Tasavvuf Ehli, Aynı Toprak Gibidir
Seyyid Nûbânî hazretleri son devir Osmanlı evliyasındandır. 1904 (H.1322) senesi Kudüs yakınındaki Mezra köyünde vefât etti. Yûsuf Nebhânî eserlerinde ondan sıkça bahseder.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.095.505
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Seyyid Nûbânî hazretleri son devir Osmanlı evliyasındandır. 1904 (H.1322) senesi Kudüs yakınındaki Mezra köyünde vefât etti. Yûsuf Nebhânî eserlerinde ondan sıkça bahseder.
Sultan Abdülhamid Han devri devlet adamlarından olan tarihçi Ahmed Cevdet Paşa Paşa, Çerkes Hasan Bey'in yakalanıp karakola götürülmesinden sonra verdiği ifadesini şöyle anlatır:"Bugün hanemden çıkarak Bâb-ı Seraskeriye geldim. Beni kumandan paşanın yanına götürdüler ve memur olduğum altıncı orduya göndermek üzere karakol altına aldılar. Akşam üstü Daru'ş-şura-yı Askeri reisi Redif paşa beni çağırub: "Bağdad'a gitmedin mi, neden gitmiyorsun ve serkeşsin" diyerek tekdir etdikden sonra ben dahi: "Eğer yarın gitmez isem tard edin, ne yaparsanız yapın" dedim. Bunun üzerine:"Kumandan paşayı te'min eyler" dedi. Tekrar kumandan paşanın yanına gidüb:
Zamânını, din, edebiyât ve tıb kitaplarını okuyarak kendisini yetiştirmekle geçiren Üçüncü Osman, 13 Aralık 1754 târihinde ağabeyi Birinci Mahmûd Hanın vefâtı üzerine sultan oldu.Sultan Üçüncü Osman, 2 Ocak 1755'te Eyüp Câmiinde kılıç kuşandı. O devre kadar, yeni pâdişâh tahta çıktığı zaman mukâtaa, timar ve zeâmet sâhiplerinin beratları yenilene rek bir cülûsiye vergisi alınırdı. Hazine dolu olduğu için, Sultan Osman bu vergiyi affetti. Ayrıca emeklilere de cülûs bahşişi dağıttı. Sultan Üçüncü Osman'ın tahta çıktığı 1755 kışı çok şiddetli geçti. Haliç dondu ve deniz yol oldu.Osman Hanın saltanatı huzur ve sükûnla başladı. Belgrad Muâhedeleriyle başlayan sulh dönemi devâm etti. Rus sınırındaki bâzı olaylar, Rusya ile bir ihtilâfa yol açacak gibi göründü ise de, iki tarafta da sulh bozulmadı. Hudutlarda bâzı ayaklanmalar oldu. Mısır'da Memlûkler başkaldırdılarsa da olaylar kısa sürede bastırıldı.
İbrâhim Zâhid-i Geylânî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Âzerbaycan'da Geylân’da Siyâverû isimli köyde doğdu. Zâhirî ilimlerde tahsîlini tamamlamak üzere İran’da Şîrâz'a gitti. Orada zâhirî ilimleri ikmâl ettikten sonra, Sa'dî-i Şîrâzî hazretlerinin huzûruna vardı. Onun sohbetleri bereketi ile üstün derecelere kavuştu. Sonra Sâ'dî-i Şîrâzî hazretleri onu Lâhicân'da Seyyid Cemâleddîn-i Ezherî’ye gönderdi. Onun sohbetlerine de devam ederek kemâle geldi. Evliyânın büyüklerinden oldu. 1305 (H.705) senesinde Geylân’da Lenger-i Künân denilen yerde vefât etti. Bir talebesine buyurdu ki:
Sertarikzâde Mehmed Emin Efendi, Nûreddin Cerrâhi hazretlerinin halifelerindendir. Şeyh Abdullah-ı Sivâsi hazretlerinin de oğludur. 1687 yılında doğdu. Çeşitli hocalardan ders aldıktan sonra Nûreddin Cerrâhi hazretleri vâsıtasıyla yüksek derecelere kavuştu. Hocasının izni ile Eyüp Nişancası'nda kurduğu Sertarikzâde dergâhının şeyhliği yanında Fâtih Medreselerinde müderrislik yaptı. 1761 yılında vefât etti. Kabri Eyüp Nişancası'ndaki dergâhındadır...
Bir hükümdarın pek çok cariyeleri vardı. İçlerinde pek güzel dilberler bulunmasına rağmen, siyah bir cariyeye daha fazla alaka ve sevgi gösterirdi. Diğerlerinin bunu çekemediğini fark eden padişah, bir gün kendilerine üzeri mücevheratla süsülü birer kristal bardak vermişti. Manevi değeri yanında maddi kıymeti de pek yüksek olan bu bardakları ellerinde tutan cariyeler, hayranlıkla bakarlarken padişah:
- Herkes elindeki bardağı yere vurup kırsın, demişti. Güzel cariyeler hediyelerini sinelerine bastırarak:
- Efendimizin bu kadar değerli bir hediyesini nasıl kırabiliriz! dediler. Siyah cariye ise padişahın emrini, hiç tereddüt etmeden ve vakit kaybetmeden der'akab yerine getirdi. Barfdak yere çarpılmış ve param parça olmuştu. Padişah siyah cariyeye hitaben: - Diğer cariyelerim bu kadar kıymetli bardağı kıramadıkları halde sen neden kırdın? dedi. Siyah cariyenin verdiği cevap ise çok takdire şayandı:
- Bana efendimin kalbi lazım, kadehin ne kıymeti olabilir. Yeterk ki onun kalbi kırılmasın!
Hükümdar, bu cevabın içerisinde diğerlerine gereken dersi vermiş bulunuyordu. Yüzü güze fakat özü çirkin bir kadın, kocasının kalbini kırmaya devam ettikçe, kalbte açtığı yaraya güzellik olamaz