Nazardan Ve Şeytanların Şerrinden Korunmak Için
Ahmed Kastalânî hazretleri fıkıh, hadîs ve kırâat âlimidir. 851 (m. 1448) senesinde Kâhire’de doğdu. 923 (m. 1517)’de aynı yerde vefât etti...
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.063.480
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ahmed Kastalânî hazretleri fıkıh, hadîs ve kırâat âlimidir. 851 (m. 1448) senesinde Kâhire’de doğdu. 923 (m. 1517)’de aynı yerde vefât etti...
İstanbul'lu denizciler Boğaz'ın dört manevi bekçisi olduğuna inanırlar. Bunlar Üsküdar' da Aziz Mahmud Hüdayi, Beykoz'da Yuşa Aleyhisselam, Sarıyer'de Telli Baba ve Beşiktaş'ta Yahya Efendi'dir. Hâl böyle olunca Yahya Efendi'nin dergâhına denizciler sık gelir, giderler. İşte Karadeniz'de amansız bir fırtınaya yakalanan Apostol adlı Rum, zor anlarında "Aman Ya Rabbi!" der, "Şu sıkıntıdan bir kurtulayım, Yahya Efendi'nin dergâhına en pahalısından bir fıçı şarap..." Eh, o telâşede Müslümanların şarap içmedikleri hatırına gelmez tabii. Yine aynı dalgınlıkla yüklenir fıçıyı gelir dergâha. Müridler bu işe bayağı bozulurlar. Hatta içlerinden ters ters bakanlar olur. Apostol yaptığı gafın farkına vardığında, çok geçtir. Tam fıçıyı açmakla, kaçmak arasında tereddütler geçirdiği anda Yahya Efendi görünür. "Aman efendim! Niye zahmet ettiniz." der, "Hadi açın da misafirlerimizin ağzı tatlansın!" Garibim fıçıyı korka korka açar, ama içinden mis gibi nar şerbeti çıkar. Büyük veli onu mahçup etmez, hatasını, ama samimi hatasını kerametiyle örter. İşte bu müşfik tavır üzerine Rum gemici "Ey yol güneşi" der," Vallahi senin dinin haktır!"
Sultan İkinci Selim Hân'ın iki oğlundan biri olan Şehzâde Murâd, Manisa'da vâli idi. Şehzâde Murâd, Hüsâmeddin-i Uşâki hazretlerine, kendisinin sultân olup olmayacağını anla mak üzere, bir mektupla hizmetçisini Uşak'a gönderdi. Uşak'a varan haberci, doğruca Hüsâmeddin-i Uşâki'ye giderek, huzura kabûl edilmesini ricâ etti. Huzûra kabûl edilen haber ci, daha mektubu Hüsâmeddin-i Uşâki hazretlerine vermeden ve ziyâreti hakkında bir şey söylemeden, Uşâki hazretleri ona; "Git! Şehzâdeye söyle! Hemen İstanbul'a hareket etsin. Filan gün saltanat tahtına oturacaktır." dedi. Haberci, hemen Manisa'ya dönerek müjdeyi Şehzâde'ye bildirdi. Şehzâde Murâd, vakit geçirmeden İstanbul'a hareket etti. Balıkesir'e geldiğinde, Vezir-i âzam Sokullu Mehmed Paşa'nın gönderdiği elçilerle karşılaştı. Elçiler, Sadrâzamın mektubunu Şehzâde'ye verdiler. Mektubu okuyan Şehzâde, bu mektuptan babası Sultan İkinci Selim'in vefât ettiğini, Sadrâzamın ölüm haberini halktan sakladığını ve kendisini tahta çıkarmak üzere dâvet ettiğini öğrendi. İstanbul'a giderek, Hüsâmeddin-i Uşâki'nin haber verdiği zamanda, Sultan Üçüncü Murâd Hân nâmıyla tahta geçti.
Şihâbüddin Arûsi hazretleri Şafii mezhebi fıkıh âlimidir. 1133 (m. 1721)'de Mısır'da doğdu. 1208 (m. 1793)'de Mısır'da vefât etti. "Şerhu alâ nazm-it-tenvir fi iskât-it-tedbir" isimli eserinde şöyle yazmaktadır:
Muinüddin Muhammed Îci hazretleri Şafii fıkıh âlimidir. 832'de (m. 1429) İran'da Şiraz'ın Îc beldesinde doğdu. Seyyid Şerif Cürcâni'nin talebesi Mevlâ Hâce Ali'den ders aldı. Şerhu'l-Mevâkıf derslerine devam etti. Mekke'ye giderek talebe yetiştirdi. 905'te (m. 1500) Orada vefat etti. Buyurdu ki:
Abdulmuttalib, Sevgili Peygamberimizin dedesidir. Vefatı sırasında oğullarını yanına çağırdı ve kendisine, oğlu Abdullah'ın emaneti olan henüz 9 yaşındaki Sevgili Peygamberimizi emanet edecek birini tesbit etmeye çalıştı. Oğullarından hiçbirini buna layık görmüyordu. Bunun üzerine en küçükleri olan Ebu Talib;
-Onu yetiştirmek için ben herkesten daha fazla arzuluyum. Ama ağabeylerim dururken onların önüne geçemezdim. Gerçi malım, mülküm az, yoksul sayılırım. Lakin sevgi ve ilgim herkesten ileridir, dedi.
Sultan II. Mahmud Han zamanında yaşlı bir kadıncağız duymuş ki, Hazreti Hızır her gün yatsı namazında, Yeni Câmi'de görülürmüş. Kendisi de zâten Hızır Aleyhisselâm'ı görmeyi öteden beri çok istermiş. Duyduğu söz üstüne ertesi gün kocasına durumu bildirip, ondan izin alarak yatsı namazına Yeni Câmi'ye gitmiş. Namaz çıkışında, avluda bir kenara çekilmiş ve başlamış çıkanlara dikkatli dikkatli bakmaya. O pür dikkat çıkanları tâkip ederken, karşısından bir yaşlı amca çıkagelmiş.- Neye bakarsın hâtun?-Dediler ki, bu câmide her gece Hızır Aleyhisselâm görünürmüş. Onu görmeye geldim.