İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.652.985
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Osmanlılarda Padişah duası almak pek mühimdi. Çünkü bu duaya erişenin dünya ve ahırette sonsuz saadete kavuşacağına inanılırdı...70'lik Gazi Tiryaki Hasan Paşa, işte bu sebeple ağlıyordu...Çünkü Müslümanlar ın 78. Halifesi ve Cihan Padişahı III. Mehmed, kendisine dua ediyordu. Kanije kalesinin cesur kumandan ve askerlerine yolladığı Hatt-ı Hümayun'da şunlar yazılıydı:-"Yerin ve göğün sahibi olan Allahü teâlâ'ya hamdolsun ki, Osmanlı devletine senin gibi paşalar ve askerlerin sayesinde nice zaferler nasib eyledi...Sevgili Peygamberimize Salât ve Selam olsun ki, seni ve Devlet-i Aliyye askerlerini kendi yolunda Cihad eylerken görürüz...Şanlı Kanije serencamınızı bertafsil öğrendim......"
Birinci Ahmed Hanın sultân olduğu zaman, Osmanlı Devleti çok zor şartlar ile karşı karşı ya idi. Devlet batıda Avusturya ve doğuda İran ile harp hâlinde bulunduğu bu sırada; içte celâli adı verilen âsiler yirmişer otuzar bin kişilik gruplar meydana getirmişler, köyleri yakıp yıkmaya, üzerlerine gönderilen orduları bozmaya başlamışlardı. Bu iç gâile, Osmanlı Devletini temelinden sarsacak bir manzara görünümündeydi. Bilhassa İran, bu iç fitneyi körüklüyor ve Osmanlı Devleti içerisindeki hurûfiler de bütün güçleri ile bu fitne hareketlerini destekliyorlardı.Bostan Çelebi hazretleri, Sultan Birinci Ahmed'in tahta geçmesinden sonra büyük ceddi Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi hazretlerinin mânevi işâreti üzerine İstanbul'a geldi. Kadir gecesi olması muhtemel bir gecede Ebû Eyyûb el-Ensâri hazretlerinin kabr-i şerifini ziyâret etti. Aynı gece Sultan Ahmed Han da şöyle bir rüyâ gördü:
Şemseddin Merrakûşi hazretleri evliyânın büyüklerinden ve Mâliki mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 1210 (H.607) yılında Cezayir'deki Tilemsan şehrinde doğdu. Tilemsan'da, Fas'ta Merrakeş'te ve İskenderiye'de meşhur âlimlerden ilim tahsil etti. Mâliki mezhebi fıkıh bilgilerinde zamânın imâmı oldu. Tasavvufta yüksek derecelere kavuştu. 1284 (H.683) yılında Kâhire'de vefât etti.
İbn-i kazvini hazretleri, evliyânın meşhûrlarından ve Şafii mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 360 (m. 971) senesinde doğdu. 442 (m. 1050) senesinde vefât etti. Vefatından kısa bir zaman evvel iyi huylu olmak hakkında buyurdu ki:
Zamanın padişahının kızına sevdalanan Garip Ali adında saf bir genç, kafasını bir oraya vuruyor olmuyor, bir bu yana vuruyor olmuyordu... Onu seven ve acıyanlar "Sen bir de Ali Heyti hazretlerine git be Ali'm" dediler. O da, umutsuz, biçare Ali Heyti hazretlerine vardı, meramını anlattı. O mübarek de dinledi ve;
-Ali, ben ne dersem yapmaya razı mısın, Padişahın kızına ulaşabilmek için, dedi. Garip Ali gözlerini dört açarak dedi ki:
- Efendim, siz bu işi hâlledin, ne dilerseniz yaparım, uğruna her şeye hazırım.
-Ben ne dersem yapacaksan bu iş olur; hem de itirazsız...
Ali derhal kabul etti bu şartı.
Zamânın sultânı Melik Zâhir Mücirüddin, bir defâsında Abdullah el-Acemi hazretlerinin köyüne gitmişti. Abdullah el-Acemi bahçelerde bekçilik yapıyordu. Melik onu bir bahçe içinde görüp:
"Ey Genç! Bize tatlı bir nar getir." deyince, bulunduğu bahçedeki bir nar ağacından nar koparıp götürdü. Melik kesip tadına baktı ve; "Bu nar ekşi sen nasıl bekçisin narın ekşisini tatlısını ayırd edemiyorsun?" dedi.
Abdullah el-Acemi kendisine âid olmayan meyvelerden hiç yemediği için, ekşisini tatlısını bilmiyordu. Melik'in sözleri üzerine hem üzüldü hem de mahcûb oldu. Gidip bir ağacın altında namaza durdu ve iki rekat namaz kılıp şöyle duâ etti: "Yâ Rabbi bana hangi narın tatlı olduğunu bildir, gidip Melik'e vereyim..."