Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.585.606
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
Avusturya ordusu, bir serhad kalesi olan Temeşvar'ı muhasara etmişti. Kaleyi, ihtiyar fakat çok tecrübeli bir asker olan Koca Cafer Paşa' nın elinden almak zordu. Kale 4 sene düşmana karşı koydu. Açlık, yorgun luk kale muhafızlarını bezdirmedi. Halbuki kaleye 4 yıldır bir yerden yardım gelmemişti. Avusturyalılar kaleyi savaş ile alamayacaklarına kanaat getiren düşman kumandanı Koca Cafer Paşa'ya bir mektup gönderdi. Mektupta:
"Zahireniz tükenmiştir, büyük bir Avusturya ordusu da üzerinize doğru geliyor. Kalenize imdad gelme ihtimali da kalmamıştır. Kaleyi teslim ederseniz, yol harçlığı olarak size birkaç bin duka altın verilecek tir." Deniyordu.
Sehi Bey'in Heşt Behiş'te naklettiğine göre, devrin meşhur mütefekkir ve müderrislerin den Molla Lutfi Efendi ile Sultan Fâtih hazretleri arasında şöyle bir hâdise cereyan eder:Fâtih Sultan Mehmed Hân'ın hâfız-ı kütüb'ü, yani kütüphânecisi olan Molla Lutfi, pâdişahla sohbetlerde bulunur, hatta işi şakalaşmaya kadar vardırırmış. Bir gün Sultan Mehmed Hân kütüphâneden bir kitap istemiş. İstediği kitap yüksekte olduğu için Molla Lutfi'nin eli yetişmemiş. O sırada yerde duran bir mermer parçasının üstüne basarak kitaba uzanmak isteyen Molla Lutfi'ye Hz. Fâtih, " Hele neyledin? Ol taş, Îsâ aleyhisselâmın üzerinde doğduğu taştır! diyerek mâni olmuş. Neyse bir şekilde kitabına kavuşan Sultan, tetebbua dalmışken, Molla Lutfi'nin aklına muzipçe bir mukabelede bulunmak fikri gelmiş. Kitapların üstüne örtülmüş ve güvelerin delik-deşik ettiği bir bez parçasını, büyük bir edep ve saygı ile eğilerek alıp, Sultân'ın dizinin üzerine, i'zaz ve ikrâm üslûbunda koymuş... Tabii pâdişâhın aksülameli (reaksiyonu) gecikmemiş. Bu kirli necis bezi neden üzerine koyduğunu sormuş hiddetle. Molla Lutfi'nin cevabı şöyle olmuş:
Ebû İshâk Şirâzi, Bağdad'ın meşhûr âlimlerindendir. 1003 (H.393) senesinde, İran'ın Şiraz şehrinin köylerinden biri olan Firûzâbâd'da doğdu. İlim öğrenmek için önce Şirâz'a gitti. 22 yaşında iken Bağdât'a gelip ilim öğrenmeye başladı. Nihâyet, ilmi ve âlimleri çok seven ve Ebû İshâk'a ayrı bir sevgisi olan Selçuklu Devletinin büyük veziri Nizâm-ül-mülk, onun ders okutması için Bağdât'ta bir medrese inşâ ettirdi ve 1067 (H.459) senesinde tedrisâta açıldı...
Hazret-i Ali, Hazret-i Fatıma ve çocuklarının herkes üzerinde hakları vardır. İnsanların en şereflileri Ehl-i beyttir. Onlara tazim, dinimizin emridir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
Ziyâüddîn Ahıskavî Efendi Osmanlı âlimlerindendir. İsmi Abdullah’tır. 1146 (m. 1733) senesinde şimdi Gürcistan’da bulunan Ahıska şehrinde doğdu. Babasının vefâtından sonra Kars’a gelerek, Berküşâdî’den usûl-i fıkıh ve hadîs ilimlerini okudu. Bu hocası tarafından kendisine icâzet ve “Ziyâüddîn” lakabı verildi. Orada bir müddet kaldıktan sonra Erzurum’a, sonra Diyarbakır’a gitti. Oradaki âlimlerden, İslami ilimleri okuyup icâzet aldı. 1175 (m. 1761) senesinde İstanbul’a gitti. Burada çok talebe yetiştirdi. 1228 (m. 1813) senesinde Üsküdar’da vefât etti. En büyük eseri olan “Revâmîz-ül-a’yân” kitabında şöyle anlatır:
Ebû'l-Haseni'l-Harkâni hazretleri şöyle anlatır:
İki kardeş vardı. Bu iki kardeşin hizmete muhtaç bir anneleri vardı. Her gece kardeşlerden biri annenin hizmeti ile meşgul olur, diğeri Allah Teâlâ'ya ibâdet ederdi. Bir akşam, Allah Teâlâ'ya ibâdet kardeş, yaptığı ibâdetten, duyduğu hazdan dolayı kardeşine:
- Bu gece de anneme sen hizmet et, ben ibâdet edeyim, dedi.