Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.568.977
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Bir gün Yahyâ Efendi hazretleri Sahn-ı semân Medresesine gitmek için yola çıkmıştı. Yolda atının yularını bir papaz tuttu ve; "Ey âlim zât! Ey Yahyâ Efendi! Size bir suâlim var. Bu müşkül işi bana izâh edin. Soracağım şeyin cevâbı acabâ dininizde var mıdır? Her sene yeni defter tutulmayıp, gidiyor. Ölen kalan kim bilinmeden ölmüş bir gayr-i müslimden devletçe haraç isteniyor? Bu nasıl iştir. Bu şekilde hareket dininizde var mıdır?" dedi. Yahyâ Efendi bunları duyunca; "Hayır. Dinimizde ölmüş bir gayr-i müslim vatandaştan haraç alınmaz. Sonra çok fakir kazandığıyla güç geçinen kimseden ve çok yaşlı olanlardan da haraç alınmaz. Bunlar affolunmuşlardır. Sultânımız ona muhtaç değildir." dedi. O zaman papaz; "Efendi şunu iyi bil ki, bizden ölen kimsenin bile haracını isteyip, her yıl alırlar. Bunu ben size soruyorum. İslâm dini bunun alınmasını istiyor mu? Ne olur bunu Sultan Süleymân Hana arzedin, haber verin, sorun?" dedi.
"Büyük Maârif Meclisi a'zâsından Ziya Bey'in teşebbüsiyle hazırlanmış olan 'Okmeydanı' nda iftar' merâsimi dün gece pek parlak bir sûrette yapılmıştır. Sekiz-on mektebin talebesi o akşam, ellerinde Osmanlı sancakları olduğu halde Kasımpaşa'ya gitmişler ve mekteplilere katılan binlerce halkla beraber akşam namazını Kasımpaşa Câmii'nde kılmışlardır. Ondan sonra meş'aleler yakılarak Kasımpaşa yoluyla Okmeydanı'na varılmış ve tahminen sekiz bin kişinin iştirâkiyle, orada karavanlar içinde götürülen et, helva, sebze ve maruldan ibâret yemekle sahra iftarı yapılmıştır. İftardan sonra talebe, aralarında neşideler okumuş, marşlar söylemiştir. Okmeydanı' nda bu esnada bir polis kıt'ası ve jandarma müfrezesi hazır bulunmaktaydı.Sonra oradan hareketle yollara maytap ve havâi fişekler yakılarak avdet edilmiştir. Talebelerin geçtikleri yerler, bayraklar ve çiçeklerle süslenmiştir. Baruthâneönü'nde bahriye mızıkası tarafından istikbâl olunmuşlardır. Daha sonra Galata'da merâsime nihâyet verilmiştir."
Debbağzâde Hacı Mustafa Efendi, Rize'de doğdu. İlim tahsiline küçük yaşta başlayan Debbağzâde Mustafa Efendi daha sonra İstanbul'a geldi. Zamânının âlimlerinden akli ve nakli ilimleri tahsil edip derin âlim olduktan sonra Fâtih Câmiinde ders okuttu. Mısır kâdılığına tâyin edildi. Mısır ve sonra Medine-i münevvere kâdılığına getirildi. Sevgili Peygamberimizin kabr-i şeriflerini ziyâret edip, mübârek beldenin ahâlisine hizmette kusûr etmedi. Daha sonra İstanbul'a gelen Debbağzâde Hacı Mustafa Efendi, müderris iken vefat etti. Vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Muhammed bin Ahmed Basri hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Basra'da doğdu. 909 (H.297) senesinde orada vefât etti. Sehl bin Abdullah-ı Tüsteri'nin hizmetinde ve sohbetinde bulundu. Tasavvuf yolunda ilerleyip yüksek mânevi derecelere kavuştu. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Hazreti Hasan, Resûlullahın kızı hazret-i Fâtıma'nın oğludur. Peygamber efendimizin, "Cennet gençlerinin seyyidi, efendisidir" buyurduğu, torunu Hz. Hasan, 625 senesinin ramazan ayının ortasında doğdu. Beyaz ve güzel yüzlü olup, yüzü Resûlullahın yüzüne çok benzeyen yedi kişiden biri bu idi. Resûlullaha bundan dahâ çok benzeyen kimse yoktu. "Oniki İmâm"ın ikincisi, İslâm halifelerinin beşincisidir...
Vaktiyle, cömertliği ile nam yapmış bir şeyh vardı. Bu yüzden de daima borçluydu. Dergahına gelen hiç kimseyi boş çevirmez, dertlerine derman olur, borçlarını öderdi. Bunu yapmak için de servet sahiplerinden onbinlerce altın dinar borç almıştı.Sevgili Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) ne güzel buyurmuşlar:"Pazarda iki melek daima dua eder; Yâ Rabbi, sen cömertlere ihsan eyle, hasislerin malını da helak et!"Bu mübarek zatın alacaklıları, paralarını istediler, alamayınca, bir zaman sonra onu rahatsız etmeye başladılar. Hatta işi hakarete kadar götürdüler. Bu yüzden mübarek, hastalanıp yatağa düştü. Alacaklılardan dördü bunu duyunca; "Adam, bizim paramızı ödeyemeden ölecek. Hemen gidip paramızı alalım" diyerek evine geldiler.