Misâfirini Uğurlarken Kendini Kâhire'de Bulan Zat!
Nûreddîn Şevnî hazretleri büyük velîlerdendir. Mısır'ın bir kasabası olan Şevnî'de doğup 1537 (H.944) senesinde Kâhire'de vefât etti. Çok kerametleri görüldü:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.289.829
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Nûreddîn Şevnî hazretleri büyük velîlerdendir. Mısır'ın bir kasabası olan Şevnî'de doğup 1537 (H.944) senesinde Kâhire'de vefât etti. Çok kerametleri görüldü:
Sultân Dördüncü Murâd Han, Bağdât seferine giderken Misâli Baba'nın bulunduğu köyün yakınında bir yerde ordusunu istirâhate çekmişti. Bu sırada çevreyi dolaşan Sultan, onun köyüne uğradı. Köyün alt tarafında küçük bir kulübe gördü. Yaklaşıp kapısını çaldı. Kulübenin kapısı açılıp, Sultanı, nûr yüzlü bir zât karşılayıp, tebessüm ederek içeri aldı. Onun velilerden olduğunu fark eden Sultan, hürmetle huzûrunda oturup, bir müddet sohbetini dinledi ve duâsını aldı. Ayrılıp giderken Sultana birkaç avuç bulgur ve bir torba da saman verdi. Sultan bunları alıp ordusuna döndü.O gün yemek zamânı kendisine Misâli Baba tarafından hediye edilen birkaç avuç bulgurun pilav yapılmasını istedi. Sultanın emri üzerine bulgur, pilav yapıldı. Bu bulgur pişirilirken gitgide artıp çoğaldı ve kazanlar dolusu pilav oldu. Bütün ordu bu pilavdan yiyip doyduğu halde yine de arttı. Samanı da atlara vermişlerdi. Saman da artıp atları doyurdu.Sultan, Misâli Baba'nın bu kerâmeti üzerine tekrar huzûruna gitti. Ona bâzı hediyeler verdi. Misâli Baba, Sultanın hediyesine karşılık, elini koynuna sokup, daha yeni açılmış tâze bir gül çıkardı ve Sultana verdi. Sultan gül mevsimi olmadığı halde kışın böyle bir gül vermesinin de başka bir kerâmeti olduğunu görerek, bir müddet daha sohbetinde kaldı. Sonra duâsını alıp elini öptü vedâlaşıp ayrıldı.Bağdât seferine giden Dördüncü Murâd Han, Misâli Baba'nın ve yol boyunca ziyâret ettiği veli zâtların duâsı bereketiyle târihte benzeri az görülen bir zafer kazandı.
Kanuni Sultan Süleyman Han'ın 1543'de fethettiği Estergon Kalesi, 1595'de tekrar Avusturyalıların eline geçmişti. Sultan I. Ahmed Han, tahta çıkışının ilk yıllarında, Osmanlı Devletinin ileri karakolu olan bu çok önemli kalenin tekrar fethi için, Sadrazam Lala Mehmed Paşa'yı vazifelendirdi. 21 Mayıs 1605'de Davut Paşa sahrasından hareket eden Ordu-yu Hümayun, 29 Ağustos günü kaleyi kuşattı. Sadrazam ve Serdar-ı Ekrem Lala Mehmed Paşa, bir harp divanı topladı.İlk sözü kendisi aldı:-Padişah Efendimizin Emr-i Hümayununu unutmayalım. "Ya Estergon'a girersiniz, ya Cennete" buyurmuşlardı. İmdi, tedbir ne ola?Buraları iyi tanıyan, Bosna Beylerbeyi Hüsrev Paşa:-Devletlû Vezirim...dedi, bu kal'ayı düşürmek için yardım yollarını kesmek gerektir. Bunun için etrafındaki kal'aların fethi şarttır.
Muhammed bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 1562 (H.970) senesinde Yemen'de doğdu. Âlim bir zât olan babasından birçok ilimleri öğrendi. Zamânının evliyâsının sohbetlerinde bulundu. İlimde ve fazîlette yüksek dereceye ulaştı. Hindistan'ın Ahmedâbâd şehrinde bulunan dedesi Şeyh bin Abdullah, onu yanına çağırınca Hindistan'a gitti. Orada çok talebe yetiştirdi. 1621 (H.1030) senesinde Hindistan'ın Ahmedâbâd şehrinin Bendersûret nâhiyesinde vefât etti. Bir sohbetinde şunları anlattı:
Şeyh Seyyidüddîn hazretleri Anadolu'da yetişen meşhûr velîlerdendir. Amasyalıdır. Halvetî tarîkatının büyüklerinden Şeyh Habîb-i Karamânî hazretleri Amasya'ya gelince onun sohbetlerinde kısa zamanda yüksek derecelere kavuştu. Habîb-i Karamânî hazretlerinin baş halîfesi oldu, sonra Seydî Halîfe unvânıyla anıldı. 1533 (H. 940) senesinde Amasya'da vefât etti. Bir sohbetinde şunları anlattı:
Ebü'l-Hasan Ba'kûbi hazretleri, Bağdât evliyasındandır. Çok kerâmetleri görüldü. Doğum ve vefât târihleri bilinmemektedir.
Bu mübarek zat, sohbetlerinde buyurdu ki:
"Sabır susmaktır. Susmak sabırdandır. Konuşan, susandan daha fazla verâ sâhibi olamaz. Şu var ki, âlim kişi bir yerde konuşur bir yerde susar."
"Emri mârûf ve nehy-i anil-münker yapmak, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmek için, eziyetlere sabretmek gerekir."
Timur Han'dan sonra yerine geçen oğullarından Şahruh, babası gibi alimlerle oturup kalkmaktan zevk alırdı. Şahruh'un çevresindeki ulemadan biri de Nimetullah Efendi idi. Aynı zamanda evliyadan olan Nimetullah Efendi'nin dilinden düşürmediği bir söz vardı: "Allah haramdan kaçanı korur" (Yani kişi haramdan kaçarsa Allah ona haram yedirmez, nasip etmez, demek istiyordu.) Bu sözü sık sık tekrar eder, bununla biraz da hükümdar ve adamlarını uyarmak amacı güderdi. Şahruh da bunun her zaman mümkün olmayacağını, insanın bazen bilmeden de harama el uzatabileceğini ileri sürerdi. Şahruh bir gün sarayında özellikle Nimetullah Efendi'yi ağırlamak üzere bir ziyafet düzenledi.