İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.650.995
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Muhiddin Piri adı verilen geleceğin büyük denizcisi, çocuk yaşında deniz seferlerine başladı. Meşhûr denizci Kemal Reis, Piri Reis'in amcasıydı. Onu yetiştirmeyi tamâmen üzerine alan Kemâl Reis, 1501'de Navarin'i Venediklilerden geri alınca, müjdeyi bildirmek için yeğenini İstanbul'a gönderdi. Sultan İkinci Bâyezid Hanın huzûruna çıkan Piri Reis, mükâfatlandırılarak, hayır duâ aldı. Akdeniz'i karış karış dolaşan Kemâl Reis'in yanında ölümüne kadar kalan Piri Reis, uğradıkları her limanı inceleyerek haritalarını yaptı. 16 Ocak 1511'de Kemâl Reis'in şehit olması üzerine birkaç yıl seferlere çıkmayarak kitap ve haritalarla uğraştı.
1912 senesi. Osmanlı tarihinin en karanlık sayfalarından biri olan Balkan savaşı günleri. Aralık ayı başları idi. Edirne Müstahkem Mevkii Kumandanı Şükrü Paşaya gelen şifreli bir telgrafta, Bulgarlarla mütareke yapıldığı bildiriliyordu. Aylardan beri kuşatma atında bulunan Edirne'de yiyecek ve cephane iyice tükenmişti. Buna rağmen bu atalar yadigarını, her türlü takdirin üstünde bir cesaret ve kahramanlıkla savunuyorlardı. Balkan savaşlarını konu alan bir yabancı yazar:-Hiç kimse Edirne'nin akıbetinden, cesur müdafii Şükrü Paşa ve askerlerini sorumlu tutamaz. Demişti.Mütareke sırasında müttefikler arasında başlayan barış görüşmeleri devam ediyordu. Eğer Türkiye ile Balkan devletleri arasında anlaşma sağlanamazsa, savaşın tekrar başlayacağı söyleniyordu. İstanbul'dan gelen ikinci bir telgraf haberi de bunu teyit ediyor, Edirne'nin dayanması isteniyordu. Şükrü Paşa bundan memnundu. -Son kurşunu atmadan şehri düşmana teslim etmem, diyordu.
Reşâhat müellifi Ali bin Hüseyin el-Vaiz, bizzat kendisinin yaşadığı bir hadiseyi şöyle anlatıyor: Beni Cidan Mescidinde müezzinlik yaptığım yıllardı... Bir gün tanımadığım bir genç mescide geldi. Namazı kıldık, daha kendisine bir şey sormadan yanımdan uzaklaştı... Aradan birkaç gün geçti genç yine geldi, namazı kıldıktan sonra;
"Bugün ikimiz için de çok güzel, farklı bir gün olacak" dedi ve gitti.
Ebü’l-Meâlî hazretleri evliyanın meşhurlarındandır. Seyyid olup Kâdiriyye yolunda kemâle ermiştir. 1514 (H.920) senesinde doğdu. 1615 (H.1024) senesinde Hindistan’da Lahor şehrinde vefât etti. Tasavvufta Şeyh Dâvûd-i Cühenî’nin sohbetlerinde kemâle erdi. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Muhammed bin Ahmed hazretleri tefsir, hadis, nahiv ve Şafii mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 796 (m. 1393)'de doğdu. 854 (m. 1451)'de Kâhire'de vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Mecmûatü'l-Ahzâb kitabında şöyle nakledilir: İmam Gazali hazretleri anlatıyor:
Kûfe ve Basra'da büyük bir tâûn hastalığı zuhur etti. Kûfe şehrinin ileri gelenlerinden Abdullah bin Hasan ve Ebul-Münzir, Hazret-i Ali'nin (radıyallahü anh) yanına geldiler. "Musallat olan hastalık yüzünden insanlar kırılıyor, cenazeleri defnetmekle meşgul olanlar kafi gelmiyor... Hatta vahşi hayvanlara yem olanlar var! Bize bir çare göster, himmet elini uzat. Ya Emirel-Müminin, şu sıkıntılı halimizde bize bir rehberlik yap" diye yalvardılar. Ali (radıyallahü anh) de onlara, birşeyler yazıp verdi. Buyurdu ki: