İnsanın rûhu, hakîkatin karargâhıdır

Cemâlüddîn Konevî hazretleri kelâm ve Hanefî mezhebi fıkıh âlimidir. Konya’da doğdu. Şam’a gidip Celâlüddîn Ömer Habbâzî’den fıkıh ve kelâm bilgilerini öğrendi. Allâme Muhyiddîn Esmer’den fıkıh ilmi tahsil etti. Şam’da ikâmet edip, orada 732 (m. 1332) yılında vefât etti. Birçok talebe yetiştirip, kıymetli eserler yazdı. Buyurdu ki:

“Ârifin dünyâda, Rabbini tefekkürden aldığı lezzet, bütün lezzetlerden üstündür. Çünkü lezzet, arzu miktarıncadır. Arzunun derecesi ise, arzu edilenin uygunluğu ve güzelliğine göredir. Nitekim kalpler için en uygun şeyler, arzu ettiğini tanımak ve bilmektir. Özellikle insanın rûhu, hakîkatlerin karargâhıdır. Bunun gibi, bilinmesi gereken şey ne kadar kıymetli olursa, ona âit bilgi de öyle lezzetli olur. Allahü teâlâdan kıymetli, şerefli ve büyük yoktur, işte bunun için, Allahü teâlânın zâtına, sıfatlarına, mülk ve melekûtuna âit bilgiler, kalbde diğer bütün şeylere âit olan lezzetlerden lezzetlidir. Çünkü bunlardaki arzu, bütün arzulardan üstündür. Bunun için kalbde, diğer arzulardan sonra meydana gelir. Arzular içinde sonra gelenler, öncekilerden kuvvetlidir. Nitekim kalbde ilk arzu, yemek arzusudur. Sonra cima arzusudur. Yemeği, bunun için terk eder. Bundan sonra, makam ve başkanlık arzusudur. Şuarâ sûresi seksensekizinci âyetinde meâlen; “O gün mal ve evlâd fayda vermez. Ancak Allahü teâlâya kalb-i selim getiren fayda bulur” buyurulur. Yanî bozuk i’tikâdlardan arınmış, kin, kıskançlık, nifak, bid’at, nefsinin arzularına uymak ve insanların elinde bulunan şeylere göz dikmek gibi kötü sıfatlardan kurtulmuş kimseler demektir. Kalbini bu sıfatlardan temizleyen kimse, parasını iyi yerde harcar, fakirleri doyurur. Allah yolunu bildiren mektebler ve binalar yaptırır. Bunun için Peygamber efendimiz (aleyhisselâm) buyurdu ki: “Dünyâda zâhid olanın (yani dünyâya kıymet vermeyenin) kalbine, Allahü teâlâ hikmet akıtır ve dili hikmet söyler, dünyâ hastalığının tamah, ilâcının vera olduğunu bilir. Onu dünyâdan Cennete sâlim olarak gönderir.” Bir insan, kuvvetli, olgun ve tesîri çok olan bir zâtın mezarı yanında durup, o toprağı ve o zâtın bedenini düşünse, o zâtın rûhunun, bedenine ve dolayısı ile, o toprağa bağlılığı olduğundan, bu iki rûh karşılaşır. Gelen insanın rûhu, o zâtın rûhundan çok şeyler edinir ve güzelleşir, olgunlaşır, işte bu faydadan dolayı, kabir ziyâretine izin verilmiştir. Bundan başka sebepler de yok değildir.”

Toplam Görüntülenme: 43

Yayın tarihi: Pazar, 11 Temmuz 2021

Bunları okudunuz mu?