Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.602.498
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
18 Mart 1915 Perşembe günü sayısız İngiliz ve Fransız gemilerinden oluşan muazzam bir armada, bütün gayretlerine rağmen Çanakkale boğazını geçememiş, Türk'ün azmi karşısında boyun eğmek zorunda kalmıştı. Bu kesin yenilgiye rağmen İngiliz amirali Robek, hâlâ ümidini kesmemişti. -Çanakkale'yi geçebiliriz! Diyordu. Batan ve hasara uğrayan gemilerin yerine başka zırhlılar koyarak talihini bir kez daha denemek istiyordu. Fakat Akdeniz kuvvetleri kumandanlığına atanan General Hamilton böyle düşünmüyordu. O, "Yeni bir maceraya gerek yok" diyordu. 18 Mart savaşını Featon harp gemisinden, yerinde takibetmiş ve o müthiş manzarayı yerinde görmüştü. Hamilton'a göre, donanmanın geçişini sağlamak için karaya asker çıkarılması mecburi idi. Londra deniz meclisi, onun bu planını tasdik etti.
Osmanlı Sultânı Üçüncü Murâd Hân ile Üftâde, bir gün sohbet ediyorlardı. Bir ara Üftâde, görünüşte lüzûmsuz bir takım el kol hareketleri yapmaya başladı. Mübârek yüzünün rengi, hâlden hâle giriyordu.Sonra eliyle bir yer sıvarmış gibi yaptı. Pâdişâh, âniden yapılan bu hareketlere önce bir mânâ veremedi. Sonra Üftâde'nin elinin siyahlaştığını görünce; "Efendi hazretleri! Niçin böyle hareketler yapmaya başladınız! Elinizin siyahlaşmasına sebep nedir?" diye sordu. O da; "Sultânım! Tebeanızdan bir balıkçı tayfası Karadeniz'in sularında balık tutuyordu. Tekneleri su alacak şekilde delindi. Bizden yardım istedikleri için biz de imdâdlarına yetişerek, teknelerini tâmir ettik. Bu sebeple elimiz karardı. Elhamdülillah müslümanların boğulmaktan kurtulmasına vesile olduk." buyurdu.
Seyyid Ahmed-i Kebir, Anadolu velilerinden olup 18. asırda yaşamıştır. Hocalarından Abdülmelik Harnûti ona şöyle vasiyet etmiştir:
"Ey Ahmed! Başkalarına iltifât edip gezen, hedefine varamaz ve hakikate kavuşamaz. Şüphelerden kurtulmayanın, dünyâ düşüncelerinin ve nefsinin arzuları peşinde olanın, felâha, kurtuluşa kavuşması düşünülemez. Bir kimse kendi kusûrunu ve noksanını bilmiyorsa, onun bütün zamânı da noksan geçer."
Tasavvufta yetişip yükselen Ahmed-i Kebir, kâmil bir veli olduktan sonra irşâd faâliyetine başladı. Bu maksatla Amasya'ya gidip yerleşti. Çok kıymetli hizmetler yapmıştır. Sonra Ladik'te yerleşip orada vefat etti.
İbrâhim bin Usayfir hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Kâhire'de doğdu. 942 (m. 1535) senesinde aynı yerde vefât etti. Buyurdu ki:
Beni İsrail zamanında salih bir kimsenin üç tane oğlu varmış. Bir gün o zat ağır hastalanır ve artık hayatından ümid kesilince büyük oğlu, küçük kardeşlerini çağırır ve:
- Ey kardeşlerim, pederimizin epeyce malı var. Fakat bugün kendisinin hizmeti ise ağırdır. İsterseniz sizler malına varis olun ve hizmetini bana bırakın, der.