Sana Ne Ile Geleyim Yâ Resûlallah?
Şeyhülislâm Berdeî hazretleri Kânûnî Sultan Süleymân Han zamânında Isparta Eğirdir'de yaşamış Osmanlı velîlerindendir. Bâzı menkıbeleri şöyle nakledilmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.452.556
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Şeyhülislâm Berdeî hazretleri Kânûnî Sultan Süleymân Han zamânında Isparta Eğirdir'de yaşamış Osmanlı velîlerindendir. Bâzı menkıbeleri şöyle nakledilmiştir:
Şemseddin Sivâsi bir gün talebelerinden Receb Efendi'yi odalarına çağırıp; "Din düşmanlarının (hıristiyanların), sınırlardaki müslümanlara baskı ve zulümleri haddinden fazla olmuş, tahammül edilemez hâle gelmiştir. İçimde onlara karşı sefere gitme arzusu belirdi." buyurdu. Bu sözü üzerine, ihtiyâr olduklarını zayıf bünyelerinin sefere çıkmaya engel olacağını ve bu husûsa dâir pâdişâhtan da herhangi bir haber gelmediğini söyledim. Bunun üzerine; "Bize işâret ve tenbih olundu ki: "Sefer hazırlıklarını tamamla! Fetih ve zafer senin için mukarrerdir." buyurdu. Ben de; "Şüphesiz ben sâdece hak dine boyun eğip, yüzümü, gökleri ve yeri yaratmış olan Allah'a çevirdim ve ben O'na ortak koşanlardan (müşriklerden) değilim." meâlindeki En'âm sûresi 79. âyetini okudum. Bunun üzerine; "Bize müjde verildi ki yakında güçlü bir pâdişâh gazâ edip, birçok fetihlerde bulunacak ve müminlerin kalpleri de sevinçle dolacaktır." buyurdu.
Sene 1915. Sonbaharın serin yağışlı günlerinden biri. Birinci Dünyâ harbi bütün cephe lerde devam ediyor. Vatanın her tarafında barut ve kan kokusu. Yiğitlerin biri ölüyor, bini yetişiyor, ihtiyari, genci savaşıyor, didiniyor ve yurdumuza düsman çizmeleri basmasın diye, el açıp Allah'a dua ediyor. Cepheye durmadan takviye kuvvetleri gidiyor, işte o kuvvetleri götüren tren, Bilecik istasyonunda beklemektedir. Askerlerin hepsi sakin, belki bir daha geri dönmeyecekler. Ama şehid olmak inancı gönüllerine huzur veriyor. Sevkiyat subaylarından biri vagonların arasında sessiz, hareketsiz bir gölge görür. Merakla, şüpheyle yaklaşır. O anda çakan şimşeğin aydınlığında şunlara şâhid olmustur:
Muhammed Cezûli hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Fas'ın Sus şehrinde doğdu. Fes şehrine giderek, Saffârin Medresesinde tahsil yaptı. Tit şehrinde bulunan Ebû Abdullah Muhammed'in sohbetlerine katılarak, Şâzili tarikatına girdi. 1465 (H.870) senesinde şehid edildi.
Ebü'l-Abbâs el-Harrâr, meşhûr velilerdendir. Doğum ve vefât târihleri bilinmemektedir. Milâdi on birinci asırda Mısır'da yaşamıştır. Hayâtı hakkında kaynaklarda fazla bilgi yoktur...
Ebü'l-Abbâs Ahmed Harrâr hazretleri tasavvufta kemâle ermiş, keşif ehli olmuş ve pek çok şeyleri müşâhede etmiştir.
Berbehâri hazretleri, kerâmet sâhibi evliyâ zâtlardan ve Hanbeli mezhebinin meşhûr fıkıh âlimlerindendir. Tam ismi, "Hasan bin Ali Berbehâri", künyesi, "Ebû Muhammed"dir. 847 (H.233) senesinde doğdu. 940 (H. 329)'da vefât etti. Hanbeli mezhebinde zamânının en meşhûr fıkıh âlimi idi. Berbehâr, Hindistan'da yetişen bir baharatın ismidir. O zaman bunu getirtenlere "Berbehâri" denilmiştir. Bu işle uğraştığı için Hasan bin Ali'ye de bu lakab verilmiştir. Bugün bu işle iştigal edenlere "baharatçı" denilmektedir.
Mesnevi'de şöyle bir hikaye anlatılır:Bir zamanlar efendisinin evine her gün nehirden su taşıyan bir köle vardı. Köle boynunda taşıdığı bir sopanın iki ucuna birer kova asar, bu kovaları nehirden aldığı su ile doldurur ve eve getirirdi. Ancak kovalardan birisi birkaç yerinden delinmiş eski bir kovaydı. Dolayısıyla, nehirde ağzına kadar doldurulan suyun ancak yarısını tutabilirdi eve kadar. Diğeri ise yepyeni ve sağlam bir kovaydı. Suyu hiç sızdırmadan taşırdı. Tam iki yıl bu böylece devam etti.