İhlâs Elde Edilmedikçe, Kurtuluşa Erişilemez
Şeyh İbn-i Beşşâr hazretleri Hanbelî mezhebi fıkıh âlimi ve büyük velîlerdendir. 925 (H.313) senesinde Akabe'de vefât etti. Bu mübarek zat, derslerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.263.486
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Şeyh İbn-i Beşşâr hazretleri Hanbelî mezhebi fıkıh âlimi ve büyük velîlerdendir. 925 (H.313) senesinde Akabe'de vefât etti. Bu mübarek zat, derslerinde buyurdu ki:
Sultan Ahmed, Şeyhi Aziz Mahmud'a bir hediye sunmak istiyordu. Mürşidinin kendisin den bu hediyeyi kabul etmesi onu çok memnun edecekti. Sultan Ahmed bir gün kendine uygun gördüğü bir hediyeyi Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerine gönderdi. Ama Şeyh Hazretleri kabul etmedi. Şüphesiz bu kabul etmeyiş, sultana karşı bir tavır anlamına gelmiyordu. Evliyanın büyüklerinden çoğu prensip olarak hediye kabul etmezdi. Bu, büyük insanların dünya malına hangi gözle baktıklarını, başkaları için ulaşılmaz sayılan şeylerin nazarlarında hiçbir değer taşımadığını ifade etmenin bir yoluydu. Sultan Ahmed şeyhi Hüdayi'nin kabul etmediği hediyeyi yine bu devrin evliyasından Abdülmecid Sivasi'ye gönderdi ve o da kabul etti. Kendisine, padişahın aynı hediyeyi Aziz Mahmud Hüdayi'e sunduğu ama kabul etmediği de hatırlatıldı. Sivasi Hazretleri gerçek büyüklere yakışır bir tutum ortaya koydu: "Hüdayi Hazretleri bir karga değildir ki leşi kabul etsin" dedi. Aziz Mahmud Hüdayi'ye de "Sizin kabul etmediğiniz hediyeyi Şeyh Sivasi kabul etti" dediler. Şu cevabı verdi: "Onun için hiç bir mahzuru yoktur. Çünkü o öyle büyük bir ummandır ki bir parçacık çamurun kendini bulandırmayacağını bilir."
Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Savaşına girmesiyle cepheler genişledi. Ruslar Kafkaslara saldırınca Osmanlı Hükumeti oraya asker yığdı. Fakat batıdaki Rus birliklerinin bir kısmı oraya kaydırılınca Alman cephesi zayıfladı. Rus Çarı hemen İngiltere'den yardım istedi. Bunun üzerine Churchill, Çanakkale'ye yüklendi. Hesaplarına göre ikinci bir cephe Osmanlıları Kafkaslar'dan çekecek, hele Boğazlar ele geçerse savaş çabucak bitecektir. İngiliz Harbiye Nazırı Lord Kitchener bu fikri şiddetle destekler. Avustralya ve Yeni Zelanda' dan getirilen askerlerin (Anzakların) yöreye ulaşması ile saldırıya geçerler. 19 Şubat sabahı bombardıman başlar. Donanma birkaç ehemmiyetsiz isabet alır ama bizim dış tabyalarımız tamamen elden çıkar.
Eğribozlu Ahmed Efendi Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin halîfelerindendir. On dokuzuncu yüzyılda yaşamıştır. Şimdi Yunanistan’da bulunan Eğriboz adasında doğdu. Bağdad’a giderek Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin sohbetlerinde bulundu. Kısa zamanda ilerleyip tasavvuf yolunda yükseldi. İcâzet ve hilâfet verilerek İstanbul'a gönderildi. Sonra İzmir'e yerleşti ve orada vefat etti. Şöyle anlattı:
Celâleddin Tebrizi hazretleri evliyanın meşhurlarındandır. İran'da Tebriz'de doğdu. Şihâbüddin Sühreverdi hazretlerinden ilim öğrenip feyz aldı. Feridüddin-i Attâr hazretlerinin nazarlarından istifâde etti. Hâce Muinüddin-i Çeşti hazretlerinin vefâtından önce Hindistan taraflarına gitti. Onun sohbetleriyle de şereflendi. Kutbüddin Bahtiyâr Kâki ve Behâüddin Zekeriyyâ ile sohbet etti. Bir vakitler Çin taraflarına gitti. Oranın insanlarının da huzur ve saâdete kavuşmaları için çalıştı. Bir dağ köyünde ikâmet etti. O köylüler ve çevre sâkinleri hep kâfir idi. Onun bereketiyle, bulunduğu köy ve çevresindekiler Müslüman olmakla şereflendiler. Bir dergâh inşâ ettiler...
Abdullah bin Menâzil hazretleri Hamdun Kassâr'ın derslerinde ve sohbetlerinde yetişip zâhir, bâtın, açık ve gizli ilimlerde âlim oldu. Tasavvufta yüksek haller, faziletler sâhibi ve hadis ilminde derin âlim idi. Pek çok hadis-i şerif dinlemiş ve yazmıştır.
Abdullah bin Menâzil hazretleri buyurdu ki:
"İnsanlar edebe, ilimden çok daha fazla muhtaçtır."
Vaktiyle, bir derviş bir Ramazan akşamı iftara davetliydi. Derviş, yatsıya yakın, evine döndü ve karısından mümkünse kendisi için sofra hazırlamasını istedi. Karısı:"Sen davette değil miydin? Ne yemeği?" deyince, derviş:"Sorma" dedi. "Çok yersem, arkamdan 'Halis derviş değilmiş' diye konuşmalarından korktum, pek birşey yiyemedim." Bunun üzerine, karısı:"Tamam" dedi. "Sen şu akşam namazını kıl da, ben o arada sofrayı hazırlayayım." Derviş:"Ama" dedi, "ben akşam namazını orada kılmıştım."Karısı cevap verdi:"Sen arkamdan kötü konuşurlar diye pek yemek yiyemediğine göre, arkamdan iyi konuşsunlar diye de namazı uzatmışsındır" dedi. "Hadi, akşam namazını bir daha kılıver de, o arada sofrayı hazır edeyim."Rivayet edilir ki, hanımının bu ikazından sonra dervişin aklı başına geldi ve riya derdinden kurtulup halis bir derviş oldu.