Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.568.198
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Babası Üçüncü Murâd Hanın vefatından on bir gün sonra 17 Ocak 1595 târihinde Manisa'dan İstanbul'a gelip, sultan ilân edildi. İlk icrââtı, devlet ve saltanatın emniyetini kuvvetlendirip, tâyinlerde bulunmak oldu. Ulemâdan Sadeddin Efendiyi hocalığına, Ferhad Paşayı Sadrâzamlığa, Halil Paşayı da Kaptan-ı deryalığa tâyin etti. 1593'ten beri devam eden Avusturya harpleri esnasında, papa Sekizinci Clément'in teşvik ve propagandalarıyla, ahâlisi Hıristiyan olan Osmanlı Devletine tâbi Erdel, Eflâk ve Boğdan Voyvodalıkları Türklere karşı isyân ettiler. Sadrâzam Ferhâd Paşa, Eflak Seferi için Serdâr-ı ekrem tâyin edildi. 14 Mayıs 1595'te Eflak ve Boğdan'ın imtiyazlı prenslik statüsü kaldırılıp vilâyet hâline getirilerek, vâliler tâyin edildi.
Sultan Abdülhamid Han geleceği okuyordu: "Gazetelerin saltanat ve hilafete bu kadar tecavüzlerine bakılırsa, ne padişahlık ne de hilafet kalacak. Ben hatemü'l-mülük olacağım." Osmanlı ülkesinde, "hürriyet havaları"nın estiği böyle bir ortamda, Rumlar, özellikle de Ermeniler, çoğunlukta olduğu yerlerde, ticari yönden etkin oldukları ve "matbuat" da onların tekelinde olduğu yerlerde karmaşa ve isyanların önü-arkası kesilmiyordu.
Mus'ab bin Umeyr "radıyallahü anh", Uhud Savaşında muhâcirlerin sancağını taşıyordu. O gün İbni Kamie onu Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" zannetti ve bir kılıç darbesiyle sağ kolunu kesip düşürdü. Mus'ab bin Umeyr sancağı sol eliyle tutup, meâl-i şerifi (Muhammed "aleyhisselâm" ancak bir peygamberdir...) olan [Âl-i İmrân sûresinin 144'üncü] âyet-i kerimesini okudu...
Gâlib Vasfî Efendi Anadolu velilerinden olup, Uşşâkiyye yolu büyüklerinden Abdullah Salâhaddîn Efendi’nin halifesi Şeyh Muhammed Zühdî Efendi’nin oğludur. 1733 (H.1146) senesinde Nazilli'de doğdu. 1801 (H.1216) senesinde aynı yerde vefat etti. Kabri Nazilli'dedir. Sohbetlerinde büyüklerden naklen şöyle buyurdu:
Ankara'nın Zülfazl (günümüzde Solfasol deniyor) köyünden çok temiz, çok saf bir genç, askere gidiyormuş. Babasından kalma bir kaç altını, anasından kalma birkaç mücevheri varmış. Delikanlının derdi asker dönüşü evlenmek; servetini içine koyduğu küçük sandığını emanet edeceği, güvenip, bırakacağı kimseciği de yok. Düşünüyor, tasınıyor, acaba ne yapsam, diye sızlanıyor... Derken, bir gece rüyasında Hacı Bayram'ı görmez mi? "A! be Selim cik, ne düşünüp duruyorsun getir sandığını, bana bırak!" diyor. Selim oğlan, ertesi günü, sevine sevine Ankara'ya geliyor, doğru türbedarın önüne dikiliyor, hal, keyfiyet böyle, böyle... diye meseleyi anlatıyor. Türbedar da uyanıklardanmış, gece o da haberini almışmış. Getiriyorlar sandığı, Hazretin başucuna bırakıyorlar. Sandık deyince, öyle koca bir şey sanılmasın, ancak bir çanta kadar.