Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.545.006
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
1877 yılı Kasım ayının 7'sini 8'ine baðlayan gece, civarda bulunan iki Ermeni köyünden gizlice harekete geçen kalabalık bir çete, sinsi sinsi yaklaþıp Erzurum'un meþhur Aziziye Tabyası'na girmeyi baþarmıþtı. Türk-Rus harbinin kanlı ve karanlık günleriydi; tabyayı savunan bir avuç Türk askeri derin uykuda idi. Yataklarında bastırıldılar ve uykuda kılıçtan geçirildiler kahpece. Ve arkadan gelen Rus kuvvetleri de hiç bir mukavemet görmeksizin Aziziye Tabyası'na yerleþtiler.Bu kahpe baskından yaralı olarak kurtulan bir asker, koþa koþa Erzurum'a varıp kara haberi yetiþtirdi. Minarelerden sabah ezânı yerine "Moskof Aziziye'ye girdi!" sesleri yükselmeye baþladı.
Kânûni Sultan Süleymân Hanın, Barbaros Hayreddin Paşayı İstanbul'a dâvetinde, onunla beraber gelen reislerin arasında Sâlih Reis de vardı. Sultanın huzûruna Hayreddin Paşa ile berâber kabul edildi ve deniz albayı rütbesi verildi. Sonra bahriye sancakbeyliğine (tümamiral) terfi etti. Akdeniz'de korsan gemilerine diğer reislerle berâber göz açtırmayan Sâlih Reis, 1540'ta Korsika'nın bir limanında âni baskın neticesinde Turgut Reisle berâber esir düşüp forsaya vuruldu. Akdeniz'in kendilerine dar geldiği bu korkusuz denizciler üç yıla yakın eziyet ve sıkıntılar içinde kürek çektiler.
Ebû Bekr bin Mes'ûd Alâüddin-i Şâşi (Kâşâni) Türkistân'da Kâşân'da tevellüd, 587 [m. 1191] senesinde Haleb'de vefât etti. Hocası Alâüddin Muhammed bin Ahmed Semerkandi'nin, (Tuhfe-tül-fükahâ) fıkh kitâbını şerh ederek (Bedâyı-us-sanâyı' fi-tertib-iş-şerâyı') adını vermiştir. Bu kitâbı 328 [m. 1910] senesinde Mısır'da basılmıştır.
Kâşâni hazretleri, burada birçok âlimden, bilhassa Alâüddin Semerkandi'den fıkıh tahsil etti. Sonra da hocasının kızı Fatıma-i Fakihe ile evlenerek o büyük zatın damadı oldu.
Ma'rûf-ı Kerhi hazretleri büyük velilerdendir. Bağdât'ın Kerh beldesinde doğdu. 815 (H.200) senesinde Bağdat'ta vefât etti. Dâvûd-i Tâi hazretlerinden feyiz almış olup, Sırriyi Sekâti de, Ma'rûf-ı Kerhi'den ders ve feyiz alarak yetişti. Kerâmet ve menkıbeleri çoktur.
Meşhur tarihçi, siyasetçi ve sosyoloji âlimi İbn-i Haldun (1332-1406) anlatıyor: Mağrib (Kuzey Afrika) memleketlerinden Zağbe'de Arif bin Yahya isminde biri yaşardı. Bu adam feraset sahibiydi. Şaşkınlık uyandıran önsezileri vardı...
Fakir bir genç, padişahın kızına aşık olmuş. Bu ümitsiz sevdasını gidip o beldenin meşhur dervişine anlatarak yardım dilemiş. Derviş: "Evlâdım, şehrin girişinde tam yol ağzında otur, kim ne derse desin sadece 'Allah' diye cevap ver." demiş. Fakir genç, denileni yapmış. Günlerce, aylarca şehrin girişinde başka hiçbir kelime konuşmadan "Allah" demiş. Derviş, yiyeceğini, içeceğini her gün getiriyormuş. Zamanla "Allah" diyen genç halk arasında meşhur olmaya başlamış. Nihayet bir gün padişah da genci merak etmiş. Dervişten, genç hakkında bilgi istemiş. Derviş, gencin devrin büyüklerinden olduğunu söylemiş. Padişah, kalkıp genci ziyarete gitmiş. "Kimsin? Derdin ne? Ne istersin?" demiş ise de, genç, padişaha karşı da "Allah" demekten vazgeçmemiş. Başka tek kelime konuşmamış. Derviş akşam gencin yanına gelmiş. "Padişah sana "Kızımı vereyim" diyene kadar, sen ondan sakın ola ki bir istekte bulunma!" diye tembihte bulunmuş. Nihayet bir gün padişah gelip: "Ne istiyorsun, istiyorsan seni kızımla evlendireyim." deyince, genç, dervişin şaşkın bakışları altında "Yok" demiş. Artık onu da istemiyorum. Ben başka birisinin hatırı için Allah dedim, Allah devrin padişahını ayağıma getirip, benim gibi miskin bir gence kendi kızını teklif ettirdi. Eğer Onun hatırı için Allah deseydim kim bilir ne olurdu? Ben bundan böyle Ondan başkasını anmıyor, ondan başkasını istemiyorum.