Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.541.738
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
21 Temmuz 1905 Cuma...Yıldız Camii, her hafta olduğu gibi yine hıncahınç dolu. Salâ verilirken Sultan Abdülhamid Han abdest tazeledi. Namaz vaktine doğru Baş Mabeyinci yaklaştı:-Arabanız hazır Efendimiz...dedi.Sultan teşekkür etti. En yeni elbiselerini giydi. Güzel kokular süründü. Yavaş yavaş yürümeye başladı. Her zaman olduğu gibi sade ve açık bir faytona bindiler. Yıldız sarayından, Yıldız Camiine kadar yol kenarları lebaleb doluydu. Müslim-Gayri Müslim tebaadan Türkler, Arap, Boşnak, Arnavut, Kürt ve Çerkesler kadar, Rum, Musevi ve Ermeniler de dikkat çekiyordu. Memleketimizi gezmeye veya iş icabı gelen yabancılar, Büyük Hakanı ancak Cuma günleri görebilirlerdi. Bu yüzden yol boyunca onlar da sıralanmışlardı.-Padişahım çok yaşa...-Allah seni başımızdan eksik etmesin...sesleri ve alkışlar arasında ilerleyen Padişah, selamlara karşılık veriyordu.
Moralı Osman Efendi; vakur, şerefli ve haysiyetli bir zâttı. Fakat devrinin affetmez pâdişah müşâviri Hâlet Efendi'ye boyun eğmez, kavuk sallamazdı bir türlü... Hâlet Efendi buna çok kızar; onu İstanbul'da değil, taşra hizmetlerinde süründürmek, küçük düşürmek isterdi. Osman Efendi ise ne yapılsa vakarını bozmaz, ses çıkarmaz, ne iş verilse yapardı.Birgün Hâlet Efendi, İzzet Molla ile otururken Osman Efendi'nin geldiğini söylediler. Hâlet Efendi hemen sofaya kadar koşarak Osman Efendi'yi karşıladı. Giderken de merdiven başına kadar inip uğurladı. İzzet Molla şaşkın bir tavırla:" Bu adama etmediğiniz fenâlık kalmadı, şimdi bu kadar iltifâtınıza sebep nedir? diye sorunca, Hâlet Efendi'nin cevabı enteresandır:" Evet, ona çok fenâlık ettim... Elinden memuriyetini aldım, nüfûzunu kırdım. Fakat üzerinde bir Osman Efendi'lik var ki, işte onu alamıyor ve kendisini gördükçe böyle hürmet etmek zorunda kalıyorum.
Molla Fenâri (Muhammed bin Hamza) zamanının en güçlü ve büyük âlimlerindendi. Faziletli, sağlam karakterli, yüksek ahlâklı üstün bir insandı. 1350 (H.751) senesinde Fener köyünde doğdu. Bu köyde doğması veya babasının fenercilik sanatıyla meşgûliyetinden dolayı "Fenâri" nisbetiyle meşhur oldu. Osmanlı Devletinin ilk şeyh-ul-islâmı ve büyük veliledendir...
Bu mübarek zat, uzun zaman Bursa'da kalan ve "Somuncu Baba" diye tanınan Hâmid-i Aksarâyi'den de ilim ve feyz aldı. Büyük bir veli ve yüksek âlimlerden olan Somuncu Baba, önceleri Bursa'da yaptırdığı fırında pişirdiği ekmekleri satarak geçinirdi. O sırada Molla Fenâri de Bursa'da kadılık yapıyordu. Somuncu Baba'nın ilimdeki ve velilikteki üstünlüğünü bilenlerdendi...
Ebü'l-Feth Missisi hazretleri Şafii mezhebi fıkıh âlimidir. 448 (m. 1056)'da Adana'nın Misis (Bugünki adı Yakapınar) kasabasında doğdu. 542 (m. 1147)'de Şam'da vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Şihâbüddin Ahmed Ruayni hazretleri siyer âlimidir. 708'de (m. 1308) Endülüs'te (İspanya) Gırnata'da (Granada) doğdu. İlim tahsili için medrese arkadaşı İbn-i Câbir Hevvâri ile birlikte Mısır, Hicaz, Şam gibi yerlere gittiler. Nihayet Urfa'nın Birecik kasabasına yerleşerek burada 30 sene ilim öğrettiler. Ruayni, 780 (m.1378)'de çok sevdiği arkadaşı İbn-i Câbir vefat edince Haleb'e gitti ve o sene orada vefat etti. "Risâle fi's-sire ve mevlidi'n-nebi" isimli eserinde siyer-i nebi anlatılmaktadır. Bu kitabında şöyle yazıyor:
Birisinin bir koçu vardı, boynuna ip bağlamış, tuttuğu ucundan çekerek götürüyordu otlaktan. Hırsız hissettirmeden yaklaştı arkadan, ipi kesti, koçla uzaklaştı oradan. Adam olanlardan habersiz devam ederken yoluna, gayrı ihtiyari döndü baktı arkasına...-Aman Allah'ım!.. Koçum... koçum yoktur, kaybolmuş.. Ne yapacağım ben şimdi?.. Diye dövünmeye, sağa, sola koşarak aramaya başladı. Nafile!.. Yoktu hiç bir yerlerde.. Bitap düşene kadar, bakmadığı yer kalmadı. Ümidi kesti, artık bulamayacağına iyice kanaat getirmişti ki, kuyu başında kendisi gibi dövünen bir adam gördü.