Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.666.201
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Sultan Selim Hanın hükümdarlığının üçüncü ayında çıkan Fransız İhtilali'yle, Avrupa devletleri Fransa'ya cephe olmasına rağmen, Osmanlı Devleti meseleye karışmadığı gibi münâsebetlerini de dostâne devam ettirdi. Nizam-ı Cedid için, Fransa'dan teknik ve yetişmiş eleman getirildi. Fransa'nın müstakbel imparatoru General Napolyon Bonapart, memle ketinde görevden alınınca, sultan Selim Hanın dâveti üzerine, Nizâm-ı Cedid Ordusunda vazife kabul etmişti. Osmanlı Devleti; ihtilâlle değişen yeni Fransız idâresini tanıyan ilk devletlerdendi. Fakat, Fransa'nın 1795 Basel Antlaşmasıyla Venediklilerden Dalmaçya kıyılarını almasıyla Balkanlarda başlattığı istiklâl (bağımsızlık) fikri propagandası, tâkip edilen siyâsetin değişmesine sebep oldu. Adâlet-Eşitlik-Hürriyet fikriyle yapılan Fransız İhtilâli, çıkış gâyesinden uzaklaşarak, Fransa'nın yayılma siyâsetine döndü. Hırvat, Rum ve Sırplar arasında ihtilâl fikirlerini yaydılar; Yahûdileri Filistin'de istiklale dâvet ettiler. Fransa, bununla da kalmayarak, sömürgecilik zihniyetiyle; İngiltere'yi Akdeniz'den çıkarıp, Uzakdoğu'daki İngiliz sömürgelerini ele geçirmek için Hind'e giden yolların en kısası olan Mısır'a sâhip olmak idealiyle, Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünü bozmaya çalıştı.
İstanbul'lu denizciler Boğaz'ın dört manevi bekçisi olduğuna inanırlar. Bunlar Üsküdar' da Aziz Mahmud Hüdayi, Beykoz'da Yuşa Aleyhisselam, Sarıyer'de Telli Baba ve Beşiktaş'ta Yahya Efendi'dir. Hâl böyle olunca Yahya Efendi'nin dergâhına denizciler sık gelir, giderler. İşte Karadeniz'de amansız bir fırtınaya yakalanan Apostol adlı Rum, zor anlarında "Aman Ya Rabbi!" der, "Şu sıkıntıdan bir kurtulayım, Yahya Efendi'nin dergâhına en pahalısından bir fıçı şarap..." Eh, o telâşede Müslümanların şarap içmedikleri hatırına gelmez tabii. Yine aynı dalgınlıkla yüklenir fıçıyı gelir dergâha. Müridler bu işe bayağı bozulurlar. Hatta içlerinden ters ters bakanlar olur. Apostol yaptığı gafın farkına vardığında, çok geçtir. Tam fıçıyı açmakla, kaçmak arasında tereddütler geçirdiği anda Yahya Efendi görünür. "Aman efendim! Niye zahmet ettiniz." der, "Hadi açın da misafirlerimizin ağzı tatlansın!" Garibim fıçıyı korka korka açar, ama içinden mis gibi nar şerbeti çıkar. Büyük veli onu mahçup etmez, hatasını, ama samimi hatasını kerametiyle örter. İşte bu müşfik tavır üzerine Rum gemici "Ey yol güneşi" der," Vallahi senin dinin haktır!"
Ebû Müshir el-Gassâni hazretleri Maliki fıkıh âlimidir. 140'da (m. 679) Şam'da doğdu. Küçük yaşta Kur'ân-ı kerimi ve kıraat ilmini öğrendi. Tabiinin büyük âlimlerinden hadis tahsil etti. İmam-ı Malik'ten fıkıh öğrendi. 218'de (m. 833) Bağdat'ta vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Amr bin Mürre el Cüheni (radıyallahü anh), Eshâb-ı kiramdandır. Cüheyne kabilesindendi. Bu kabile, Kızıldeniz ile Vadi'l-Kura arasında yaşamakta idi. Resûl-i ekrem "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" hazretleri ile beraber birçok gazalara katıldı. Onun vefatından sonra Şam'a yerleşti. Hazret-i Muaviye'nin (radıyallahü anh) halifeliği sırasında Şam'da vefat etti...
İsâ el-Kürdi hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Hâller ve kerâmetler sahibi bir zât idi. Lazkiye şehrinde talebe yetiştirdiği bir dergâhı vardı. 666 (m. 1267)'de vefât etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
İsmâil Hakkı Efendi, hocasının vefâtından sonra Konya, Seydişehir, Söğüt, İznik ve İstanbul yolu ile Bursa'ya geldi. Bu yolculuk sırasında hazret-i Mevlânâ'yı, Sadreddin Konevi'yi ve Eşrefzâde Abdullah Rûmi'yi ziyâret etti.Sultan İkinci Mustafa Hânın, dâveti üzerine, 1695 (H.1107) senesinde Edirne'ye gitti. Nemçe seferinde, orduya cihâdın sevâbını ve büyüklüğünü anlatarak, askeri coşturdu. Osmanlı Ordusu önceBelgrad'a vardı. Oradan Tuna'yı geçerek düşmanla çarpıştıktan sonra, kışın bastırması üzerine Edirne'ye geri döndü. Ertesi sene ordu yine Edirne'den ayrılarak Belgrad'a gitti. O sırada Sadrâzam Elmas Mehmed Paşa idi. İsmâil Hakkı Efendi, Elmas Paşanın hazır bulunduğu gazâların hepsine katıldı ve birkaç yerinden yara aldı. İsmâil Hakkı Efendi, ordunun zaferlerle geri dönüşünden sonra yaralı olduğu hâlde Bursa'ya döndü ve talebe yetiştirmeye, eser yazmaya devâm etti.