Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.568.127
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Büyük oğlu Süleyman'ın vefâtına ziyâdesiyle üzülen Orhan Gâzi rahatsızlandı. Veliahtlığa getirdiği Murâd Beye şu nasihatlarda bulundu:"Oğul, saltanatına mağrûr olma. Unutma ki, dünyâ, hazret-i Süleymân'a kalmamıştır. Unutma ki, dünyâ saltanatı geçicidir, lâkin büyük bir fırsattır. Allah yolunda hizmet ve Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) şefâatine mazhariyet için, bu fırsatı iyi değerlendir. Dünyâya âhiret ölçüsüyle bakarsan ebedi saâdeti fedâ etmeye değmediğini göreceksin. Oğul! Rumeli Hıristiyanları rahat durmayacaktır, sen o cânibe yürü. Rumeli fethini tamamla. Kostantiniye'yi ya fethet, yâhut fethe hazırla, civardaki Türk beyleriyle mesele çıkarmamaya çalış. Ahâli her ne kadar bizi istese de başlarında bulunan beyler, beyliklerinden geçme taraftârı gözükmez. Daha bir zaman idâre edecekler, lâkin sonunda olmuş meyve gibi avucuna düşecekler. Anadolu'da gâile çıkmazsa Rumeli işini rahat halledersin. Bu yüzden Anadolu'nun sessizliğini bozmamaya gayret et. Cennetmekân babam Osman Gâzi Han, Söğüt ve Domaniç'ten ibâret bir avuç toprağı beylik yaptı. Biz Allah'ın izniyle beyliği hanlığa çevirip sultanlığı ikmal ettik. Sen daha da büyüğünü yapacaksın. Osmanlıya iki kıta üstünde hükmetmek yetmez. Zirâ i'lâ-yı kelimetullah azmi dünyâya sığmayacak kadar yüce bir azimdir. Selçuklunun vârisi biz olduğumuz gibi Roma'nın vârisi de biziz. Oğul, Kur'ân-ı kerim'in hükmünden ayrılma. Adâletle hükmet. Gâzileri gözet. Dine hizmet edenlere hizmeti şeref say. Fakirleri doyur. Zâlimleri ise cezâlandırmakta tereddüt gösterme. En kötü adâlet, geç tecelli eden adâlettir. Sonunda hüküm isâbetli dahi olsa, geciken adâlet zulümdür. Oğul, biz yolun sonuna geldik, sen daha başındasın. Cenâb-ı Mevlâ saltanatını mübârek kılsın."
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u almadan evvel Cenevizlilerle iyi ilişkileri geliştirmişti. İstanbul'a giren Osmanlılar, Ceneviz kolonisi olan Galata'yı da işgal etti. Bu durum karşısında Cenevizliler Osmanlı lara cephe aldı ve ilişkilerini kesti.Akdeniz ve Karadeniz ticaret yolları Venedik ve Cenevizlilerin kontrolleri altında bulunuyordu. Bundan endişe eden Fatih, Cenevizli lerin elinde bulunan Amasra üzerine sefere çıktı. Ayrıca 150 gemiden kurulu bir donanma hazırlayıp, Mahmud Paşa'ya:-Kurduğum bu donanma ile Karadeniz sahilini takibedeceksin! Emrini verdi.Mahmud Paşa Karadeniz'e açılırken, Fatih'te ordusuyla İzmit- Sapanca-Akyazı üzerinde sefere çıktı. Seferin nereye ve kim üzerine olduğunu herkes merak ediyordu. Ordu kadılarından biri:-Haşmetlû Sultanım, sefer nereye ola ki? Diye sordu.Fatih Sultan Mehmed bu soruya şu tarihi cevabı verdi:-Bana bak efendi! Zihnimden geçenleri şu gördüğün sakalımın bir teli sezecek olsa, bütün sakalımı keserdim!
Ebü'l-Feyz Murtaza Zebidi hazretleri hadis ve Hanefi mezhebi fıkıh âlimlerinin büyüklerindendir. Hadis ilminde söz sahibi idi. 1145 (m. 1732)'de, Hindistan'da Bekerâm şehrinde doğdu. 1205 (m. 1791)'de Mısır'da vefât etti. Peygamber efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) salevat okumanın fazileti hakkında naklettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
Mahdûm Ali Ahmed Sâbir hazretleri Hindistan evliyâsının büyüklerindendir. 1196 (H.592)'da Afganistan’da Hirat'ta doğdu. Hindistan’da Hansî'ye giderek Ferîdüddîn-i Genc-i Şeker hazretlerine talebe oldu. Evliyâlık yolunda yüksek derecelere ulaşarak icazet verildi ve Gwalyar’a gönderildi. Burada insanları irşad ederek birçok Hindû’nun Müslüman olmasını sağladı. 1291 (H.690)'de orada vefât etti. Bir sohbetinde şunları anlattı:
Fâris bin Îsâ hazretleri, Bağdât'ta yetişen büyük velilerdendir. Doğum tarihi belli değildir. 951 (H.340) senesinden sonra Semerkant'ta vefât etti...
Bağdât'ta tahsile başlayan Fâris bin Îsâ Bağdâdi, sonra Horasan, Semerkant ve Merv'de zamanın büyük âlimlerinden ilim tahsil edip, tasavvuf yolunda ilerledi. Cüneyd-i Bağdâdi, Hallâc-ı Mensûr, Yûsuf bin Hüseyin, Ebü'l-Abbâs bin Atâ ve Hüseyin bin Muhammed onun hocaları arasındaydı. Hallâc-ı Mensûr'dan hilâfet aldı. Zünnûn-i Mısri hazretlerinin pek kıymetli sözlerini rivâyet etti.
Fâris bin Îsâ hazretleri, çok ibâdet eder, pek güzel sözlerle insanlara doğru yolu anlatır. Onların din ve dünyâ saâdetine ulaşmaları için bütün gücüyle çalışırdı...
Musa Aleyhisselam zamanında bir adam insanlara; "Benimle Kelimullah Musa konuşur. Ben, Safiyullah Musa'nın yakınlarındanım " diyerek böbürlenir, Musa aleyhisselam'ın ismini alet ederek kendine menfaat temin ederdi. Bu sözlerin üzerinden uzun bir zaman geçti. Musa Aleyhisselam'ın yanına, adamın biri, siyah bir iple yularlanmış bir domuz getirdi ve Musa Aleyhisselam'a dedi ki:
- "Ey Allah'ın Peygamberi! Filan adamı biliyor musun?" Musa Aleyhisselam:
- "Onu işitirim" diye cevap verdi. Adam:
- "O adam, işte bu domuzdur" dedi.
Musa Aleyhisselam, adama niçin böyle olduğunu sormak için, Allahü Teâlâ'dan, onu eski haline döndürmesi için niyaz etti. Bunun üzerine Allahü Teala Musa Aleyhisselam'a şöyle buyurdu:
- "Ya Musa! Adem Aleyhisselam'ın ve ondan sonra gelen peygamberlerin dualarıyla dua etsen yine de bu adam hakkındaki duanı kabul etmem. Fakat ben sana onu niçin o hale soktuğumu bildireyim. O, senin adını kullanarak, sana olan yakınlığını alet ederek menfaat elde ettiği için, dinini dünya için satıp, din ile dünyayı yediği için ben onu o hale soktum".