Hüseyin Hilmi Işık

(Rahmetullahi Aleyh)

Türkiye Gazetesi

e-Gazete (Bugün)

Türkiye Gazetesi

Bizim Sayfa (Bugün)

Toplam Ziyaretçi

17.329.794

Huzur Pınarı

Caliyet-ül Ekdar

Dinimiz İslam

Silsile-i Aliyye Büyükleri

Eshâb-ı Kirâm Aleyhinde Konuşanın Cezası

Molla Câmî hazretleri büyük velilerdendir. Horasan’da, Cam kasabasında 817’de (m.1415) doğdu. 898’de [m. 1492] Herat’ta vefat etti. Behâeddîn Buhârî hazretlerinin halifelerinden Sa'deddîn-i Kaşgârî meclisinde kemâle geldi. Sultanlardan ve hele vezir Ali Şîr Nevâî’den çok saygı görürdü. Fatih Sultan Muhammed hazretleri ile de mektuplaşırdı. Fatihin daveti ile Konya’ya teşrîf etti ise de padişah vefat ettiğinden görüşemediler.

Vehbi Tülek

Vehbi Tülek

1001 Osmanlı Hikayesi

Tüm Yazılar

Bağdad’in Fethi

Bağdad sarayının geniş salonunda tek kişiden, Zülfikar Han'dan başka kimse yoktu. Geniş sedirde, ipek yastıklara yaslanmış, yıldızlı gökyüzünün derinliklerine dalmıştı. Bulunduğu yerde fenerler ve lambalar yakılmıştı. Zira, Arabistan gecelerine mahsus öyle bir mehtap vardı ki, Zülfikar Han isteseydi rahatça kitap bile okuyabilirdi. Böyle bir gecede insanın içinde neş'eden başka hiçbir şey olmamalıydı. Ama Zülfikar Han hem kederli, hem de öfkeli görünüyordu. Kendi kendine söylendi:-Olamaz, bu namertliktir. Evet, İran Şahı Tahmasb beni Bağdad valisi olarak tayin etti. Ben de hizmet diye buna "kabulümdür" dedim...Dedim ama şart koştum. Şaha o gün söylediklerimi kelimesi kelimesine hatırlıyorum: "Şahım... Müslümanlara hizmet olsun diye Bağdad valiliğini kabul ederim. Lakin siz de hak verirsiniz ki, Osmanlı'ya zarar verecek bir harekete asla iştirak etmem. Bağdad vilayetinde Osmanlı aleyhinde herhangi bir davranışa asla göz yumamam. Çünkü ben bir Türkmen aşiretine mensubum." Evet, Şah benim bu şartlarımdan belki hoşlamamıştı, ama Bağdadlılar beni Türk olduğum için sev diklerini, oraya vali olduğum takdirde şehirde bir huzursuzluk çıkmayacağını iyi biliyordu. Fakat Şah sözünde durmadı. Bağdadlılaraı Osmanlı üzerine saldırıya hazırlıyor ve saraya casuslar koyarak beni bertaraf etmeye çalışıyordu.

Vehbi Tülek

Nadir Şah Ve I. Mahmûd Han

Vehbi Tülek

Evliya Çelebi

Vehbi Tülek

Kenan Bey

Vehbi Tülek

Kanuni Sultan Süleyman zamanında başlayan Osmanlı-İran savaşları, Sultan I. Ahmed devrinde de devam ediyordu. İranlılar Tebriz'i almışlar ve Kars'ı kuşatmışlardı. 15 Haziran 1604 yılında Cağaloğlu Sinan Paşa kumandasında bir ordu Kars'ı kurtarmak için İstanbul'dan yola çıktı. Beylerbeyi Osman Bey, az bir kuvvetle Kars'ı müdafaa ediyor, yar dım gelinceye kadar kaleyi düşmana teslim etmemeye çalışıyordu. Bir gece, genç subay larından biri olan Kenan Beyi yanına çağırdı ve:-Bak yiğidim! Cenab-ı Hakk'ı ve Resûl-ü Ekrem'i memnun etmenin, şecaat göster menin zamanıdır. Bir gece gizlice kaleden dışarı çıkıp düşmanın içine dalacaksın ve kaç kişiler, erzakları, topları ne kadardır, öğrenip bize haber edeceksin. Haydi göreyim seni.. diyerek uğurladı.

