Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.545.052
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Seydi Ali Reis, Galata'da doğdu. Doğum tarihi belli değildir. İstanbul'un fethinden sonra Sinop'a yerleşen denizci bir ailenin oğluydu. XVI. yüzyılın güçlü denizcilerinden olan Seydi Ali Reis gençliğinde iyi bir öğrenim gördü. Denizcilik üzerine bilgileri küçük yaşta edinmişti. Arapça ve Farsça öğrenmiş, metematiğe, astronomiye ve fiziğe karşı büyük bir merak sarmıştı.Dedesi ve babası tersane kethüdasıydı. 1522 yılında Rodos seferine katılan Seydi Ali Reis, Barbaros Hayreddin Paşa'nın emrinde bir çok deniz seferine çıktı ve Batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi.
Fatih, İstanbul'u fethettiği zaman, burada yaşayan Rumları öldürtmemiş ve onlara inanç serbestliği vererek Patriklerini bile görev de bırakmıştı. Fakat bir müddet sonra eski Bizanslılardan bazıları İstanbul'u yeniden ele geçirmek için Avrupa'da gizli anlaşmalar yapmışlardı. Bu durum üzerine zamanın padişahı Yavuz Sultan Selim, İstanbul'daki Rumların ya Müslüman olmaları veya şehri terketmeleri ni emretti. Vezirler, padişahtan çekindikleri için bu emir karşısında ağızlarını açamadılar. Fakat zamanın Müftisi Zembilli Ali Efendi'ye müracaat ettiler. Bunun üzerine Ali Efendi:
"Fatih İstanbul'u zaptedince Rumlara eman ve ferman vermiştir. Bu sebeple padişahın bu emrini yerine getirmek caiz değildir" dedi ve bu şekilde bir fetva yazarak Yavuz'a gönderdi. Padişah:
"Fermanı görelim!" diye itiraz etti. Zira bu ferman, bir yangında yok olmuştu. Buna karşılık Zembilli Ali Efendi: "Şahidlerle isbatı da kafidir" diyerek, bu fermanı gören yaşlı iki yeniçerinin şahidliği ile davayı Yavuz'un aleyhine neticelendirdi.
Alâeddîn Semerkândî hazretleri Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında Anadolu'da yaşayan velîlerdendir. Bu mübarek zat Seyyid, yani Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem soyundandır. 1360 (H. 710)’da Semerkand'da doğdu. Semerkand, Buhârâ, Taşkent gibi ilim merkezlerinde ilim tahsil etti. Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden Alâeddîn el-Buhârî'den de icâzet aldı. Tefsîr, fıkıh ve tasavvuf, ahlâk ilimlerinde yüksek derecelere ulaştı. Zâhirî ve bâtınî ilimlerde yetişip tasavvuf yolunun feyizlerine kavuştu. Daha sonra Anadolu'ya hicret etti. Lârende'ye (Karaman'a) geldi. 1456 (H.860) târihinde yüz elli yaşlarında iken vefât etti. Kabr-i şerîfi, İçel'e bağlı Gülnar ilçesinin Zeyne kasabasındadır.
Ebû Nasr Abdullah Serrâc hazretleri evliyânın büyüklerinden, maddi ve manevi ilimler sahibidir. İran'ın Tûs şehrinde doğup 378 (m. 988)'de orada vefât etti. Ebû Muhammed Mürteiş'in talebesi idi. Sırri-yi Sekati ve Sehl-i Tüsteri gibi büyük evliyâları gördü. Onun kıymetli sözlerinden ve daha önceki İslâm âlimlerinin nasihatlerinden yaptığı nakillerden bazıları şöyledir:
Musa aleyhisselâm, bir gün yolda giderken, iki büklüm olmuş, belinde zünnar bağlı ve ateşe tapan bir ihtiyar görür. Yanına yaklaşarak sorar:
- Ey pir! Ne kadar zamandan beri bu ateşe taparsın? Yaşlı adam şöyle cevap verir:
- Beş asra yakındır bu ateşe taparım. Musa aleyhisselam üzülerek şöyle sorar:
- Ateşe tapmaktan yüz çevirip tövbe etmeyi hiç düşünmedin mi? Gel, Melik-i Cebbar olan Hak teâlâya inan ve yalnız O'na ibadet et!
Görünüşü düzeltmekle adam olunamayacağına dair, Bayezid-i Bistami hazretlerinden şu kıssa meşhurdur: Müridlerinden biri:
"Paltonuzdan bir parça verseniz de teberrüken üzerimde taşışam!…" der. Bayezid-i Bistami hazretleri cevaben:
"Oğlum, sen adam olmazsan, Bayezid'in paltosuna değil, derisini yüzüp, içine girsen fayda vermez!" buyururlar.