Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.604.883
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Çengeloğlu, II. Mahmud Han devrinde ünlü bir Amiral idi. Akdeniz'in Afrika kıyılarında başladığı denizcilik hayatında cesareti ve yiğitliği ile nam salmış, İstanbul'a gelip tersaneye girdikten sonra da, kumanda kabiliyetini göstererek hızla ilerlemiş ve Osmanlı Deniz Kuvvetlerinin en üst makamı olan Kaptan-ı Deryalığa kadar yükselmişti. Tophane Müşirliğine tayin edildiğinde, Galata ve Beyoğlu kabadayılarını hizaya getirerek asayişi sağlamıştı. Halk onu "Deli Herif" diye seviyor ve takdir ediyordu.
Emekli bir albay anlatır: Sultan Ahmet camiine gidiyorum her sabah, ne kadar erken gidersem gideyim mihrabın bir kenarında saçı sakalı bembeyaz olmuş ihtiyar bir adam ümitsizce bedbin durmadan ağlıyor. O kadar ağlıyor ki ağlamadığı tek dakikayı yakalayama dım. Nihayet bir gün yanına sokuldum: "Muhterem dedim, Ah Efendim dedim, Allah'ın rahmetinden bir insan bu kadar ümitsiz olur mu? Niye bu kadar ağlıyorsun?" Bana: "Beni konuşturma" dedi, "kalbim duracak". Ben çok ısrar edince ağlıya ağlıya anlattı. Dedi ki :
Abdülaziz Nesefi rahmetullahi aleyh, Hanefi mezhebi fıkıh âlimidir. Aslen Kûfelidir. 533 (m. 1138) yılında vefât etti. Kitabında buyuruyor ki:
Hanefi mezhebinde, namazın sünnetleri şunlardır:
Ebû Aribe Harrâni hazretleri hadis âlimlerindendir. 222 (m. 837)'de Urfa-Harran'da doğdu. Cizre, Şam ve Irak gibi yerleri dolaşarak devrinin âlimlerinden hadis öğrendi. Kendisinden tanınmış muhaddisler rivayette bulundular. Daha sonra Harran'a dönerek zamanının büyük ilim merkezi olan Harran'ın müftüsü oldu. 318 (m. 930)'da vefat etti. Naklettiği Hadis-i şerfilerden bazıları:
Tâhir-i Lâhorî hazretleri, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin halîfelerinden ve çocuklarının hocalarındandır. Büyük bir âlim idi. Küçük yaşta memleketindeki âlimlerden zâhirî ilimleri tahsîl etmeye başladı. Tasavvuf yolunda ilerlemek için Serhend’e giderek İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin sohbetlerine devam etti. Senelerce hizmet ederek yüksek derecelere kavuştu. 1630 (H.1040) senesinde Lâhor'da vefât etti.
Abdullah-ı İlâhi'nin sohbetleri çok tesirli ve faydalı olurdu. Sohbetlerinde ve diğer zamanlarda herkesin gönlünü almaya çok dikkat gösterirdi. Sohbette bulunanlardan birinin bir sıkıntısı, bir müşkülü olsa onun hâlini keşfeder sıkıntısını giderirdi. Sohbetiyle, tereddütleri ortadan kaldırırdı.
Yine bir gün sohbette, söz çalışmak ve gayretten açılmıştı ve; "İnsan çalışıp, gayret göstermedikçe olgunlaşamaz ve bir mertebeye ulaşamaz." buyurmuştu. Bu sırada sohbetinde bulunan bir âlim, bu sözleri işitince, "at hırsızı kıssası" diye bilinen bir hâdiseyi hatırladı. "Peki onun hâli nasıl oldu?" diye düşündü. Abdullah-ı İlâhi, o âlimin kalbinden geçen düşünceleri kerâmetiyle anlayıp, ona doğru dönerek; "Söylediğim söze, at hırsızlığı yapan kimsenin hâli ile karşı çıkmak hâtıra geldi değil mi? Fakat ona da cevap vardır." dedi. Sonra sohbetinde bulunanlara dönüp; "Hiç o hâdiseyi işiteniniz var mıdır?" diye sordu. Ve hâdiseyi şöyle anlattı: