Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.831
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Sultan II. Bayezid Han devri. Venediklilerle deniz savaşları yıllardır sürüyor. Kaptan-ı Derya Gedik Ahmet Paşa, Yunanistan'ın batısında bulunan, fakat Venediklilerin en önemli üslerinden biri olan İnebahtı kalesini denizden kuşattı. Donanmasının sancak fırkasına Kemal Reis, iskele fırkasına da Burak Reis kumanda ediyorlardı. Kale kumandanı Zoanomorti, teslim olması için gönderilen habere karşılık:-Venedik donanması neredeyse imdadımıza yetişir. Eğer bu donanmayı yenecek kadar güçlüyseniz, kaleyi size hemen teslim ederim, dedi.
Osmanlı devletinin kuruluş yılları. Orhan Gazinin silah arkadaşları, İzmit ve civarını ele geçirmişti. Buralara Anadolu içlerinden göç eden Türkmen boyları yerleştiriliyordu. Böylece Anadolu'nun Türkleşmesi daha geniş alanlara yayılıyordu. İzmit havalisinde ele geçirilemeyen tek kale, Karadeniz sahilindeydi. Çok sarp bir yerde kurulu olduğu için zaptedilmesi çok zordu. Fakat buranın tekfuru zaman zaman Türk köylerine saldırıp gençleri esir alıyor, kadınlara saldırıyordu. Orhan Gazi, yaşlı Akça Koca'ya burasını zaptetme emrini verdi. O sırada Akyazı'da bulunan Akça Koca, hemen harekete geçti ve gün doğmadan kaleye ulaştı. Kaledekiler henüz uykudaydılar. Hemen gazileri kale kapılarına taksim eden Akça Koca, 20 arkadaşıyla birlikte kalenin büyük kapısı önünde pusuya yatıp beklemeye başladı. Güz doğduktan sonra kaledekilerin bir kısmı tarlalara gitmek üzere kaleden çıkmaya başladılar. Açılan kale kapıları, onlar için büyük bir fırsattı. Kaleden çıkanların arkası kesilince Akça Koca, arkadaşlarına hücum emrini verdi ve kapılar kapanmadan kaleden içeri girmeyi başardılar. Hemen kılıçlarını çekip Allah Allah" nidalarıyla yeri göğü inletmeye başladılar. Herkes kaçıyor, saklanacak yer arıyordu. Akça Koca, Tekfurun konağını buldu ve adamı kıskıvrak yakaladı. Tekfur için yapılacak bir şey kalmamıştı. Gazilerden aman diledi ve kaleyi terketmek için izin istedi. Kalede herkes sevinçliydi. Çünkü tekfurun zulmünden kurtulup Osmanlı adaletine kavuşmuşlardı. Bu kaleye daha sonra, burasını fetheden Akça Koca'nın ismi verildi ve ona yurtluk olarak tahsis edildi.
Abdullah el-İbyâni hazretleri Mâliki fıkıh âlimidir. 351 (m. 864)'te Tunus'ta İbyâne köyünde doğdu. Tunus'taki meşhur âlimlerden ders aldı. Zamanında Mâliki mezhebini en iyi bilen âlimlerden biri ve bu mezhebin fetva mercii oldu. 352 (963)'de vefat etti. Buyurdu ki:
Veliyyüddîn Efendi Osmanlı fıkıh âlimi, âbid ve velîlerindendir. 1659 (H.1069) senesinde; bugün Yunanistan sınırları dâhilinde bulunan Larissa (Yenişehir)'da doğdu. Zamânın meşhûr ulemâsından din ve fen bilgilerini tahsîl etti. İcâzet alarak talebe yetiştirmeye başladı. Hac için gittiği Mekke-i mükerremede Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî hazretlerinin talebelerinden olan Ahmed-i Yekdest hazretlerinin sohbetleriyle şereflendi. O büyük zâttan Nakşibendiyye yolunun âdâb ve erkânını öğrendi. İstanbul'a döndükten sonra daha çok, insanlara nasîhat edip talebe yetiştirmek, kitap yazmak ve ibâdet etmekle meşgûl oldu. Edirne ve Galata kâdılıklarında bulundu. 1738 (H.1151) senesinde İstanbul'da vefât etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
Tabiinden, meşhur hadis âlimi Yezid-i Rekkaşi pek çok hadis-i şerif rivayet etmiştir. Biri şöyledir: "Allahü teala kıyamet günü, kulun yaptığı ve fakat karşılığını dünyadayken göremediği duaları önüne getirerek şöyle buyurur: 'Kulum falan gün, bana şöyle bir dua yapmıştın da ben o duanın karşılığını bugüne saklamıştım. İşte şu sevap o duanın karşılığıdır.' Kula bu yoldan o kadar çok sevap verilir ki, 'keşke dünyadayken hiçbir duamın karşılığı verilmemiş olsaydı' der."
Kânûni Sultan Süleymân Hânın kadıaskerlerinden Mirim Kösesi diye meşhûr olan Muhammed Efendinin hizmet ve sohbetlerinde bulunup, ilmi yüksek derecelere kavuştu. Bu sırada dünyâdan ve dünyâ makamlarından yüz çevirip, tasavvuf ehlinden Sofyalı Bâli Efendinin dergâhına gidip, ona talebe oldu. Hizmetinde ve sohbetinde uzun müddet kalıp, feyz aldı. Tasavvufta yükselip, insanları Allahü teâlânın yüce dinine dâvet etmek ve Resûlullah efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem güzel ahlâkını öğretmekle meşgûl oldu. Allahü teâlâya muhabbetinden dolayı, dünyâya hiç önem vermez oldu. Onun bu durumunu anlayamayan bâzıları pâdişâha şikâyet ettiler. Pâdişâh meselenin tahkik edilmesini emretti. Tahkikat için İstanbul'a geldi. Tahkikat sonunda berâat etti ve hakkındaki ithamlardan kurtuldu.