Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.568.349
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
1897 Osmanlı-Yunan harbi zaferle neticelenmişti. Sultan II. Abdülhamid büyük sevinç içndeydi. Harpte yaralananların hepsini İstanbul'a getirtmiş, bunları Gümüşsuyu hastanesi ile yeni yaptırdığı Şişli Etfal hastanesine yerleştirmişti. Hergün hastanelere adam gönderiyor, yaralıların vaziyetini öğreniyordu. Sultan Abdülhamid'in marangozluğa merakı vardı. Yıldız Sarayında bir marangoz atelyesi vardı ve devlet işlerinden yorulduğu zaman dinlenmek için buraya gelir, her biri sanat şaheseri kabul edilen ahşap eşyalar yapardı. Bir sabah yine atelyeye inmişti. Kapıdan girer girmez marangoz Mehmed Usta ile karşılaştı. Hemen ustaya:-Haydi bakalım Mehmed Usta! 150 tane baston ağacı kes...-Ferman efendimizin. Lakin bu kadar baston ağacı ne olacak?-Araştırdım, gazilerimizden 150 kadarının ayaklarından yaralandıklarını öğrendim. Bunlar iyi olsalar da yürümek için bastona muhtaç kalacaklar. Bunlara birer baston yapacağım ve hastaneden çıkıp memleketlerine giderken kendilerine hediye edeceğim.
26 Eylül 1699'da Girit adasının Kandiye kalesi zaptedildi. Fakat bu zafer çok güç şartlarda kazanıldı. Aylarca süren kuşatma sırasında kaleyi savunan Venedikliler, Osmanlı askerini geri püskürtmek için, o tarihlerde yeni geliştirilen ve "humbara" denilen bombalar dan binlerce kullandılar. Kaleden aşağı atılan humbaralar, askerin arasına düştüğünde büyük bir gürültü ile patlıyor ve etrafa saçılan şarapnel parçaları yüzlerce insanın yaralanmasına ve ölmesine sebep oluyordu. Bu yüzden Osmanlı ordusu çok büyük kayıplar verdi.
Süfyân bin Uyeyne hazretleri Tebe-i tâbiînin büyüklerden olup fıkıh, hadîs âlimi ve velilerdendir. 725 (H.107) senesinde Kûfe'de doğdu. 813 (H.198) senesinde Mekke-i mükerremede vefat etti. Zührî, Şa'bî, Amr ibni Dînâr, Abdullah bin Dînâr gibi büyük âlimlerden hadîs-i şerif rivayet etti. Babası tarafından Mekke-i mükerremeye götürüldü. Oraya yerleşti. İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe ile görüşüp sohbet etti. Yetmiş defa hac yaptı. Fıkıh ilminde İmâm-ı Şâfiî hazretlerine ders verdi. Kendisinden İmâm-ı A'meş, Süfyân-ı Sevrî, İbn-i Mübârek, İmâm-ı Şâfiî, Ahmed bin Hanbel gibi zatlar hadîs rivayet ettiler.
Büyük veli Şems-i Tebrizi hazretleri Şam'dan Konya'ya geliyordu... Yol üzerinde bulunan bir hana uğrayarak burada yatmak istedi. Fakat uğradığı bütün hanların dolu olduğunu, hiç kalacak yerlerinin olmadığını öğrenince, bir câmiye gitti. Orada yYatsı namazını cemâatle kıldı. Cemâat dağıldığında, o hâlâ duâya devâm ediyordu. Duâsını bitirdiğinde, câmide kimse kalmamıştı. Cübbesini çıkarıp başının altına koyarak uzandı. Günlerce süren yolculuğun verdiği yorgunlukla hemen kendinden geçti...
Ebü'l Hüseyin Şirvâni hazretleri, Azerbaycan velilerdendir. Şirvan'da doğdu. Onuncu asrın ortalarında vefât etti. İlim öğrenmek için çok yerleri dolaştı. Mısır'da yerleşti. Sonra Mekke-i mükerremeye gitti. Vefâtına kadar orada ikâmet etti. Ömrünün sonlarına doğru felç oldu. Eli ayağı tutmaz, ayağa kalkamazdı. Fakat, müezzinin namaz için ikâmet okumaya başladığı andan, namazını bitirdiği âna kadar olan zamanda ve sohbet esnâsında çok sağlam olur, hiçbir şeyi kalmazdı. Bu zamanlar hâricinde, yine felçli hâle dönerdi. Mekke-i mükerreme'de vefât etti. Vefât ettiğinde 124 yaşlarındaydı...
Eshab-ı Kiramdan birinin evine bir yerden bir koyun başı gelmişti. Evde başka yiyecekleri de yoktu. Hanımına onu hazırlamasını söyledi. Pişirdiler, hazırladılar; tam yiyecekleri zaman bir komşu gelip: " Günlerden beri açız. Bize verecek bir şeyiniz yok mu? dedi. Onlar yemeye hazırlandıkları kelleyi verdiler. Kelleyi alan sahabi eve götürdü, sevinç içinde çocukları ile yiyeceği bir sırada başka bir komşu bu sefer onlara gelip: " Günlerden beri açız, bize verecek bir şeyiniz yok mu? dedi