İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.653.079
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Fazıl Ahmet Paşa'nın sadrazamlığı zamanında, Avusturya üzerine yapılan Uyvar seferi sırasında, Osmanlı ordusu, kendisilerinden kat kat daha kalabalık bir Avusturya birliği ile karşılaştı. Sadrazam, bu ordu ile harbi kabul etmek mecburiyetindeydi. Fakat, o devirde Osmanlı ordusu, diğer müesseseler gibi eski ihtişamını kaybetmiş, ancak maddi tedbirlerle muvaffakiyetler kazanabiliyordu. İşte Fazıl Ahmet Paşa, böyle bir durumda, yapılacak olan şeyi yaptı. Düşman kellesi getirecek olan her askere altın verileceğini vadetti.
Bir gün Sultan İkinci Murâd Hân, Edirne'de abdest tâzelemek üzere çıktığı zaman ayağı kayıp düştü. O sırada nûr yüzlü bir kimse peydâ oldu. Sultânı elinden tutup, o tehlikeli hâlden kurtardı ve âniden kayboldu. Sonra Pâdişâh, kendini tehlikeden kurtaran o zâtla görüşmek istedi. Edirne'nin bütün sâlih kimselerini huzûruna dâvet etti. Ancak, dâvet ettiği kimseler arasında aradığı zât yoktu. Nihâyet bütün Edirne halkını bir yere toplatıp, birer birer gözden geçirdikten sonra, aralarında, elinden tutup kurtaran Şücâeddin Karamâni'yi buldu. Ona hürmet edip, iltifât ve ihsânlarda bulundu. Debbaglar Mahallesinde ona bir mescid ve bir dergâh yaptırdı. Talebelerine Murâdiye evkâfından maaş bağlatıp, ihsânlarda bulundu.
Şerîfzâde Mehmed Efendi Osmanlı âlimlerindendir. 1553 (H.960) yılında Eğirdir'de doğdu. İstanbul'da Şeyhülislâm Zekeriyyâ Efendinin derslerine katıldı. Ondan icâzet aldıktan sonra çeşitli medreselerde müderrislik yaptı. Sultan Dördüncü Murâd Han devrinde Anadolu Kâdıaskeri oldu. Padişah onu Nakîbü'l-eşrâflık müessesesinin başına getirdi. 1630 (H.1040) da İstanbul'da vefât etti.
Muhammed İbn-i Hafif hazretleri, hadis ilminde büyük âlimdi. Kendisinden birçok muhaddis, hadis-i şerif rivayet etmiştir. Çok ibadet ederdi. Çok zaman sabahtan akşama kadar bin rekat namaz kılardı... Bu mübarek zatın gıdâsı her gece sâdece yedi adet kuru üzümdü. Hizmetçisi yedi tane üzüm hazırlar ve onu yerdi. Bedenen "hafif", rûhen "yüksek" bir hâle sâhipti. Hizmetçisi bir gece sekiz üzüm verdi. Farkına varmadan bu sekiz kuru üzümü yedi. Kendinde önceki ibâdet zevkini bulamayınca, hizmetçisine sorup yedi yerine sekiz üzüm verdiğini öğrenince;
Abdülkâdir Yâfiî hazretleri büyük âlim ve velîlerdendir. 1809 (H.1224) senesinde Filistin’de Yafa'da doğdu. Zamânının büyük âlimlerinden ders alıp, sohbetlerinde bulundu. Aklî ve naklî ilimlerde üstün bir dereceye yükseldi. Kâdirî, Rufâî, Ahmedî, Düsûkî, Halvetî, Şâzilî tarikatlerinden icâzet aldı. 1877 (H.1294) senesinde Yafa’da vefât eti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Emevi halifelerinin büyüğü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri, devlet başkanlığı sırasında kul hakkı ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranırdı. Gece çalışmalarında ayrı işlere tahsis ettiği iki kandili vardı. Bunlardan birini kendi özel işleriyle ilgili notları yazarken kullanır, öbürünü ise devlet ve millet işleriyle ilgili yazışmalarda kullanırdı. Halife, birden fazla gömleği olmayan, varlıksız biriydi.
Yakınlarından birisi Ömer b. Abdülaziz'e bir elma hediye göndermişti. O da elmayı biraz kokladıktan sonra sahibine geri gönderdi. Elmayı geri götüren görevliye şöyle dedi:
- Ona de ki, elma yerini bulmuştur.
Fakat görevli itiraz edecek oldu:
- Ey müminlerin başkanı! Rasulullah Aleyhisselâm hediye kabul ederdi. Bu elmayı gönderen de senin yakınlarındandır.
Halife cevap verdi:
- Evet ama, Rasulullah s.a.v.'e verilen hediye idi. Bize gelince, bize verilen hediyeler rüşvet olur.