Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.267
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Keçecizâde Fuad Paşa'nın sadrâzamlığında İstanbul'un Ermeni zenginlerinden biri ölmüştü. Katolik Ermeniler, bu kişinin ölümünden az evvel Katolik mezhebine girdiğini söylüyorlardı. Gregoriyenler ise, onun kendi mezheplerindeyken öldüğünü iddiâ ediyorlardı.Ölünün çok zengin olması sebebiyle, her iki kilise, iddiâlarında ayak diretiyorlardı. Münâkaşa, ihtilaf ve gürültü çıkaran Katoliklerle Gregoriyenler, büyük kavgalara girmek üzereyken mesele hükümete aksettirildi. İki taraf da sadrâzamdan hakem olmasını ricâ ettiler. İnce zekâ, zarâfet ve hazırcevaplığıyla şöhret bulan Sadrâzam, önce Katolik Ermenileri dinledi ve meseleyi iki soruyla halletti... İlkönce Katoliklere dönerek:" Müteveffânın Katolik olarak öldüğüne emin misiniz? diye sorunca onlar, hemen cevap verdiler:" Tamamıyla eminiz! Sadrâzam ikinci soruya geçti: " Demek ki mütevaffânın rûhuna siz sahip çıkıyorsunuz?" Evet!" O halde insaf edin, cesedi de Gregoriyenlerin olsun!
Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa, kaleyi büyük kuvvetlerle aylarca kuşatan Rus ordu suna yaralı olarak esir düşmüştü. Topallaya topallaya merdivenlerden çıkarken Rus Çarı II. Alexandr ve bazı generaller onu odada bekliyorlardı. Osman Paşa Rus Çarının huzuruna getiril di. Çar ve Osman Paşa birbirleirne bakıştılar. Osman Paşa'nın bıraktığı tesir pek kuvvetliydi. Herkes büyük bir adamın huzurunda bulunduğundan heyecan içindeydiler. Alexandr tercüman vasıtasıyle:-Kumandan! Plevne'den nereye gidiyordunuz? Bilmiyor musunuz ki, Rus askeri sizi muhasara etmişti, dedi. Osman Paşa:-Biliyorum. Fakat tutabildiğim mahalle gitmek üzere askerinizi yarıp çıkacaktım.-Niçin silahlarınızı teslim etmediniz?-Devletim bana, düşmanı gördüğün zaman silahını terket demedi. Buraya beni kavga için gönderdi. Çok kere düşman çokluk olduğu halde yine harp kazanılır. Nitekim bizim sizinle olan muharebelerimiz gibi.Bu askerce sözler Rus Çarı'nın hoşuna gitti:-Bravo!.. siz Osmanlı ordusuna şeref bahşettiniz. Hakikaten cesur bir adamsınız. Bizim yanımızda bulunduğunuz müddetçe üniformanızı, kılıcınızı ve nişanlarınızı taşımak hakkına sahipsiniz. Sizin gibi bir kumandanın kılıcı alınmaz. Burada ve Rusya'da kılıcınızı taşıyınız. Rusya'da bir Mareşal gibi kabul olnacaksınız!..
Kâsım bin Muhammed, Tâbiinin büyüklerinden, Medine-i münevveredeki yedi büyük âlimden biridir. İnsanları Hakk'a dâvet eden onlara doğru yolu gösterip, hakiki saâdete kavuşturan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen büyük âlim ve velilerin üçüncüsüdür. Babası Muhammed, hazret-i Ebû Bekir'in oğludur. Annesi Sevde, Yezdücerd'in kızı olduğundan, İmâm-ı Zeynel-âbidin ile teyze çocuklarıdır.
Şihâbüddîn Aysâvî hazretleri evliyânın büyüklerinden ve Şâfiî mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 1534 (H.941) de Şam'da doğdu. Fıkıh ve nahiv ilimlerini Şeyh Tâcüddîn'den öğrendi. Tasavvuf yolunda, Şihâbüddîn Ahmed bin Bedrüddîn el-Gazzî'den feyiz ve icâzet aldı. Şam'daki Emeviyye Câmii'nde imâmlık yaptı, çeşitli medreselerde ders okuttu. 1617 (H.1026) senesinde Şam'da vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Dizdarzâde Ahmed Efendi Celveti tarikati büyüklerinden olup, Aziz Mahmûd Hüdâyi hazretlerinin talebelerindendir. Karaman'da doğup yetişti. İlk tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul'da medrese tahsili yaptı, daha sonra müderris oldu. 1596'da müderrislikten ayrılıp tasavvufa yöneldi. Aziz Mahmûd Hüdâyi hazretlerinin talebeleri arasına girdi. Kısa müddet içinde mânevi kemâlâta kavuştu ve hocasından hilâfet aldı. Önce İzmir'e, sonra Edirne'ye gidip yerleşti. On beş sene boyunca, Edirne'de yaptırdığı câmide vaaz verip medresede de talebe yetiştirdi. 1623 yılında vefât etti. Bu mübarek zat sohbetlerinde buyurdu ki:
Hicretin altıncı senesinde Hz. Zeyd bin Hârise, Eshâbdan bâzılarının ticaret mallarını Şam'a götürüp satmak üzere yola çıkmıştı. Ticaret malları ile Vâdilkurâ'ya yaklaştıkları sırada, Fezâre bin Bedir kabilesinden birtakım adamlar, onların önlerini kestiler. Zeyd'i ve arkadaşlarını kılıçtan geçirdiler. Onların öldürüldüklerine kanaat getirerek, yanlarındaki bütün ticaret mallarını gasp ettiler.