İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.654.589
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Osmanlı Sultanı Yıdırım Bayezid Han, Anadolu beyliklerini hakimiyeti altına aldığı zaman bu ülkelerin beyleri, o zaman batıya doğru gelmekte olan Timur Han'a sığınmışlardı. Ayrıca Timur'dan kaçan Karakoyunlu Hükümdarı Kara Yusuf ile Tebriz hükümdarı Ahmed Celayiri de, Yıldırım'a iltica etmişti. Bu beyler her iki Türk sultanını birbiri aleyhine kışkırtı yorlardı. Neticede bu kışkırtma ve tahrikler, sünni iki Türk hükümdarını 28 Temmuz 1402 günü Ankara' nın Çubuk Ovasında karşı karşıya getirdi.Osmanlı sultanının güç ve kuvvetini iyi bilen, Maveraünnehr'deki en kudretli ve zırhlarla mücehhez kuvvetlerini getiren Timur'un ordusu yüz altmış bin idi. Ayrıca 32 fili vardı. Buna karşılık Osmanlı ordusunun mevcudu yetmiş bin idi. Timur'un kuvvetleri adedce Osmanlılardan çok fazla olduğu için, Yıldırım Bayezid Han ordu kumandanlarına muvaffak olmak için fedakarane gayrette bulunmalarını söyledi.
Edebâli hazretleri, kendi parasıyla Bilecik'te bir dergâh yaptırarak, gelen geçenlere, fakir ve muhtaçlara ikrâmda bulundu. Osman Bey de bir çok defâ burada misâfir kaldı. Hattâ bir gece dergâhta yatarken rüyâsında Şeyh Edebâli hazretlerinin göğsünden bir ayın çıkıp kendi göğsüne girdiğini ve göğsünden bir büyük ağaç bitip dallarının âlemi kapladığını, altından birçok nehirlerin çıkıp insanların bu sulardan istifâde ettiğini görmüştü. Sabah olup rüyâyı anlatınca, Edebâli hazretleri, bu güzel rüyâyı şöyle tâbir etti:"Sen, Ertuğrul Gâzi oğlu Osman, babandan sonra bey olacaksın.Kızım Mal Hâtunla evleneceksin. Benden çıkıp sana gelen nûr budur. Sizin asil ve temiz soyunuzdan nice pâdişâhlar gelecek, onlar nice devletleri bir çatı altında toplayacaklar,Allahü teâlâ nice insanın huzûr ve saâdete kavuşmasına, İslâm dini ile şereflenmesine senin soyunu vesile edecektir.''
Hamidüddin Nâgûri hazretleri, Muinüddin-i Çeşti hazretlerinin talebelerinin büyüklerindendir. Aşere-i mübeşşereden Said bin Zeyd'in (radıyallahü anh) soyundandır. Hind âlimlerinin önde gelenlerindendi. Uzun bir ömür sürdü. Hâce Muinüddin-i Çeşti'nin zamânından, Nizâmeddin-i Evliyâ'nın zamânına kadar yaşamıştır. 1274 (H.673) yılında vefât etti. Kabri Nâgûr'dadır...
İmam-ı Rabbani hazretleri, on altıncı asırda Hindistan'da yetişen en büyük veli ve âlimdir. Ariflerin ışığı, velilerin önderi, İslamın bekçisi, Müslümanların baş tacı, müceddid, müctehid ve İslam âlimlerinin göz bebeğidir... Talebelerinden Mevlânâ Muhammed Emin, bir gün ona şöyle arz etti:
Ebû Şâkir ibn-i Ammâr hazretleri Mâliki mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 768 (m. 1367)'de Kâhire'de doğdu. 844 (m. 1441)'de aynı yerde vefât etti. Bir dersinde Allah korkusu hakkında buyurdu ki:
Padişahlardan birine değerli bir gül fidanı hediye edilir. O da bunu bahçıvanına verip bahçeye dikmesini, gül açılınca da kendisine haber vermesini ister. Aylar sonra nihayet gül açılır. Fakat gayet iri ve son derece güzel bir gül. Bah çıvan onu hayranlıkla seyrederken, bir bülbül gelip gül fidanına konar ve başlar ötmeye. Bahçıvan önce onu kıvmak ister, fakat bülbülün yanık yanık ötüşü onu etkilemiştir. Sonunda bahçıvan, padişahı çağırmak için yerinden kalkınca, bülbül ürker ve gülü paramparça eder. Buna çok üzülen bahçıvan, korkarak padişaha durumu haber verir. Fakat padişah:-Üzülme, der, bu dünya etme bulma dünmyası, ona da kalmaz.Bahçıvan padişahın bu sözü ile rahatlamıştır. Bir zaman sonra bahçıvan, biryılanın o bülbülü yuttuğunu görür ve padişaha gelerek:-Keramet gösterdiin efendimiz, dünya o bülbüle de kalmadı.-Merak etme, o yılana da kalmaz.