Allahü Teâlâdan Iyilik Umarak Can Veriniz
Şeyban bin Abdurrahmân hazretleri Tebe-i tabiînin meşhûrlarından olup hadîs, nahiv ve kırâat âlimidir. Basra’da doğdu. 164 (m. 780)’da Bağdâd’ta vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.449.351
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Şeyban bin Abdurrahmân hazretleri Tebe-i tabiînin meşhûrlarından olup hadîs, nahiv ve kırâat âlimidir. Basra’da doğdu. 164 (m. 780)’da Bağdâd’ta vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Sultan II. Murad Han vefatından önce bir gün gezmeye çıkmıştı. Bir köprü aşında bir dervişe rastladı. Selam verdi. Derviş yaklaşıp:"Hey padişahım! Tövbeye niyetlen, çünkü vâden yakındır!" dedi. Padişah, dervişe teşekkür edip dualarda bulundu. Kendisine ölümü hatırlatanı çok sever, Allahü Teâlânın rızası için yapılan nasihatleri can kulağı ile dinlerdi. Yanında bulunan İshak Beye dervişi sordu. Emir Sultan'ın müridlerinden olduğunu söyledi. Emir Sultan'ın adını duyan padişah da: "Bunda bir hikmet var" dedi ve tevbe-i nasuh etti. yanındaki bey ve paşalara dönüp:"Yarın mahşer gününde şahit olun. İşte bütün günahlarıma tevbe ediyorum" dedi.
1600 senelerine kadar, küçük devlet memurları ve serveti ne olursa olsun halk, surların içinde kalan İstanbul'da ata binemezlerdi. "Hilye-i Peygamberi" adlı eseri yazmış olan Hâkâni Mehmed Efendi bu kitabını bitirdiği 1598 senesinde yetmiş yaşını geçmiş bulunuyordu. Vazifesi Babı âli kaleminde, evi de Edirnekapı'da idi. Padişah III. Mehmed Han, Hâkâni Mehmed Efendi'ye, bu eserine karşılık ne gibi bir mükafat istediğini sordu. Mehmed Efendi:
"Artık ihtiyar oldum. Her gün Edirnekapı'ya kadar yayan gidip gelmeğe kudretim kalmadı, müsaade buyurulursa hayvan ile gidip gelmek istiyorum" dedi.
Padişah, bu kadar kıymetli bir eser meydana getirmesine rağmen Mehmed Efendi'nin hatırı için kanunu bozmadı. Ona Bâbıâli civarında bir ev aldılar ve arzusunu bu şekilde yerine getirdiler.
İbn-i Hacer-i Askalâni hazretleri hadis imâmı ve Şâfii fıkıh âlimidir. 773 [m. 1371] de Filistin'de Askalân'da (Aşkelon) doğdu, 852 [m. 1448]de Kahire'de vefat etti. (El-isâbe fi-temyizis-sahâbe) kitabında binlerce sahabinin hayatları anlatılmaktadır. Bu kitaptan bir bölüm:
Hasan Dede, Alacahisar'da doğup, büyüdü. İlim tahsilini İstanbul'da yaptı. İbrâhim Gülşeni'nin halifelerinden Hasan Zarifi'ye talebe oldu. Halvetiyye ve Celvetiyye yollarının feyzlerine kavuştu. İstanbul'da Mirahor Zâviyesinde yerleşip zâhir ve bâtın ilimlerinde yetişmek için çalıştı. 1609 (H.1018) senesinde vefât etti. Hasan Dede, vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Nâsıruddin ibn-ül-Münir hazretleri fıkıh ve tefsir âlimidir. 620 (m. 1223)'de doğdu. 683 (m. 1284)'de İskenderiyye'de vefât etti. Talebelerine şöyle buyurdu:
Bir zaman Hasan Ünsi Efendiyi sevmeyen birisi gelip, devlet adamlarından Mustafa Paşa'ya onun aleyhinde sözler söyledi. Cezâlandırılmasını istedi. Paşa bu sözler üzerine; "Peki onu nefy edelim. Bir yere sürelim." dedi. O gece Paşa yatmak için başını yastığa koydu. Lâkin yastığı alevli bir ateş sardı. Paşa birden bire geriye çekilip ayak ucunda durdu ve korkuyla bakmaya başladı. Etrafına seslendi. Ev halkı koşup geldi. "Ne oldu?" dediklerinde; "Başımı yastığa koyunca, yastığı bir ateş kapladı. Ondan korktum!" cevâbını verdi. Bunun üzerine evdekiler; "Paşa hazretleri ateş falan yok. Okuyun da yatın." dediler. O da; "Okumadan yattığım yoktur. Mutlakâ okur, öyle yatarım." dedi. Paşa tekrar yatağa girip başını yastığa koyduğunda yine aynı ateşli alevi gördü. Hemen sıçrayıp; "Söndürün, söndürün!" diye bağırmaya başladı.