Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.650.177
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
Sultan Ahmed Han, Peygamber efendimizin mübârek Kadem-i şerifin izi bulunduğu bir taşı Mısır'da Kayıtbay Türbesinden İstanbul'a getirtmiş ve Eyyûb Câmiine koydurmuştu. Sultanahmed Câmii tamamlanınca da Nakş-ı Kadem oradan alınarak buraya nakledildi. Nakil işinin yapıldığı günün gecesinde Sultan Ahmed şöyle bir rüyâ gördü:Bütün pâdişâhların toplandığı yüce bir divanda Peygamber efendimiz kâdılık yapmaktadır. Kayıtbay Türbesini ziyârete vesile olan "Kadem-i şerif" resmini kendi câmii ne nakleden Sultan Ahmed'den dâvâcıdır. Peygamber efendimiz dâvâcıyı dinledikten sonra, Kadem-i şerifin alındığı yere geri verilmesi istikâmetinde karar verir. Suçlu mevkiinde oturan Ahmed Han, kan ter içerisinde uyanır ve derhal şeyhi Aziz Mahmûd Hüdâyi hazretlerine giderek rüyâsını anlatır. Hüdâyi hazretleri, rüyâyı; "Emânetin derhâl yerine gönderilmesi." şeklinde yorumlar ve Kadem-i şerif Kayıtbay Türbesine iâde edilir.
Fatih Sultan Mehmed Han'ın namaz kılınmasına dikkat edilmesi hususunda Rum vilayetlerine gönderdiği ferman şöyledir:
Dâvûd bin A'zeb hazretleri, evliyânın büyüklerindendir. Doğum ve vefât yerleri, târihleri belli değildir. Devrinin veli kulları huzûrunda yetişen Dâvûd bin A'zeb, haram ve şüphelilerden çok sakınan verâ ve takvâ sâhibi bir zât idi...
Dâvûd bin A'zeb hazretleri, bir gün bir seveninin evine misâfirliğe gitti. Ev sâhibi, hizmetçisine bir koyun kesip, hazırlamasını söyledi. Hizmetçi, bir koyun kesip hazırladı. Yemek vakti Dâvûd bin A'zeb'in önüne getirilince; "Onu kaldırın, ondan haram kokusu geliyor" buyurdu. Ev sâhibi araştırınca, hizmetçinin yanlışlıkla sürüye katılan bir hayvanı kestiğini öğrendi. Böylece başkasına âit bir koyunu yemekten kurtuldular. Hak sâhibine durumu anlatıp başka bir koyun verdiler...
Ebü'l-Abbâs Mülessem, Kelâm âlimlerindendir. Mısır'da Nil sahilinde bulunan Kûs ve Sa'id şehirlerinde ikâmet ederdi. 1274 (h. 672) senesinde Kûs şehrinde vefât etti. Orada bulunan dergâhının bahçesine defn olundu...
Abdülkâdir Yâfii hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 1224 (m. 1809)'da Beyrut'un Decin köyünde doğdu. 1294 (m. 1877) senesinde Yafa'da vefât etti.
Bu mübarek zat, bir sohbetinde buyurdu ki:
Bir hükümdarın pek çok cariyeleri vardı. İçlerinde pek güzel dilberler bulunmasına rağmen, siyah bir cariyeye daha fazla alaka ve sevgi gösterirdi. Diğerlerinin bunu çekemediğini fark eden padişah, bir gün kendilerine üzeri mücevheratla süsülü birer kristal bardak vermişti. Manevi değeri yanında maddi kıymeti de pek yüksek olan bu bardakları ellerinde tutan cariyeler, hayranlıkla bakarlarken padişah:
- Herkes elindeki bardağı yere vurup kırsın, demişti. Güzel cariyeler hediyelerini sinelerine bastırarak:
- Efendimizin bu kadar değerli bir hediyesini nasıl kırabiliriz! dediler. Siyah cariye ise padişahın emrini, hiç tereddüt etmeden ve vakit kaybetmeden der'akab yerine getirdi. Barfdak yere çarpılmış ve param parça olmuştu. Padişah siyah cariyeye hitaben: - Diğer cariyelerim bu kadar kıymetli bardağı kıramadıkları halde sen neden kırdın? dedi. Siyah cariyenin verdiği cevap ise çok takdire şayandı:
- Bana efendimin kalbi lazım, kadehin ne kıymeti olabilir. Yeterk ki onun kalbi kırılmasın!
Hükümdar, bu cevabın içerisinde diğerlerine gereken dersi vermiş bulunuyordu. Yüzü güze fakat özü çirkin bir kadın, kocasının kalbini kırmaya devam ettikçe, kalbte açtığı yaraya güzellik olamaz