Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.650.552
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
Mohaç'ta Macaristan ordusunu tamâmen imhâ edip, bölgeyi Osmanlı Devleti sınırları içine katan Kânûni Sultan Süleyman Han, savaştan sonra Budapeşte'ye gelip Macaristan'ın yeni statüsünü tespit etmişti. Buna göre Macaristan, Osmanlı Devletine bağlı bir krallık olarak bilinen ve Mohaç Muhârebesine katılmayan Transilvanya (Erdel) Voyvodası Zapolya'ya verilecekti. Nitekim Kânûni Sultan Süleymân Han, 16 Ekim 1526'da Macaristan tâcını Zapolya'ya veren târihi fermanını imzâladı ve Budapeşte'de Macaristan tahtına geçirdi. Ancak Zapolya Osmanlılar sâyesinde Macar Kralı seçilmesine rağmen kral olduktan sonra Osmanlılara fazla yaklaşmaktan çekindi. 1527 baharında toplanan Regensburg İmparatorluk Meclisinde Osmanlılara karşı yardım dahi istemişti. Ancak bu sırada Alman İmparatoru Şarlken'in tahriki ve desteğiyle Avusturya Arşidükü Ferdinand büyük bir ordunun başında olarak harekete geçti.
Kanuni kumandasındaki Osmanlı ordusu Viyana önlerinde bir an geri püskürtülünce, o zamana kadar sessiz duran kiliselerin çanları sevinçle çangırdamaya başladı. Kanuni Sultan Süleyman, esir olan Avusturya ordusu bayraktarı Von Sedlitz'den bunun sebebini sordu. Von Sedlitz:"Sizi geri püskürtmenin verdiği sevinçtir" cevabını verdi. Bozgu nun verdiği acıya rağmen Kanuni, Von Sedlitz'in bu cesaretinden hoşlandı. Bu sebepten ona ve arkadaşlarına iftihar elbisesi giydirerek:"Artık serbestsiniz" dedi ve gitmelerine izin verdi.
Ebû Ammâre Zeyyât hazretleri Tabiinin büyüklerinden olup, İmâm-ı A'zam Ebû Hanife ile aynı zamanda 80 (m. 700) doğmuş, ondan altı yıl sonra 156 (m. 773)'de Irak'ta, Hulvan'da vefât etmiştir. İmâm-ı A'zam Ebû Hanife, Hamza'ya "İki şeyde bizden üstünsün. Biz bu iki şeyde seninle münâzara etmeyiz, elinden almak istemeyiz. Biri Kur'ân-ı kerim okumak, diğeri de ferâiz ilmidir" buyurmuştur. Şöyle buyurdu:
Seyyid Ahmed Efendi, Malatya'da yaşayan velilerdendir. 1823 (H. 1238)'de Şam'da doğdu ve burada zamânın âlimlerinden ilim öğrendi. Bir ara âilesi ile birlikte Şam vâlisi tarafından Harput sancağında mecbûri ikâmete tâbi tutuldu. Ahmed Efendi burada evlenerek, Harput'a yerleşti. Sonra Malatya'ya göçtü. Hacı Ahmed Efendi Malatya medreselerinde ders verdi ve Ulucâmi'de imamlık yaptı. İnsanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlatan vaazlar verdi. 1884 (H. 1301) senesinde vefât etti. Talebelerine şöyle buyururdu:
İbn-i Dakîk-ul-Îd hazretleri hadîs, usûl, nahiv, edebiyât ve Şâfiî fıkıh âlimidir. İsmi, Muhammed, babasınınki Ali'dir. 1228 (H.625) senesinde Hicâz’da Yenbu şehrinde doğdu. Hadîs-i şerîf öğrenmek için Şam, İskenderiyye ve daha başka yerlere gitti. Başta babasından olmak üzere birçok âlimin ilminden istifâde etti. Mâlikî ve Şafiî mezhebi fıkıh bilgilerinde ve usûl bilgilerinde söz sâhibi oldu. 1302 (H.702) senesinde Kâhire'de vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Üsküdarlı Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri, üstadı Üftade Hazretleri'nin hizmetinde talebe iken, birçok talebe arkadaşlarının arasında, üstadının yanında ayrı bir yeri vardı. Üftade Hazretleri, talebeleri arasında en çok onunla ilgilenir, bir çok iltifatlar eder ve onun yetişmesine ayrı bir ihtimam gösterirdi. Üstadın o talebesi ile fazla meşgul olmasını diğer talebeler çekemezler ve çok kıskanırlardı.-Biz de talebeyiz o da talebe! Onun bizden ne farkı var? diye hayıflanıyorlardı. Talebelerin bu halini sezen Üftade Hazretleri, onları imtihan etmek istedi. Hepsini huzuruna çağırarak ellerine birer bıçak ve birer de tavuk verip:-Bunu gidip kimsenin görmediği yerde kesip geleceksiniz. Tek şartım, keserken hiç kimsenin sizi görmemesi ve yalnız olmanızdır. Kim daha çabuk gelirse, benim en çok takdirimi o talebem kazanmış olur, buyurdular.