İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.653.725
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Ermeni olaylarının cereyanı sırasında Sultan İkinci Abdülhamid'e şiddetle muarız olan ve hükûmetine yazdığı raporla İngiltere hariciye nazırı (dışişleri bakanı) Lord Salzbury'nin Türkiye aleyhinde icra ettiği teşebbüslerin ve nihayet parlâmentoda söylediği şiddetli nutkun âmillerinden bulunan İstanbul'daki İngiliz elçisi Sir Flip Küri'nin teşebbüsü neticesiz kalınca İstanbul'dan gönderilecekti... Vedânâmesini takdim için hariciye nezaretine tevdi ettiği huzura naliyet istidası padişah tarafından bilhassa uzatıldıktan ve binaenaleyh sefir epeyce kızdırıldıktan sonra nihayet huzura kabul olundu.
Sultan II. Bayezid devrinde gittikçe kuvvetlenen Osmanlı denizcileri Avrupa'yı endişe lendiriyordu. 1499 baharında, Papa'nın teşviki ile toplanan haçlı donanması, Osmanlı donan masını Akdeniz'den silmek maksadıyla harekete geçerek İnebahtı'ya doğru yola çıktı. Kapta nıderya Küçük Davud Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması da bu sırada orada bulunu yordu. Kemal Reis ve Burak Reis gibi meşhur Osmanlı denizcileri de bu donanmadaydılar.Osmanlı donanması Mora sahillerindeki Modon açıklarından geçerken, daha önce karakol için ileri gitmiş olan işkanpavyenin köpükler saçarak hızla yaklaştığı görüldü. Kaptan-ı Derya baştardesine iki palamar mesafe kalmıştı ki, gür bir ses duyuldu:-İkiyüz parçalık bir Venedik donanması üzerimize gelir baba Reis!
Sadreddin Muhammed Horasâni, Amasya velilerindendir. Hangi devirde yaşadığı bilinmiyor. Bölgenin meşhur âlimlerinden Seyyid İbrâhim hazretlerinin babasıdır. Amasya'nın Akdağ nâhiyesine bağlı Yenice köyündeki türbesinin yanında yer alan zâviyesinden günümüze eser kalmamıştır.
Bu mübarek zat, vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Şeyh Alâeddîn Harezmî hazretleri büyük velîlerdendir. On üçüncü ve on dördüncü yüzyıllarda Türkistan’ın batısında Harezm’de yaşadı. Günlerce oruç tutar, geceler boyunca ibâdet ederdi. On beş sene boyunca sırtını yere koyarak uyumamıştı. Nice günler geçerdi de ağzına bir lokma koymazdı. Bir parça kurumuş ekmekle iktifâ ederdi. Hac ibâdetini yapmak üzere gittiği Mekke-i mükerremede İmâm-ı Yâfiî ile karşılaştı. İmâm-ı Yafiî şöyle naklediyor:
Zübeyr bin Avvam hazretleri, Peygamber efendimizin halası olan Hazret-i Safiyye'nin oğludur. Cennetle müjdelenen on kişiden biridir. İmân ettiği vakit, amcası çok kızmıştı. Dinden dönmesi için, kendisini ateşe sokup çıkartıyordu. Amcasının, "Daha fazla inat etme, atalarının dinine dön" teklifine karşı diyordu ki:
-Aslâ küfre dönmem! Allah birdir. Fayda veya zararı olmayan putlara tapmam. Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah.
Böylece, yapılan bütün işkencelere büyük bir sabır ve metânet gösteriyordu...
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır'ı fethettiğinde bir süre orada kalır. İdareyi eline alıp kendi hâkimiyetini yerleştirmek için bu elzemdir. Bu sırada bir çadırda kalıyor. Çadırı süpürüp temizleyen, yemeği yapan Mısırlı bir cariye vardır ki, Yavuz Selim Han sabah çıkınca, cariye geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip yemekleri hazırlayıp gidiyor, akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyor. Cariye nasıl olduysa bir kaç defa Yavuz Sultan Selim Hanı görür ve Ona âşık olur. Lâkin ümitsiz bir aşk. Zira bir tarafta koskoca Cihan Padişahı Halife-i Rûy-i Zemin, diğer tarafta basit bir cariye... Fakat cariyenin aşkı dayanılmaz seviyeye ulaşıp da kalbine sığmaz hale gelince, ne yapacağını bilemez halde Halifeye açılmaya karar verir.