Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.985
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Sultan IV. Mehmed Han bir divan toplantısında sadrazama:"Yaptığım tetkiklere göre etin okkası sekiz akçeye satılır, fakat yine de et bulunmaz imiş, sebebi nedir?" diye sorunca sadrazam:"Hünkarım, et ve ekmek zaman-ı devletinizde pek çoktur. Fiyat artışı yoktur. Var diyen size yala söylemiştir" dedi. Divanda hazır bulunan Hocazade Mesut Efendi:"Devletli vezir, asıl yalanı imdi siz söylediniz" dedikten sonra, Padişaha dönerek:"Şevketlim, hâlâ narha takyit yoktur. Şehirde bir okka et bulunmaz. Bulunursa sekiz akçedir. Hatta semiz etler gizlice 10-12 akçeye satılır. Fukara muzdariptir. Fukarası muzdarip olan bir memlekette bolluktan bahsetmek abestir" dedi. Bu sözleri üzerine sadrazam onu susturmak istedi ise de Hocazade:"Burada da mı sus dersiniz? Bu, huzur-u hümayundur. Hak ne ise onu söylemek gerekir. Bunda yalan ve hatır için söz, din ve devlet için söz, din ve devlete hıyanettir" dedi.
Aylaklıktan, başıboşluktan usanan, bunun çıkar yol olmadığını anlayıp doğru yola gelmeye karar veren mirasyedi bir adam, padişaha çıkıp, doğruluktan ayrılmadan, dürüstçe yaşamak için kendisine bir yol göstermesini istedi. Padişah da adama ağzına kadar dolu bir fıçı zeytinyağı verdi. Bunu tek bir damla bile dökmeden şehrin bir ucundan öbür ucuna götürmesini, bir damla dahi döktüğü takdirde hemen orada boynunun vurulacağını söyledi. Yanına da kontrol için yalın kılıç iki gözcü verdi. Adam fıçıyı kralın buyruğuna uygun şekilde, bütün gücünü, dikkat ve zekasını kullanarak bir damla bile dökmeden şehrin bir başından öbürüne götürdü. Sonra geri dönüp kralın huzuruna yeniden çıktı. Verilen görevi eksiksiz yerine getirdiğini söyledi. Padişah, adama sordu:
Seyyid Hasan Berzenci hazretleri, Kuzey Irak'ta yetişen evliyâdandır. Seyyid olup soyu Peygamber efendimize ulaşır. 1677 (H.1088) târihinde Nûdi köyünde doğdu. 1743 (H.1156) târihinde Gelezer'de vefât etti.
İsmail Aclûni hazretleri Osmanlı hadis âlimidir. 1087'de (1676) Ürdün'de bulunan Aclûn'da doğdu. Şam'da devrin büyük âlimlerinden İslami ilimleri tahsil etti. Sonra İstanbul'a gitti. Bir sene sonra Şam Emevi Camii müderrisliğine tayin edildi. 1162 (m. 1749)'da Şam'da vefat etti. "Güzel huylu olmak" ile ilgili naklettiği bazı hadis-i şerifler:
Musa ve Harun (aleyhimesselam)'dan sonra Allahu Tealâ, İsrailoğulları'nın başına her hükümdar geçtiğinde, beraberinde bir peygamber gönderirdi. Şa'ya (aleyhisselam) da Sıdkıya diye bilinen bir hükümdar zamanında gönderilmişti. Kavmine, Hazreti İsa (aleyhisselam) ve Hazreti Muhammed (sallallahü aleyhi ve selem)'in geleceğini haber vermişti.
Zamanın akıllı geçinenlerinden güngörmüş bir zâtın yolu bir gün bimarhâneye (ruh ve sinir hastalıkları hastahânesine) uğramış. Hastalardan birine sormuş:-Kaç yıldır buradasın?-Senesini ben de unuttum. Aslında deli falan da değilim. Nedense bir kez paçayı kaptırdık ve bir daha kurtulamıyoruz.-Peki seni ne diye burada tutuyorlar?-Doktorlardan "mazarratlı harfler"i saymalarını istiyorum; cevap veremiyorlar. Bu sefer ben onlara sayıyorum, beni urgana vuruyorlar.