Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.547.118
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Ruslar 24 Nisan 1877'de Osmanlı devletine harp ilan etmişlerdi. Romanya, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ da Rusların yanında yer almışlardı. Osman Paşa o zaman Vidin müstahkem mevki kumandanı idi. 7 Temmuz'da Sırp kuvvetlerini bozgu na uğratarak büyük bir ün yapmıştı. Rusların büyük bir ordu ile Tuna istikametine gelmekte olduğu haberi alınınca, Plevne'ye gönderildi. 20 Temmuz günü, burasını kuşatan Rus öncü kuvvetlerini dağıttı. Fakat 10 gün sonra asıl Rus birlikleri kalabalık bir şekilde gelerek Plevne yakınlarında karargah kurdular. 40.000 asker ve 172 ağır topu bulunan bu düşman ordusuna, gece yarısı ani bir baskın yapan Osman Paşa, birkaç saat içinde bu kalabalık Rus ordusunu perişan ederek geri çekilmeye mecbur etti. Ertesi gün kaleden çıkan Osman Paşa Lofça önlerinde kalabalık bir Rus birliğini daha mağlup etti. 7 Eylül günü Ruslar, tekrar Plevne önlerine geldiler. 10 gün süren bu kuşatma, daha şiddetli muharebelere sahne oldu. Osman Paşa sık sık kaleden çıkış hareketleri yaparak Rus birliklerine ani baskınlar yapıyor ve ağır kayıplar verdiriyor du. Nihayet 17 Eylül günü Ruslar yine geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu tarihlerde Osmanlı tahtına, Sultan II. Abdülhamid henüz yeni çıkmıştı. Bir ferman göndererek Osman Paşa'ya Gazi ünvanı verdi ve rütbesini Mareşalliğe yükseltti.
Bütün Osmanlı Padişahları çok dindardılar. İkinci Murad'da dedeleri gibi âlimlere pek saygılı idi. En kıymetli hocalardan ders almıştı. Çocukluğundan beri onlarla beraberdi. Onların her dediğini can kulağıyla dinler ve yapardı. Bu yüzden büyüyünce büyük bir padişah olmuştu. Kendisini ziyadesiyle seven tebaası, O'na Koca Murad demekten hoşlanırdı.
Ahnef bin Kays hazretleri Basra'da doğdu... Babası, Kays Ebû Mâlik'tir. Annesi, Amr bin Sa'lebe'nin kızıdır... Bu mübarek zat, Resûlullah efendimizin zamânında Müslüman olduğu hâlde, mübârek yüzlerini göremediği, gönüllere şifâ olan sözlerini işitemediği için sahâbi olmakla şereflenemedi. Kavminin önde geleni idi. Kabilesinin Müslüman olmasına sebeb oldu. Çok hilm sâhibi idi. "Hilm, yumuşaklık bana insanlardan daha çok yardımcıdır" buyurmuştur.
Ahmed Gazzi hazretleri hadis âlimidir. 1054 (m. 1644)'de Filistin'deki Gazze'de doğdu. 1150 (m. 1737)'de Bursa'da yaptırmış olduğu dergâhında vefât etti. Naklettiği hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
Ebû Câfer el-Meczûm, cüzzamlı bir deri altına gizlenmiş, Allahü teâlânın sevgili bir kulu idi. Her hâlinde Allahü teâlâya şükreder ve O'ndan gelen her şeyi severdi. Hattâ sevgiliden gelen musibetleri ve belâları, nimetlerinden daha çok severdi. Gittiği pekçok yerden kovulur, bazıları onu görünce tiksinerek bakardı. Fakat tanıyanlar, onunla görüşmek, bir teveccühüne kavuşmak, bir duâsını almak için gayret ederlerdi. Peygamber Efendimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" (Allahü teâlânın öyle kulları vardır ki, gittikleri kapılardan kovulurlar. Fakat Allahü teâlâya yemin etseler, Allahü teâlâ o şeyi yaratır) hadis-i şerifi, kendisinde tecelli etmişti...
Zamânın sultânı Melik Zâhir Mücirüddin, bir defâsında Abdullah el-Acemi hazretlerinin köyüne gitmişti. Abdullah el-Acemi bahçelerde bekçilik yapıyordu. Melik onu bir bahçe içinde görüp:
"Ey Genç! Bize tatlı bir nar getir." deyince, bulunduğu bahçedeki bir nar ağacından nar koparıp götürdü. Melik kesip tadına baktı ve; "Bu nar ekşi sen nasıl bekçisin narın ekşisini tatlısını ayırd edemiyorsun?" dedi.
Abdullah el-Acemi kendisine âid olmayan meyvelerden hiç yemediği için, ekşisini tatlısını bilmiyordu. Melik'in sözleri üzerine hem üzüldü hem de mahcûb oldu. Gidip bir ağacın altında namaza durdu ve iki rekat namaz kılıp şöyle duâ etti: "Yâ Rabbi bana hangi narın tatlı olduğunu bildir, gidip Melik'e vereyim..."