Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.566.748
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Sultan II. Murad, "Oğlumu hâl-i hayatımda tahta geçirem, tâ ki gözüm bakarken görem, ne vechile padişahlık eder" diyerek 13 yaşın daki oğlu Şehzade Mehmed'i tahta geçirdi.
Çocuk yaşta bir hükümdarın tahta çıkması Avrupalıları ümide düşürdü. Osmanlılara karşı bir haçlı seferi hazırlıklarına girişildi. Polonya Kralı Ladislas, yanına Macaristan kralı Yanoş Hunyad'ı da alarak 100.000 kişilik bir haçlı ordusuyla, Osmanlıları Balkanlardan atmak için sefere çıktı. Veziriazam Çandarlızade Halil Paşa, durumu Sultan Murad'a anlatıp derhal ordunun başına geçmesi gerektiğini bildirdi ise de kabul etmedi. Bunun üzerine genç padişah II. Mehmed, hemen babasına mektup göndererek şunları yazdı:"Eğer padişah siz iseniz, bu müşkil vaziyette devletinizin başında olmanız icab eder. Yok eğer padişah biz isek, size emrediyorum, hemen ordunun başına geçiniz!"Sultan II. Murat zamanında, henüz Osmanlılarda hazine teşkil edilip padişahlar saraylar da gönlünce harcama yapmazlar ve onlarda haplerde elde edilen ganimet ve haraçlardan ve madenlerden başka devletin bir geliri yoktu. Halktan vergi toplayıp saray erkanı için harcanmazdı. Hal böyle olunca , padişahlar da zaman zaman parasız kalabiliyordu.Bir gün Fazlullah Paşa, II. Murad'ın Çandarlı Halil paşa'dan borç para istediğini görüp:
Sultanım, Padişahın vezirlerden ve şundan bundan para istemesi yerinde olmaz. Müsaade buyurursanız bir hazine teşkil edilsin ve oradan saraya tahsisat ayrılsın, dedi.
Ali Sâdık Efendi Diyarbakır velîlerindendir. Diyarbakır'da doğdu. İbrâhim Gülşenî hazretleri Diyarbakır'da iken onun sohbetlerine devam etti ve yasavvufta yüksek derecelere kavuşarak İbrâhim Gülşenî hazretlerinden icâzet aldı ve talebe yetiştirmeye başladı. 1553 (H.961) târihinde Diyarbakır'da vefât etti. Bu mübarek zat buyurdu ki:
Şeyh Abdülmu'tî büyük velilerdendir. Kuzey Afrika memleketlerinden birinde doğdu. Gençliğinde zamânın âlimlerinden ilim öğrendi. Mâlikî mezhebi fıkıh bilgilerinde âlim oldu. Mekke’ye giderek, o sene hac için orada bulunan Zeynüddîn Hâfî hazretleriyle tanışıp, onun talebeleri arasına katıldı. Mekke-i mükerreme büyükleri arasında Şeyh-ül-Harem lakabıyla, kerâmet ve hâlleriyle de Müslümanlar arasında meşhûr oldu. On beşinci asrın sonlarında Mekke-i mükerremede vefât etti.
Hüseyin-i Meczub Mısır'da yaşamıştır. Doğum tarihi bilinmemektedir. Hal tercümesi hakkında da, kaynaklarda fazla bir bilgi yoktur. Çok kerametleri görülürdü. Mesela, susadığı zaman bir kuyunun başına gider; "Hüseyin susamış" der, Allahü têâlânın izni ile kuyunun suyu bir anda yükselirdi. Hüseyin suyu içtikten sonra su, tekrar inerdi.
Sohbetlerinde buyurdular ki:
Kınalızâde Ali Çelebi şöyle anlatmıştır: Bursa'dan İstanbul'a gitmeye niyetlenmiştim. Gitmeden önce bir gece akrabâ ve bâzı arkadaşlarımla, müderris ve medrese mensupları ile sohbet ettik. Söz şeyhlerden açıldı. Bu arada hayatta olanlardan Şeyh Burhâneddin Efendiden de söz edildi. Ben onun hakkında bâzı uygunsuz sözler söyledim. Ertesi gün Mudanya'dan gemiye binip yola çıktım. Rüzgâr ters yönden esiyordu. Bozburun denilen yere geldiğimizde bindiğimiz gemi batma derecesine geldi. Artık gemide bulunan herkes geminin batmakta olduğuna kanâat getirdi. Ben de geminin kaptan odasında oturup, hayâtımdan ümidimi kesmiş ve şaşkın bir halde ölümü bekliyordum.