bağdat'ta Kâsım Zülfikâr Mâzenderânî’nin ilim meclislerinde ve hizmetinde bulunarak tasavvuf yolunda ilerledi. Yavuz Sultân Selim Hânın pâdişâhlığı devrinde İstanbul’a geldi. Silivrikapı dışındaki dergâha şeyh oldu. Burada talebe yetiştirdi... Nizâmeddîn Efendi ile berâber hacca giden bir zât şöyle naklediyor:
Muhibbüddin Taberî hazretleri Şâfiî fıkıh ve hadis âlimidir. 615’te (m. 1218) Mekke’de doğdu. Burada ilim tahsil etti. Mekke’deki Mansûriyye Medresesi’nde ders verdi. Sonra Mekke kadısı oldu. 694’te (m. 1295) Mekke’de vefat etti. “Hulâsatü siyer-i seyyidi’l-beşer” isimli eserinde şöyle anlatmaktadır:
Dâvûd bin Muhbir hazretleri hadis âlimlerindendir. 206 (m. 821)'de Bağdâd'da vefât etti. "Kitâb-ül-Akl" adlı eserinde naklettiği hadis-i şeriflerden bazıları:
Meşhur evlilyadan olan Abdullah Kalanisi hazretleri bir defasında gemi ile yolculuk ederken şiddetli bir fırtınaya yakalandı. Gemide bulunan yolcu ve mürettebat dua ettiler ve birer adakta bulundular. Abdullah Kalanisi'nin de bir adakta bulunması için kendisine işaret ettiler. Abdullah Kalanisi, kendisine adakta bulunması için işaret edenler: -Ben şu fani dünyadan alakamı kestim. Beni böyle işlere karıştırmayın, dediyse de dinlemediler ve adakta bulunması için ısrar ettiler. Onların bu kadar ısrarları karşısındfa Abdullah Kalanisi: -Eğer Allah beni buradan sağ salim kurtarırsa ben fil eti yemeyeceğim, diye onlara göre garip bir adakta bulunur.