İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.651.997
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
26 Eylül 1699'da Girit adasının Kandiye kalesi zaptedildi. Fakat bu zafer çok güç şartlarda kazanıldı. Aylarca süren kuşatma sırasında kaleyi savunan Venedikliler, Osmanlı askerini geri püskürtmek için, o tarihlerde yeni geliştirilen ve "humbara" denilen bombalar dan binlerce kullandılar. Kaleden aşağı atılan humbaralar, askerin arasına düştüğünde büyük bir gürültü ile patlıyor ve etrafa saçılan şarapnel parçaları yüzlerce insanın yaralanmasına ve ölmesine sebep oluyordu. Bu yüzden Osmanlı ordusu çok büyük kayıplar verdi.
Fransız ihtilalinin kudreti adamı Napoleon, kısa bir zaman içinde bütün Avrupa'yı şaşırttı. Toulon limanından 450 gemiyle çıktı. 1.000 yıllık Venedik Cumuriyetini tarihe gömdü. Asırlarca Akdeniz'İ haraca kesen Malta şövalyelerini dize getirdi. Papanın İtalya'sını, Dalmaç ya sahillerini ve bu civardaki bütün adaları, birçok liman ve şehirleri silindir gibi ezdi, geçti. Nihayet hayalindeki Ehramlar şehrine ulaştı. Hile ve zor kullanarak Mısır'ı işgal etti ve halka Osmanlıca broşürler dağıtarak, Osmanlı hükûmeti tarafından asi Memlûk leri itaat altına almakla görevlendirildiği yalanını yaydı. Osmanlı Devleti, 400 yıldan beri Fransızlarla savaşmamıştı. Bilakis daima dostluk elini onlara uzatmıştı. Kanuni, krallarını bile esaretten kurtarmıştı. Napoleon bütün bunları unutmuş olamazdı. Fakat umursamıyordu. Saldırıyor, saldırıyordu...Üstelik şeytan kadar da kurnazdı. Silahtan önce herkesi kandırmaya çalışıyordu.
Ebû Zekeriyyâ Yahya İsfahâni hazretleri hadis âlimidir. 434'te (m. 1043) İran'da İsfahan'da doğdu. Küçük yaşlarda ilim öğrenmeye başladı ve meşhur âlimlerden ders aldı. Horasan, Nişâbur, Hemedan, Cibâl, Basra ve Bağdat gibi ilim merkezlerini dolaştı. 512'de (m. 1119) İsfahan'da vefat etti. Naklettiği hadis-i şeriflerden bazıları:
Harputlu Abdurrahmân Efendi Anadolu velîlerindendir. 1756 (H.1169) târihinde Elâzığ’ın Sivrice ilçesine bağlı Çöke köyünde doğdu. İlk tahsîlinden sonra Diyarbakır'da zamanın büyük âlimlerinden ilim öğrendi. Sonra İstanbul'a gitti.
Abbâd bin Abbâd, meşhûr hadis âlimlerindendir. Tam ismi, "Abbâd bin Abbâd bin Habib bin Mühelleb bin Ebi Sufre"dir. Künyesi "Ebû Muâviye"dir. "Ataki", "Ezdi", "Mühellebi" ve "Basri" nisbetleri ile de tanınmaktadır. Doğum târihi kesin olarak bilinmemektedir. Hicri 181 (m. 797) târihinde recep ayının 18'inde Bağdâd'da vefât etmiştir...
Görünüşü düzeltmekle adam olunamayacağına dair, Bayezid-i Bistami hazretlerinden şu kıssa meşhurdur: Müridlerinden biri:
"Paltonuzdan bir parça verseniz de teberrüken üzerimde taşışam!…" der. Bayezid-i Bistami hazretleri cevaben:
"Oğlum, sen adam olmazsan, Bayezid'in paltosuna değil, derisini yüzüp, içine girsen fayda vermez!" buyururlar.