Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.650.485
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
Sultan II. Murat zamanında, henüz Osmanlılarda hazine teşkil edilip padişahlar saraylar da gönlünce harcama yapmazlar ve onlarda haplerde elde edilen ganimet ve haraçlardan ve madenlerden başka devletin bir geliri yoktu. Halktan vergi toplayıp saray erkanı için harcanmazdı. Hal böyle olunca , padişahlar da zaman zaman parasız kalabiliyordu.Bir gün Fazlullah Paşa, II. Murad'ın Çandarlı Halil paşa'dan borç para istediğini görüp:
Sultanım, Padişahın vezirlerden ve şundan bundan para istemesi yerinde olmaz. Müsaade buyurursanız bir hazine teşkil edilsin ve oradan saraya tahsisat ayrılsın, dedi.
Üsküdarlı Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri, üstadı Üftade Hazretleri'nin hizmetinde talebe iken, birçok talebe arkadaşlarının arasında, üstadının yanında ayrı bir yeri vardı. Üftade Hazretleri, talebeleri arasında en çok onunla ilgilenir, bir çok iltifatlar eder ve onun yetişmesine ayrı bir ihtimam gösterirdi. Üstadın o talebesi ile fazla meşgul olmasını diğer talebeler çekemezler ve çok kıskanırlardı.-Biz de talebeyiz o da talebe! Onun bizden ne farkı var? diye hayıflanıyorlardı. Talebelerin bu halini sezen Üftade Hazretleri, onları imtihan etmek istedi. Hepsini huzuruna çağırarak ellerine birer bıçak ve birer de tavuk verip:-Bunu gidip kimsenin görmediği yerde kesip geleceksiniz. Tek şartım, keserken hiç kimsenin sizi görmemesi ve yalnız olmanızdır. Kim daha çabuk gelirse, benim en çok takdirimi o talebem kazanmış olur, buyurdular.
Ahmed-i Rûmi hazretleri, Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretlerinin talebelerinden olup, Anadolu'dan Hindistan'a Mevleviliği yaymak için gitmiştir. Konya'dan Alanya'ya ve oradan deniz yolu ile Hindistan'da Zaferâbâd civarındaki Avad'a (Oudh) gitti. Orada çok talebe yetiştirdi. Sonra Bengal'e gitti. 750 (m. 1349)'da orada vefat etti. Derslerinde buyurdu ki:
İdrîs-i Bitlisi hazretleri Osmanlı âlimlerinden ve devlet adamlarındandır. Akkoyunlu devleti hâkimiyetindeki Bitlis’te doğdu. Bir müddet sonra bu bölgeleri işgal eden Şah İsmâil’in zulmünden kurtulmak için Osmanlı ülkesine gitti. Sultan Bâyezîd Hân, onu Arab ve Acem Kadıaskerliğine tayin etti. Yavuz Sultan Selim Hân’ın hizmetinde de bulunan İdrîs-i Bitlisi, Sultân’ın İran’a karşı tertip ettiği Çaldıran Seferinde ona refakat etti ve Bitlisli olmasının da yardımıyla, doğu vilâyetlerinin Osmanlıya bağlanmasını sağladı. 926 (m. 1520) senesinde vefât etti. Eyyûb Sultan’da İdrîs Köşkü civarında defnedildi. Çeşitli eserler yazmıştır. “Münâzara-i savm-ü-ıyd” adındaki eserinde Ramazan-ı Şerif Bayramının faziletilerini şöyle anlatır:
Bennân-ı Hammâl hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Bütün ömrünü Mısır'da geçirdi. Ebû İmrân-ı Kebir'in talebesi idi. Cüneyd-i Bağdâdi Ebû Hafs Nişâbûri ve zamânın âlimleriyle sohbet etti. Ebü'l-Hüseyin Nûri'nin hocası idi. 928 (H.316) senesinin ramazan ayında Mısır'da vefât etti.
Vaktiyle, Horasan'da Seyyidlerden biri ölür ve geride Seyyide bir hanımı ile birkaç kız çocuğu kalır. Bir müddet sonra iyice fakir duruma düşerler, bu yüzden çevrenin hakaretlerine maruz kalmamak için yurtlarından göçerler. Yolda bakımsız bir mescide sığınırlar. Dul hanım, çocuklarını burada bırakıp yiyecek bir şey bulmaya çıkar. Şehirde dindarlığı ile tanınan bir zengine gider. Durumunu anlatır, fakat adam "Seyyid olduğunuzu nereden bilelim, elinizde delil var mı?" diyerek kadını eli boş çevirir.