Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.543.415
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Kanuni Sultan Süleyman Han, Mimar Koca Sinan'ı çok sever değer verirdi. Onu devletin baş mimarı (Ser-mimârân-ı hâssa) tayin etmişti. Her çıktığı sefere onu da götürürdü. Gittiği yerlerde mimari eserleri inceleyerek, padişahın emriyle bir çok eserler inşa etti.Kanuni nihayet Mimar Sinan'a:-Bir çok hayrlı eserler inşa eyledin. Bir de benim ismimle yad edilecek bir cami inşa eyle-Emredersiniz Hünkârım, baş üstüne...Hemen çalışmalara başlayan Mimar Sinan, kısa bir zaman içinde, cami inşası için uygun yeri tesbit ettikten sonra, caminin planlarını hazırladı ve bir de maket yaparak padişaha arzetti:-İşte Sultanım. Yapılacak camiin şekli. İnşaalah 6 senede bitirilecektir, dedi. Kanuni:-Hemen başlayın! Emrini verdi.
1897 Osmanlı-Yunan harbi esnasında, Manisa havalisinden üç asker kıtalarında firar edip, omuzlarında devletin verdiği silahlarla dağa çıkmışlardı. Bunlardan biri, Yaya köyünde oturan eski bir şakinin, Bakırlı Şaban Efenin tek evladıydı. Çakırcalı'dan ve Kara Ali'den evvel dağlardan dolaşan o idi. Otuz sene devlet kuvvetlerine karşı durdu. Bazen iki arkadaşıyla, yüz kişilik jandarma müfrezesini tarümar ettiği oldu. Bazen tek başına o dağdan bu dağa geçtiği duyulurdu. Köylüler onu hürmetli ve korkulu bir muhabbetle se verlerdi. Çünkü zengin ve kuvvetlilere karşı biaman, zayıf ve fakirlere karşı himayekardı. Bakırlı Şaban Efe tövbe ettiği zaman elli yaşındaydı. Ancak bu yaşta evlendi ve bir oğlu dünyaya geldi. Tam yirmi yıl unutmuş ve unutulmuş bir halde uslu uslu köyünde yaşadı ve bir kahvenin çınarı altında gah nargile çekti, gah uyukladı.
Çerkez Hasan Bey'in ablası Neşerek Kadınefendi, Sultan Abdülaziz Han'ın hanımı idi. Padişah tahttan indirildiği gün Dolmabahçe Sarayı'ndan Topkapı Sarayı'na nakledilirken mücevher sakladığı şüphesiyle omuzundaki şal, Hüseyin Avni Paşa tarafından çekilip alınarak hakârete uğramıştı. Kadınefendi, omuzları açık bir şekilde Boğaz'dan getirilmiş ve hastalanmıştı. Sultan Abdülaziz Han'ın vefatı üzerine ise şok geçirerek 11 Haziran 1876 günü vefat etmiş idi...
Tâvûs-ul-Haremeyn hazretleri Mekke'de yaşamış evliyadandır. Gençliğinde, zengin birinin Habeşi kölesi idi. "Ebü'l-Hayr Habeşi" diye meşhur olmuştur. Efendisi onu âzâd edince, oradan ayrıldı. Mekke'ye yerleşip, altmış sene orada ikâmet etti. 383 (m. 993) yılında Güney İran'da Ebrikûh'ta vefât edip, oraya defnedildi.
Evliyânın büyüklerinden olan Abdüsselâm bin Meşiş, Hazret-i Hasan'ın soyundandır. Bu sebeple kendisine "Haseni" denmiştir. Doğum târihi bilinmemektedir. 1228 (H. 625) senesinde vefat etti...
Abdüsselâm bin Meşiş hazretlerinde, henüz yedi yaşında iken mânevi hâller görülmesinden sonra kendini ilme ve ibâdete verdi. On altı yıl dolaştı. Bu sırada bir mağarada kalırken, yanına, evliyâdan Abdurrahmân bin Zeyyât geldi. Yedi yaşından beri mânevi terbiyesi ile meşgûl olduğunu, kavuştuğu hâlleri tek tek söyleyince ona intisâb etti, bağlanıp talebe oldu. Evliyâlıkta yüksek derecelere kavuştu.
Fakih Îsâ bin Muhammed şöyle anlatır:
Uzak bir diyârda idim. Abdullah el-Ayderûs'u açıkça bulunduğum yerde görmeyi temenni etmiştim. Mescide gittim. Oraya bir dilenci ve yanında birisi gelip benden bir şey istedi. Bir şey vermedim. Oradan ayrılıp başka yere gittim. O dilenci ve yanındaki kişi benim arkamdan geldi. Sonra yine yanıma yaklaşarak benden bir şeyler istedi. Yine yüz vermedim. Bunun üzerine o dilenci ve yanındaki ayrılıp gitti. Bir müddet sonra ben, Abdullah el-Ayderûs'un bulunduğu yere döndüm. Şeyh Abdullah'ın yanına giderek; "Ben sizi gittiğim yerde alenen görmeyi temenni ettim. Lâkin bu isteğim hâsıl olmadı." dedim. Bunun üzerine Ebû Muhammed el-Ayderûs ; "Sana aleni görünmem hâsıl oldu. Falan gün duhâ vaktinde sen falan mescidde idin. Senin yanına bir dilenci geldi. Yanında birisi de vardı. Senden bir şeyler istediler. Onlara bir şey vermedin. Sonra kalkıp bir yere gittin. Onlar da seni tâkib etti ve yine bir şeyler istediler. Yine yüz vermedin. İşte o dilencinin yanındaki ben idim. Ben, senin yanına o kılıkla gelmiştim." dedi. Ben; "Efendim! Sizin dedikleriniz doğrudur. Fakat o size fazla benzemiyordu." deyince, Şeyh Abdullah da; "Eğer ben bu hâlimle senin yanına gelse idim, sen beni tanır ve insanlara haber verirdin." buyurdu.