Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.540.914
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Divan-ı Hümayun toplantı halindeydi. Cihan Padişahı III. Murad'da toplantıyı şeref lendirmişlerdi. Lalası Sadeddin Efendi sol tarafında oturuyorlardı...-Şu Vilayet-i Leh tahtının gene boşaldığını işittik. Tedbiriniz ne ola?...Padişah sualine ilk cevap Veziriazam'dan geldi:-Ferman Sultanımızındır Devletlûm...Yalnız şu hususu emen arzetmeliyim ki... bu taca erişmek için, Floransa Büyük Dukası ricada bulunur.-Yalnız o mu?-Hayır efendimiz...Velakin yıllık 1.000.000 Düka altını takdim ile arz-ı ubudiyyet eylemektedir. Hoca Sadeddin Efendi, Padişahtan izin aldıktan sonra:-Bu Düka cenapları, Alaman hanedanı mensuplarından değil mi?
Osmanlılar devletlerini kurarken, din hürriyeti ilkesini temel olarak benimsemiş bir millettir. Avrupada Engizisyon işkenceleri altında inlerken, tüm dinler, Osmanlı idaresinde barış ve huzur içinde yaşamışlardır. İşte sizlere çarpıcı bir örnek:Fatih Sultan Mehmet Rumelideki seferlerine devam ediyordu. Sırbistan sınırların adoğru geldiği sırada Sırp prensi Brandoviç'ten bir mektup aldı. Bu sırada Sırplar, Katolik Macarlarla Osmanlılar arasında kalmışlardı. Sırp prensi Brankoviç, bu iki güçten birine birine tabi olarak kendi hükümdarkığını sürdürmek istiyordu. Ama hangisini seçecekti? Bunu tayin edebilmek için, önce Macar kralı Hünyad'a bir heyet yollayarak sordumuştu:
Şehridâr Deylemi hazretleri, hadis hafızlarındandır. 483'te (m. 1090) İran'da Hemedan'da doğdu. İlk öğreniminden sonra hadis tahsili için Horasan'ın bazı ilim merkezlerini dolaştı. Tahsilini tamamladıktan sonra Hemedan'a dönerek hadis rivayetiyle meşgul oldu. 558'de (m. 1163) Hemedan'da vefat etti. Buyurdu ki:
İsmâil bin Abdülganî Dımaşkî hazretleri Hanefî fıkıh âlimidir. 1017 (m. 1609)’da Şam’da doğdu. Burada ve Kahire’de Şernbilâlî gibi meşhur âlimlerden ilim tahsil etti. Şafiî iken Hanefî mezhebini inceledi ve bu mezhebe geçti. İstanbul’a gidip Şeyhülislâm Zekeriyyâzâde Yahyâ Efendi’ye mülâzim oldu. 1062’de (m. 1652) Şam’da vefat etti. Molla Hüsrev’in Dürerü’l-hükkâm’ının şerhi olan “el-İhkâm fî şerhi Düreri’l-hükkâm” isimli eseri yazdı. Bu kitabında buyuruyor ki:
Abdülkerim Râfi'i hazretleri, Şâfi'i âlimlerindendir. "Muharrer" adındaki fıkıh kitâbı meşhûrdur. Bunu birçok âlimler şerh etmiştir. İmâm-ı Nevevi'nin "Minhâc" adındaki muhtasarı çok kıymetlidir. "Minhâc"ı da şerh etmişlerdir. Bunların en kıymetlisi İbni Hacer-i Mekki'nin "Tuhfe-tül-muhtâc" adındaki şerhidir. 623 [m. 1226] senesinde İran'da bulunan Kazvin'de vefât etti.
Abdülkerim Râfi'i hazretleri, vefatından kısa bir zaman evvel buyurdu ki:
Abdullah-i Ensâri hazretleri Evliyânın meşhûrlarından ve Hanbeli mezhebinin büyük fıkıh âlimlerindendir. Kerâmetleri pek çoktur. Vâzlarında Ehl-i sünneti müdâfaa eder, mezhebsizlik ve bid'atlerin kötülüğünü anlatırdı. Allahü teâlâya kavuşmak yolunda yürümek isteyenlerin, evliyâya ve hakiki din âlimlerine çok bağlı olmasını isterdi. Bu yolda ilerleten vâsıtaların, onlara olan tam muhabbet ve bağlılık oduğunu söylerdi. O büyüklere dil uzatanların zavallılıklarını her defâsında ifâde eder ve; "Yâ Rabbi! Dostlarını öyle yaptın ki, onları tanıyan sana kavuşuyor ve sana kavuşmayan onları tanıyamıyor. Yâ Rabbi! Her kimi felâkete düşürmek istersen, onu dostlarının, evliyânın ve gerçek İslâm âlimlerinin üzerine atarsın." buyurmuştur.