İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.651.981
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
1897 Osmanlı-Yunan harbi esnasında, Manisa havalisinden üç asker kıtalarında firar edip, omuzlarında devletin verdiği silahlarla dağa çıkmışlardı. Bunlardan biri, Yaya köyünde oturan eski bir şakinin, Bakırlı Şaban Efenin tek evladıydı. Çakırcalı'dan ve Kara Ali'den evvel dağlardan dolaşan o idi. Otuz sene devlet kuvvetlerine karşı durdu. Bazen iki arkadaşıyla, yüz kişilik jandarma müfrezesini tarümar ettiği oldu. Bazen tek başına o dağdan bu dağa geçtiği duyulurdu. Köylüler onu hürmetli ve korkulu bir muhabbetle se verlerdi. Çünkü zengin ve kuvvetlilere karşı biaman, zayıf ve fakirlere karşı himayekardı. Bakırlı Şaban Efe tövbe ettiği zaman elli yaşındaydı. Ancak bu yaşta evlendi ve bir oğlu dünyaya geldi. Tam yirmi yıl unutmuş ve unutulmuş bir halde uslu uslu köyünde yaşadı ve bir kahvenin çınarı altında gah nargile çekti, gah uyukladı.
Osmanlı devletinin askeri ve ekonomik sahalarda gerilemeye başladığı bir devirde hükümdar olan Sultan I.Abdülhamid, ilerleyen yaşlarında tahta çıkmıştı. O yaşlarına kadar okumuş, bilhassa yabancı yayınları takibetmiş ve Avrupa devletlerindeki teknik ve askeri saha lardaki ilerlemelerden haberdar olmuştu. Padişah olunca en yakın arkadaşı Mehmed Paşayı Sadrazam yaptı. Fakat kısa bir süre sonra o vefat edince Halil Hamid Paşayı Sadrazamlığa getirdi. Ona da, Avrupa' nın teknolojisini, bilhassa askeri sahadaki yenilikleri incelemesini ve Osmanlı Ordularının da aynı şekilde yetiştirilmesi emrini verdi. Halil Hamid Paşa hemen harekete geçerek, Fransa'dan uzmanlar getirterek 20 Ekim 1784 tarihinde İstihkam Okulunu açtı. İki ay sonra padişahın huzuruna çıkarak:-Padişahım, İstihkam Mektebinde yetişen talebeler çeşitli aletler kullanarak tatbikat yapacaklar. Görmenizde fayda mülahaza ediyorum.-Gelip göreceğim.
Nûreddîn Hâdırî hazretleri hadîs, nahiv, kırâat ve Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 747 (m. 1346) senesinde doğdu. Şam’a gidip oranın büyük âlimlerinden ilim öğrendi. Haleb’de Hanefî kadılığına getirildi. Burada fetvâlar verdi ve ders okutarak talebe yitiştirdi. 824 (m. 1421) senesinde Haleb’de vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Sivas'ın ileri gelen zenginlerinden ve aynı zamanda bir ilim adamı olan Muzaffer Burûcerdi, 1271 yılında Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde yaşamıştır. O dönemde kendi adını taşıyan meşhur Burûcerdi Medresesini inşa ettirmiştir...
Sultan IV. Murad Han, Hafız Ahmed Paşayı kendisine sadrazam yapmıştı. Ancak, askeri ayaklandıran Recep Paşa, Sadrazamlığı ele geçirdiği gibi, Hafız Ahmed Paşa, Hasan Halife ve Padişahın çok sevdiği muhasibi Musa Çelebiyi çeşitli hilelerle öldürttü. Recep Paşa döneminde İstanbul'da karışıklıklar günlerce sürdü. En küçük bir olayda, Recep Paşa'nın tahrikiyle harekete geçen zorbalar, yeni kelleler istiyorlardı...
Bilhassa Musa Çelebinin katledilişi Sultan Murad Han'ı çok üzmüştü. Hadiseyi duyunca acı bir ah çekip;
"Yâ Rab! Bu mazluma kıyan zalimlerin haklarından gelmem için sen bana kuvvet ver!" diyerek ağladı.
Trablusşam Nakib-ül-eşrâfı Şeyh Abdülfettâh Zağbi Efendi, Yûsuf Nebhâni hazretlerine şöyle anlatmıştır:
Bir defâsında bir arkadaşımız hastalanmıştı. Abdullah ibni Şeyh Hıdır ez-Zağbi'yi de yanımıza alıp ziyâretine gitmek istedik. Onu götürmekten maksadımız hastanın bereketlerinden istifâde ederek şifâya kavuşması idi. Ancak gitmek istemedi. Çok ısrar edince kabûl edip bizimle geldi. Hastanın yanına vardığımızda, şiddetli hastalığından hiç bir eser kalmadı. Ayağa kalkıp bizi karşıladı. "Hoş geldiniz." deyip konuştu. Ziyâreti yapıp yanından ayrıldık. Ayrılıp giderken yolda Şeyh Abdullah hazretleri; "Ben ölüyü diriltemem." dedi. Bu sözüyle ziyâretine gittiğimiz kişinin öleceğine işâret etmişti. Dedim ki: