Nazardan Ve Şeytanların Şerrinden Korunmak Için
Ahmed Kastalânî hazretleri fıkıh, hadîs ve kırâat âlimidir. 851 (m. 1448) senesinde Kâhire’de doğdu. 923 (m. 1517)’de aynı yerde vefât etti...
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.062.929
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ahmed Kastalânî hazretleri fıkıh, hadîs ve kırâat âlimidir. 851 (m. 1448) senesinde Kâhire’de doğdu. 923 (m. 1517)’de aynı yerde vefât etti...
27 Mart 1916 tarihinde, Irak Cephesi Felâhiye Muhârebesi'nde boğazından ağır yaralanan 18. Kolordu, 51. Tümen, 9. Alay emir subayı İstanbullu üsteğmen Muzaffer, hayatının son dakikalarına geldiğini görünce, sükûnetle son görevini yapmaya başlamış ve konuşamadığından cebinden çıkardığı bir mektup zarfının üzerine, kurşun kalemle önce: Kıble ne yöndedir?" diye yazıp o tarafa dönerek, kalbindeki şehâdeti dille söyleyeme diğinden, kana boyanan zarfın ortasına, okunaklı bir şekilde kelime-i şehâdet-i yazdıktan sonra, zarfın üç yerine; "Bölük cihada devam etsin! Benim kanım da yerde kalmasın!" cümlesini yazmış, ikisini imzalayıp üçüncüyü imzalayamadan son nefesini vermiştir.
Muzaffer efendinin bu yüce davranışı, yâni bir Türk subayının hareketi olan o kanlı zarf, Askeri Müze'ye gönderilerek, Türk çocuklarına ve gelecek nesillere cevher değerinde bir miras olmuştur. 6. Ordu Komutanı Halil (11 Temmuz 1916)
Yeğen Mehmed Paşa, Sultan Birinci Mahmûd Hânın vezir-i âzamı idi. Bir defasında sefer için İstanbul'dan hareket etmeden önce, Aksaray civârında oturmakta olan kızının evini Mehmed Emin Tokâdi hazretlerine tahsis edip, oraya dâvet etti. Mehmed Emin Tokâdi de kabûl edip, orayı teşrif etti. Burada ikâmet ettiği sırada Yeğen Mehmed Paşa sık sık ziyâretine gidip, sohbetinde bulunurdu. Huzûruna girerken pâdişâhın huzûruna girer gibi edeb ve hürmet gösterirdi. Mehmed Emin Efendi, ona latife yollu takılırdı. Fakat o dâimâ edeb ve hürmetle huzûrunda dururdu. Yeğen Mehmed Paşa, çıkacağı Avusturya seferi ile ilgili yaptığı hazırlıkları anlatıp duâ istedi. Mehmed Emin Efendi de, gözyaşı dökerek zafere kavuşması için duâ etti.
Hacı Mehmed Sami Efendi, son asırda Anadolu'da yetişmiş velilerdendir. 1848 yılında Erzincan'ın Selüke (Yeşilçay) Köyünde dünyaya geldi. Silsile-i aliyye büyüklerinden Sıbgatullah Arvasi hazretlerinin halifelerinden Abdurrahman Tagi'ye hizmet etti, bir yıl sonra da Erzincan'a gönderilerek halkı irşadla görevlendirildi. 1912 yılında Erzincan'da vefat etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
Ebû Bekir Abdullah Nişâpûri hazretleri Şafii fıkıh ve hadis âlimidir. 238 (m. 852)'de İran'da Nişâpur'da doğdu. Tahsil için Horasan, Şam, Mısır ve Hicaz'a gitti, sonra Bağdat'a yerleşti. Burada çok talebe yetiştirdi. 324'te (m. 936) vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Eshâb-ı kiramın büyüklerinden Ebû Mûsâ el-Eş'ari buyurdu ki: Ben Resûlullah "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" hazretlerinin huzûr-ı şeriflerinde idim. Medine-i münevvere bağlarından bir bağda idik. Bir şahıs geldi. Kapıyı açmayı talep etti. Hazret-i Resûl-i ekrem bana buyurdu ki: (Var, kapıyı aç. Cennet ile onu müjdele!) Ben de varıp, kapıyı açtım. Baktım ki, hazret-i Ebû Bekir'dir. Resûlullahın buyurduğu şey ile müjde verdim. Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerine hamd etti...
Ondan sonra bir şahıs dahâ geldi. Kapıyı açmayı talep etti. Resûlullah "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" buyurdu ki: (Var kapıyı aç ve Cennet ile ona müjde ver.) Ben de varıp, kapıyı açtım. Baktım ki, hazret-i Ömer'dir. Ona, Resûlullah hazretlerinin buyurdukları şeyi haber verdim. Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerine hamd etti...
Vaktiyle, Horasan'da Seyyidlerden biri ölür ve geride Seyyide bir hanımı ile birkaç kız çocuğu kalır. Bir müddet sonra iyice fakir duruma düşerler, bu yüzden çevrenin hakaretlerine maruz kalmamak için yurtlarından göçerler. Yolda bakımsız bir mescide sığınırlar. Dul hanım, çocuklarını burada bırakıp yiyecek bir şey bulmaya çıkar. Şehirde dindarlığı ile tanınan bir zengine gider. Durumunu anlatır, fakat adam "Seyyid olduğunuzu nereden bilelim, elinizde delil var mı?" diyerek kadını eli boş çevirir.