Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.566.757
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Kızı Hundi Fatıma Sultan'ın Emirsultan ile nikâh haberi Edirne'ye ulaşınca, Yıldırım Bâyezid, Kapıkulu askerlerinden kırk askeri Süleymân Paşanın emrine vererek, Emir Sultan'ın ve Hundi Hâtun'un başlarını getirmesi için Bursa'ya gönderdi. Süleymân Paşa Bursa'ya gelince, Vâlide Sultandan onları istedi. Vâlide Sultan vermeyince, kırk asker, Vâlide Sultan'ın sarayına saldırdı. Vâlide Sultan, onların bu saldırısından korktu. Emir Sultan onun bu hâlini görünce, ona; "Bu dehşet ve korkunuz nedir? Allah aşkına söyleyin." dedi. Sonra Vâlide Sultan'a "Şu yayı alın ve oku gerin. Ben bakayım siz atın." dedi. Vâlide Sultan; "Ben ok atamam." deyince, Emir Sultan; "Siz oku takın, o kendiliğinden gider." dedi. Bunun üzerine Vâlide Sultan, pencereden askerlere karşı oku kirişe koyup, bıraktı. Yeşil ok, parlayarak gidip kırkına saplandı. Askerler derhâl kaçtılar. Vâlide Sultan; "Yâ Emir Sultan! Niye oku sen atmadın da bize attırdın?" diye sorunca, Emir Sultan; "Eğer oku biz atmış olsaydık, hem o askerlerin, hem de Osmanoğullarının nesilleri helâk olurdu. Onun için bu işi size yaptırdık." dedi
Tarihimizdeki en büyük felaketlerden biri de Balkan savaşıdır. Balkanlarda Osmanlı devleti aleyhine kurulan ittifakı haber almasına rağmen, iktidardaki İttihad ve Terakki hükûmeti, Trakya'daki birlikleri, orduda yeni bir teşkilatlanma bahanesiyle terhis etmiş, sadece subay kadrosu kalmıştı. Bunu fırsat bilen Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ 8 Eylül 1912'de Osmanlı devletinin Balkanlarda son kalan topraklarına saldırdılar. Devlet alelacele seferberlik ilan etti ise de hızlı davranan Bulgar ordusu bir ay içinde Lüleburgaz'a kadar ilerledi. Edirne kahramanca direniyordu. Şükrü Paşa her türlü zorluğa rağmen Bulgarlara şehri teslim etmedi.
Seyyid Ahmed Tahtâvi hazretleri Hanefi fıkıh âlimidir. Mehmed Emin Tokâdi hazretlerinin soyundandır. Babası Mısır'da görevli bir Osmanlı müderrisi idi. 1231 (m. 1816)'da Mısır'da vefat etti. Kendi adıyla meşhur olan fıkıh kitabında şöyle buyurmaktadır:
Abdullah ibni Vehb, küçük yaşta ilim tahsiline başladı. İlim öğrendiği hocalarının sayısı üç yüz yetmiş civarındadır. Bunların en meşhurları İmâm-ı Mâlik, Havye bin Şüreyh, Said bin Ebi Eyyûb, Leys bin Sa'd, Süleymân bin Bilâl, İbn-i Cüreyc, Süfyân-ı Sevri ve Süfyân bin Uyeyne hazretleri gibi büyüklerdir. İmâm-ı Mâlik hazretlerinin derslerinde kemâle gelip olgunlaştı. İmâm-ı Mâlik hazretleri, Abdullah bin Vehb'e yazdığı mektuplarda; "Mısır'ın fakihi (fıkıh âlimi) Ebû Muhammed Müfti" diye hitâb ederdi.
Ebû Hâmid Mervezi hazretleri Hadis ve fıkıh âlimlerindendir. Hadis ilminde hafız derecesinde olup, yüz bin hadis-i şerifi senetleriyle birlikte ezbere bilirdi. Türkmenistan'da Merv şehrinde doğdu ve 376 (m. 986) senesinde aynı yerde vefât etti. Rivâyet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
Günlerden bir gün, yıllardan bir yıl, bir padişahın ganimet malından eline çok güzel ve tarif edilmez bir kumaş geçer. Terzi başını çağırtıp o kumaşı eline verir. Terzi başı kumaşı görünce aklı başından gider. Ve sanki hasta olur. Padişaha kaftan kesmek için yaklaşıp evvela tahmin için eline arşın alır: -Sultanım, üstatlar, "bin ölç bir kes, ölçmeden kumaşa el vurmasın hiç kes (kimse) demişler", der. -Sultanım, bu kumaş kaftan olmaya el vermez, diye söyler. Dörtte bir, çeyrek daha gerekir ki, hazret-i sultana layık bir kaftan olsun. Padişah çaresiz: -Biraz dursun, der ve buna uygun parça bulunması için şehir ve vilayet aransın, diye emreder. Her ne kadar şehir baştan başa aranır ve memleket boydan boya taranırsa da ona münasip kumaş ve o beze uyar bir yoldaş bulunamaz. Padişah çaresiz kalıp bir başka terziyi davet eder: -Şu güzel kumaştan bana iyi bir elbise yapıver, diye söyler.