Müminin Sözünü Reddetmek Hiç Uygun Değildir
Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri büyük velîlerdendir. Büyük âlim İmâm-ı Şa'rânî hazretlerinin dedesidir. 1486 (H.891) senesinde Mısır’da vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.291.582
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri büyük velîlerdendir. Büyük âlim İmâm-ı Şa'rânî hazretlerinin dedesidir. 1486 (H.891) senesinde Mısır’da vefât etti.
14.cü Osmanlı Padişahı I. Ahmed Han, 14 yaşında tahta çıkmış ve 14 sene hükümdarlık yaptıktan sonra 28 yaşında vefat etti. Ölüm döşeğindeyken hocası Mustafa Efendiye dönerek:
"Hocam, 28'de kaç 14 vardur" dedi. Mustafa Efendi:
"İki defa devletlû hünkarım" cevabını verdi.
Tam bu sırada, kendi yaptırdığı Sultanahmed camiinin minarelerin den ezan sesi gelmeğe başladı. Sultanın hocası, padişahın, cami inşaatı sırasında eteği ile toprak taşıdığını hatırladı. İşçilere şevke getirmek için her hafta inşaata gitmiş ve eteği ile toprak taşımıştı.
Ezan sona erince Sultan Ahmed ayağa kalkmak ister gibi davrandı. Mustafa Efendi telaşla sordu:
"Ne oluyorsun Devletlû?" dedi. Padişah:
"Toprak taşımaya giderim hocam!..." dedikten sonra Kelime-i Şehadeti söyleyerek sırtüstü düştü. Hocası yanına gittiğinde ruhunu teslim etmişti.
Sultan III. Selim Hanın 1787 Rus savaşında Ordu-yu Hümayuna gönderdiği ferman şöyledir:"Sizin tereddüt göstermeden ve mukavemet etmeden düşmana terkettiğiniz toprakları, ecdadımız göğsünü düşmanın top ve tüfeğine siper ederek ve karşısında demir yumruk gibi durarak, aslan gibi kükreyerek zaptetmişti. Size ne oldu? Siz onların evlatları değil misiniz? Bu ne haldir ki yüz geri edip memleketi düşmana terk edersiniz. Moskof askeri, kraliçeleri olan bir avretin gayreti için, açlığa, susuzluğa, soğuğa, sıcağa, yaraya, bereye, kan ve ölüme katlanıp, eş yüz senedir cihanı titreten devletimize galebe eder. Fethedip ele geçirdiği Müslüman memleketlerde akla gelmedik facialar yapar. Düşmanın istila ettiği yerlerde, eteğinin ucu açılmamış ve niceleri Peygamber evladından olan Müslüman kız ve gelinleri esir edip, kocalarının, baba ve kardeşlerinin gözü önünde ırzlarına saldırırlar. Yazık, çok yazık! Sizde hiç vatan millet sevgisi, ırz namus kaygısı yok mudur? Gayret-i İslam'a ne oldu? Ben şehzade iken bunları işitip kan ağlardım. Şimdi kalbim parçalanıyor. Dünya çabuk geçer. Ne kadar yaşasak, sonunda ölümün pençesinden kurtuluş yoktur. İmdi düşman elinde esir düşmüş kadınlar ve kızlar, ana babalarından ayrılmış çocuklar, mahşer gününde yakamıza yapışacaklardır. Ben, kudretim dahilinde sizlerden hiçbir şey esirgemedim. Bakalım bundan sonra gazi, dilaver kullarım, hepinizden istirhamım, gayret kemerini belinize birkaç yerden bağlayıp, korkaklık ve alçaklık edenleri kabul etmeyip, İslam gayretinin tamamlanmasına ve Allahü teâlânın fazlı ile düşmandan intikam almaya ihtimam edesiniz. Benim duam sizinle beraberdir. Büyüğünüz ve küçüğünüz berhudar olasınız. Allahü teâlâ sizlere yardım ve muvaffakiyetler versin."
Ömer bin Abdullah hazretleri, Yemen'de yetişen fıkıh âlimlerindendir. 907 (m. 1502)'de doğdu. 972 (m. 1565)'de Aden'de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Abdullah bin Dâvûd Hureybi hazretleri kıraat ve hadis âlimidir. 126 (m. 744)'de Kûfe'de doğdu. Şam'a giderek Ebû Amr bin Alâ'dan kıraat ilmi tahsil etti. Evzâi, İbn Cüreyc ve Süfyân-ı Sevri gibi âlimlerden hadis öğrendi. Şam'da kıraat dersi vererek çok talebe yetiştirdi. 213 (m. 828)'de vefat etti. Kur'ân-ı kerime tazim hakkında buyurdu ki:
Ali Taberi hazretleri, Şafii mezhebindeki tefsir, hadis, fıkıh ve kelâm âlimlerinin büyüklerinden olup, İmâm-ı Eş'ari'nin üstün talebelerindendir. 380 (m. 990) yılları civarında vefât etmiştir.
Ali Taberi hazretleri, bir dersinde buyurdu ki:
Timur Han'dan sonra yerine geçen oğullarından Şahruh, babası gibi alimlerle oturup kalkmaktan zevk alırdı. Şahruh'un çevresindeki ulemadan biri de Nimetullah Efendi idi. Aynı zamanda evliyadan olan Nimetullah Efendi'nin dilinden düşürmediği bir söz vardı: "Allah haramdan kaçanı korur" (Yani kişi haramdan kaçarsa Allah ona haram yedirmez, nasip etmez, demek istiyordu.) Bu sözü sık sık tekrar eder, bununla biraz da hükümdar ve adamlarını uyarmak amacı güderdi. Şahruh da bunun her zaman mümkün olmayacağını, insanın bazen bilmeden de harama el uzatabileceğini ileri sürerdi. Şahruh bir gün sarayında özellikle Nimetullah Efendi'yi ağırlamak üzere bir ziyafet düzenledi.