Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.565.772
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Kânûni, Belgrad'ı fethettikten sonra, Avrupalıların kendi içişleriyle uğraşmalarından da istifâde ederek, Rodos'u fethetmeye karar verdi.Kânûni'nin bu niyetini öğrenen şövalyelerin başı Vilye dö Lil Adam, hazırlık yaparak, şövalyeleri topladı ve yiyecek stoku yaptı.Seferin serdârlığına İkinci Vezir Mustafa Paşa tâyin edildi. 300 harp ve 400 nakliye gemisinden meydana gelen donanmanın sevk ve idâresi ise, Barbaros Hayreddin Paşanın yanında yetişen meşhur amirâl Kurdoğlu Muslihiddin Reis'e verildi. 4 Haziran 1522'de İstanbul'dan donanmayla harekete geçen Mustafa Paşa, 24 Haziran'da Rodos'a geldi. Kânûni Sultan Süleymân ise, 16 Haziran'da kapıkulu ve eyâlet askerleriyle birlikte İstanbul dan kara yoluyla harekete geçti.
Sultan II. Murad, Balkanlarda uzun yıllar devam eden muharebelerden sonra Macaristan ile Segedin anlaşmasını imzaladı. Şimdi Devlet-i Âl-i Osmaniyye rahattı. Çok yorulmuştu. Köşesine çekilip kalan ömrünü ibadetle geçirmek istiyordu ve saltanatı, 14 yaşındaki oğlu Mehmed'e bırakmayı düşünüyordu. Vezirlerini toplayıp:-Oğlumuz Mehemmed Han-ı Sâni devlete büyük hizmetler ifa edecektir. Allah padişahlığını mübarek eylesin.Diyerek saltanatı ona devrettiğini ilan etti. Osmanlı tahtındaki bu değişikliği haber alan Macarlar, Papa'nın Macaristan vekili Julyen Sezarini'nin "Hristiyan olmayanlara verilen sözü tutmak mecburiyeti yoktur" fetvasıyla, İncil'e el basarak yaptıkları Segedin anlaşması tanımadıklarını söylediler ve Osmanlı Devletine karşı savaş hazırlılarına başladılar.
Ebûbekirzâde (Tirevi) Ahmed Efendi 99. Osmanlı Şeyhülislâmıdır. 1097'de (m. 1686) Tire'de doğdu; medrese tahsilinden sonra kadı, sonra Anadolu ve sonra da Rumeli Kadıaskeri oldu; 1761'de Şeyhülislâmlığa getirildi. 1181 (m. 1767)'de İstanbul-Kanlıca'da vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Rebi bin Haysem hazretleri, Tâbiin devrinde Kûfe'de yetişen büyük âlim ve velilerdendir. 687 (H.68) senesinde Tûs şehrinde vefât etmiştir... Bu mübarek zat kimseye bedduâ etmezdi. O, her şeyi Rabbinden bilir, O'ndan gelene sabr eder, tevekkülünü bozmazdı...
Abbasi Halifesi Mütevekkil, salih bir kimse idi. Bir gün, sırçadan, camdan yapılmış olan, alt ve üst tarafından su akan sarâya girmişti. Yakın adamları ve nedimleri, sohbet dostları da yanında idi. Oturup sohbet ederlerken, güldü. Yanında bulunanlar, "Allahü teâlâ seni hep güldürsün, ey mü'minlerin emiri, gülmenizin sebebi nedir?" dediler.
Türk olmanın nasıl bir şey olduğunu unutanlara hatırlatmak için, Türk olmanın tadına varmak için, lütfen okuyun.
Bu hakiki hikayeyi aktaran, sayın Dr. Ömer Musoğlu 85 yaşındadır ve halen MODA/ İstanbul'da oturmaktadır.
Anzaklı Ömer'in Hikayesi 1957 Yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden doktor Ömer Muşluoğlu, görev yaptığı hanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatıyor:
Amerika 'ya gittiğim ilk yıllar.. New York'da Medical Center Hospital'da görev almıştım. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak, elektrokardiyografi çekmek gibi işler.. Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direkt olarak hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor .Diğer zamanlarda da laboratuarda çalışıyorum. Bir hastaya gittim. Yaşlıca bir adam, tahminen yetmiş beş yaşlarında..