İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.653.022
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
İstanbul kuşatılmış, fakat bir türlü alınamıyordu. Fatih, hocası Akşemseddin'e, dua etmesi için ricada bulunuyordu. Bir gece Akşemseddin hazretleri çadırına kapandı, sabaha kadar dua etti ve sabahleyin de padişaha, Edirnekapı tarafından büyük bir hücum başlatılma sını tavsiye etti. Hemen hücuma geçen asker, öğleye kadar surlara çıkmayı başardı ve öğle den sonra İstanbul fetholundu. Bu hadiseden sonra Akşemseddin hazretlerinin büyüklüğünü daha iyi anlayan Fatih, hemen onun yanına geldi ve kendisini de dervişliğe kabul etmesini istedi. Fakat Akşemseddin hazretleri bunu reddetti. Fatih bunun sebebini sorunca:"Dervişlikte bir hal vardır ki, onun tadını tadan, dünya işlerinden ve saltanattan el çeker. Halbuki sizin böyle yapmanız, memleketin perişan olmasına sebep olur. O zaman siz de, ben de günaha girmiş oluruz. Padişaha lazım olan şey, güzel ahlak ve adaletperver olmaktır." Cevabını verdi.
İkinci Selim kaşlarını çattı:-Şu Kıbrısçık adasının fethi gayri elzem oluptur. Divan-ı Hümayun toplantı halindeydi. Fatih'ten sonra Padişahlar, ancak çok önem verdikleri toplantılara katılırlardı. Veziriazam Sokollu, bu meselede nedense tereddüt gösteriyordu:-Böyle küçük bir adanın zaptı, em uzun sürebilir Sultanım!.. Hem de Saltanatınıza ne ilave edebilir ki? Üstelik 40.000 duka altını vergilerini her yıl muntazaman öderler!..Padişah bu sözlere sinirlendi:-Sen ne söylersin Paşa!.. Billur kasede de olsa, bal şerbeti içindeki küçük bir sinek, sizlerin midesini bulandırmaz mı yoksa?
İslam askeri Hayber önlerine gelmişti... Bu arada Hazreti Ali'nin gözleri ağrıyordu. Resûlullah efendimiz okudu ve şifa bulması için Allahü teâlâya duâ etti. Hazreti Ali'nin gözlerinde bir ağrı sızı kalmadı...
Yahudilerin, "Merhab" adında yenilmez bir pehlivanları vardı. Nara atarak, mücahitlere şöyle seslendi:
-Hayber halkı iyi bilir ki, ben, gelip çatan harplerin tutuştuğu, kızıştığı zamanlarda, tepeden tırnağa kadar silâhlanmış, cesaret ve kahramanlığı denenmiş Merhab'ımdır. Ben, kükreyerek geldikleri zaman aslanları bile kâh mızrakla, kâh kılıçla vurup yere sermişimdir!..
Ebû Amr Şeybâni hazretleri hadis ve nahiv âlimlerindendir. Abbasi halifesi Hârûn Reşid'in çocuklarına da muallimlik yapmıştır. 205 (m. 820)'de Bağdâd'da vefât etti. Naklettiği hadis-i şeriflerden bazıları:
İbn-i Arabşah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 1410 (H.813) senesinde Kuzey Kafkasya'da bulunan Astrahan'da doğdu. Küçük yaşta babasıyla birlikte Tokat'a, sonra Haleb ve Şam'a gitti. Kur'ân-ı kerîmi okudu ve diğer ilimleri tahsil etti. İbn-i Hacer Askalânî hazretlerinden hadîs-i şerîf dinledi. Kâhire'de bir müddet kâdılık yaptı. 1516 (H.922) senesinde orada vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Sultan II. Mahmud Han zamanında yaşlı bir kadıncağız duymuş ki, Hazreti Hızır her gün yatsı namazında, Yeni Câmi'de görülürmüş. Kendisi de zâten Hızır Aleyhisselâm'ı görmeyi öteden beri çok istermiş. Duyduğu söz üstüne ertesi gün kocasına durumu bildirip, ondan izin alarak yatsı namazına Yeni Câmi'ye gitmiş. Namaz çıkışında, avluda bir kenara çekilmiş ve başlamış çıkanlara dikkatli dikkatli bakmaya. O pür dikkat çıkanları tâkip ederken, karşısından bir yaşlı amca çıkagelmiş.- Neye bakarsın hâtun?-Dediler ki, bu câmide her gece Hızır Aleyhisselâm görünürmüş. Onu görmeye geldim.