3 - İstanbul'un Fethi (manzum Hikaye)

Vehbi Tülek

Sizler Şahid Olun

Vehbi Tülek

Osman Gazi’nin Rüyasi

Vehbi Tülek

Yahya Efendi Ve Rum Denizci

Vehbi Tülek

Bin Yil Yaşasak Yine Cihan Bu

Vehbi Tülek

52 - Sigetvar Kalesi Ve Ali Dede Hazretleri

Vehbi Tülek

Valide Suyu

Vehbi Tülek

Yolumuzu Aydınlatanlar

TÜM YAZILAR

Ekmeğinin Lezzetine Doyulmayan Fırıncı

Somuncu Baba, Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında Anadolu'da yetişen âlim ve velîlerin büyüklerindendir. İsmi Hamîdüddîn’dir. Hâcı Bayram-ı Velî’nin hocasıdır. 1349 (H.750) senesinde Kayseri'de doğdu. İlk tahsilini babasından aldı. Sonra Şam'a giderek bir müddet ilim tahsilinde bulunduktan sonra, Tebrîz yakınlarında Hoy kasabasında bulunan Hâce Alâeddîn-i Erdebîlî hazretlerinin huzuruna gitti. Üstün derecelere kavuştu. Hocası ona icazet verdi. Kayseri'ye dönerek talebe yetiştirdi. Sonra Tebriz'e, oradan da Bursa'ya yerleşti. Orada bir fırın yaptırdı. Fırınına merkebiyle dağdan odun getirir, onunla ekmekleri pişirirdi. Ekmek küfesini sırtına alarak; "Somun! Müminler somun!" diye söyler, geçimini bu yolla sağlardı. Halk, bu fırıncıya "Somuncu Baba" der ve pişirdiği ekmeğin lezzetine doyamazlardı.

Vehbi Tülek

Vehbi Tülek

Meşhur Olmaktan Korkup Şehri Terk Eden Zat!

Vehbi Tülek

Abdürrahîm-i İstahrî hazretleri evliyanın büyüklerindendir. Hicrî dördüncü asrın ilk yarısında yaşadı. İlim öğrenmek için, Hicaz, Irak, Şam ve başka yerlere seyahatler yaptı. Ruveym bin Ahmed, Sehl bin Abdullah-ı Tüsterî ve başka büyük zâtlarla görüşüp kendilerinden ilim öğrendi. Hâlini gizlerdi. Dâima neşeli görünürdü. Bazen kıymetli elbiseler giyip, avlanmak için ormana giderdi. Av köpekleri ve güvercinleri vardı. Bir defasında, ava çıkmıştı. Bir kimse, gizlice kendisini takip etti. Gördü ki, bir dağın arkasına varınca köpekleri saldı. Kendisi Allahü teâlâyı zikretmekle meşgûl oldu. Kendisini takip eden kimse diyor ki: 

Bü­yük Mu­ta­sav­vıf Ebû A­li Rodbârî

Vehbi Tülek

İbrahim Birmâvî

Vehbi Tülek

İbrahim Birmâvi hazretleri Mısır'da yaşamış olan Şafii fıkıh âlimi ve Ezher şeyhlerindendir. Mısır'ın kuzeybatısında Birmâ kasabasında doğdu. Mısır'ın büyük âlimlerinden ders aldı. Zamanında Mı­sır'ın en büyük âlimlerinden sayılıyordu. Nihayet en yüksek makam olan "Ezher Şeyhi" unvanı verildi. 1106'da (m. 1694) vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:

Helâl Kazanıp, Fakirlere Cömertçe Veriniz

Vehbi Tülek

Herkes, Bir Iş Için Yaratılmıştır.

Vehbi Tülek

Malik Bin Dinar'ın Zenci Kölesi!..

Vehbi Tülek

İstişâre Eden Hiç Kimse Helak Olmamıştır!

Vehbi Tülek

İbn-i Makbûl Ve Kansu Paşa

Vehbi Tülek

Hüseynî Muhyiddîn Efendi

Vehbi Tülek

Dini Hikayeler

TÜM YAZILAR
Gül Yaprağı

Gül Yaprağı

Vaktiyle, yol üzerinde bulunan bir dergahın dervişleri, yoldan geçen herkesi misafir kabul ediyordu. Burada hiç konuşulmuyordu. Dervişler anlatmak istediklerini kalben ifade ediyorlardı. Bir gün dergahın kapısına bir yolcu geldi. Yolcu kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada, misafir geldiğini dervişler firaset yoluyla anlıyorlardı, o yüzden kapıda tokmak yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki derviş, kapıda duran yolcuya baktı. Bir selamlaşmadan sonra söz'süz konuşmaları başladı. Gelen yolcu, dergahta kalmak istiyordu. Derviş içeri girdi, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yolcuya uzattı. Bu, yeni bir misafiri kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yolcu dergahın bahçesine girdi, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. Derviş kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.

Vehbi Tülek

Vehbi Tülek

Cimrilik Ve Nankörlüğün CezÂsi

Vehbi Tülek

Kabahat Kilincin Midir?

Vehbi Tülek

Gül Yaprağı

Yuhçu Baba

Iv. Mehmed Han Ve Ahmed CÂhidî Efendi

Kadin Akli

Yirmi Saniyede

Latif Bir Şikayet

Yürüdüğü Yerde Deniz Durgunlaşiyordu

Vehbi Tülek

Allah’a Firar Et

Vehbi Tülek

Abdullah Bin MübÂrek

Vehbi Tülek

Abayi Yakmak

Vehbi Tülek

Abdullah El-acemî

Vehbi Tülek

Ahde Vefa

Vehbi Tülek