İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.654.001
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Kanuni Sultan Süleyman Han, Rodos seferine çıkmadan önce adanın savunma durumu hakkında esaslı istihbarat almıştı. Çünkü buradaki Osmanlı casusları çok iyi çalışıyor, aralıksız rapor gönderiyordu.
Osmanlı casuslarının başında, Saint Jean tarikatı Şövalyeleri'nin hizmetine girmiş, onların güvenini kazanmış bir doktor bulunuyordu. Kuşatma başladıktan sonra Osmanlı topçuları pek çok hassas noktayı havaya uçurdular. Şövalyeler ise u isabetli atışlar karşısında şüpheye düşerek araştırmaya giriştiler. Nihayet, doktoru ışıklarla işaret verirken yakalayıp öldürdüler.Sultan Orhan Gâzi, âlimleri, evliyâyı görüp gözeten bir büyük bey idi. O mübârek kimse, bir gün Alâüddin-i Esved hazretlerini ziyârete gitti. Bu sırada Alâüddin-i Esved hazretleri nâfile namaz kılmakta idi. Orhan Gâzi, avluda bekledi. Bu sırada farz namaz vakti geldi. Orhan Gâzi ve orada bulunan Alâüddin-i Esved'in talebeleri namaz için hazırlandılar. Namazın sünnetini kıldılar. İkâmet okununca, talebeler arasında bulunan Çandarlı Kara Halil imâmete geçti. Hazır olan cemâate namaz kıldırdı. Alâüddin-i Esved de odasından çıkıp geldi. Bir müddet sohbet ettiler. Orhan Gâzi edeple dinledikten sonra başını kaldırıp; "Seferde ve hazerde, ahâli arasında vâki olacak hâdiselerde hükmedip, hak ile bâtılı ayırmak, şer'i, dini hükümleri beyân etmek için bir hoca efendi, âlim lâzımdır. Talebenizden birini benimle sefere gitmek için tâyin etseniz." deyip, arzu ve isteğini arzetti.
Alvan Hamevî hazretleri evliyânın büyüklerinden olup ismi, Ali bin Atiyye’dir. 1468 (H.873) senesinde doğdu. Büyük âlimlerden ilim tahsil ettikten sonra Hama şehrinde vâizlik yaptı. Şâfiî mezhebinden ve Şâziliyye tarîkatındandır. 1530 (H.936) senesi Hama'da vefât etti. Bir vaazında şöyle buyurdu:
Amr bin Kays el-Mülâi, Kûfe'nin beş büyüğünden biri olarak tanındı. Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve selem) hadis-i şeriflerini dinlemek ve nakletmek husûsunda yüksek gayret gösterdi. Tâbiinden olan âlimlerden hadis-i şerif rivâyet etti. Bağdâd'a giderek Ahmed bin Hanbel hazretleriyle görüşüp sohbette bulundu. İlimde yüksek dereceye ulaşan Amr bin Kays'dan da pekçok kimse hadis-i şerif rivâyetinde bulundu...
İzzeddîn bin Abdüsselâm hazretleri Mısır'daki evliyanın büyüklerinden ve Şâfiî mezhebi fıkıh âlimlerindendir. Sultân-ül-Ulemâ ismiyle şöhret buldu. 1182 (H.578) senesinde doğdu. İbn-i Asâkir, Âmidî ve birçok âlimden ilim öğrendi. Berekât bin İbrâhim'in sohbetlerine devam etti. Şam'da ders verdi. Tekrar Kahire'ye gitti. İzzeddîn bin Abdüsselâm, Mısır'a gelmeden önce, fıkhi konularda fetvaları sadece Abdülazîm Münzirî verirdi. İzzeddîn bin Abdüsselâm, Mısır'a gelince, Abdülazîm Münzirî fetva vermedi. Kendisinden fetva isteyenleri, İzzeddîn bin Abdüsselâm'a gönderdi. 1262 (H.660) senesinde Kahire'de vefat etti. Kur'ân-ı kerimin mahluk olduğunu söyleyen itikatları bozuk kimseler vardı. İzzeddîn bin Abdüsselâm'ın bunlara yazdığı akaid yazısı şöyledir:
Nureddin Cerrahi, çocukluğundan beri anasına karşı büyük bir sevgiyle doluymuş. Hem ne türlü, âdeta aşka benzer bir sevgiymiş bu! Büyüyüp geliştiği zaman Nureddin Cerrahi'yi anası irşad etmiş. Nureddin Cerrahi, doğumundan dört yüz yıl evvel müjdelendiği gibi, İbrahim Düssuki'nin sırrını taşıyan olgun, dolgun bir insan olarak âlem halkı içinde parladıktan bir süre sonra, anasının huzuruna vararak - Bana izin verde hacca gideyim. Şeriatın bana farz kıldığı görevimi yapayım" demiş. Annesi bu isteği yerinde görmüş, genç Nureddin de hazırlıklara başlamış. Lazım olan parayı tedarik ettikten sonra bir gün anacığına veda ederek, evden hacca götürecek olan kervanın sahibine giderken yolda iki gözü iki çeşme sel sel ağlayan bir adam görmüş.