İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.652.945
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Bir gün Sultan Birinci Ahmed Han rüyâsında; "Avusturya Kralı ile güreş tuttuğunu, fakat kendisinin arka üstü yere düştüğünü" görmüştü. Zâhiren bakıldığında rüyâ çok korkunç idi. Sabahleyin, derhal huzûra getirilen âlimler ve rüyâ tâbircilerinden hiçbiri bu rüyâyı, Pâdişâhı tatmin edecek şekilde tâbir edemedi. Nihâyet Üsküdar'da bulunan Aziz Mahmûd Hüdâyi'nin, bu rüyâyı tâbir edebileceğini arz ettiler. Pâdişâh Birinci Ahmed bir mektup yazarak, yakınlarından biriyle gönderdi ve tâbir edilmesini ricâ etti. Haberci, mektubu alıp süratle Üsküdar'a geçti. Aziz Mahmûd Hüdâyi'nin kapısını çaldığında, onun içerden elinde bir zarf ile kapıya çıktığını gördü. Habercinin getirdiği mektubu alırken, kendi elindeki mektubu da Pâdişâha verilmek üzere verdi ve; Sultânımızın gönderdiği mektûbun cevâbıdır." buyurdu. Mektubu şaşkınlık içinde alan haberci, derhal mektubu sultâna götürdü ve gördüklerini anlattı. Sultan Birinci Ahmed Hanın gönderdiği mektup, daha açılıp okunmadan cevâbı gönderilmişti.Sultan AhmedHan, gönderilen bu mektubu heyecanla okudu. Deniyordu ki: "Allahü teâlâ insan vücûdunda arkayı, cansız mahlûklar da ise toprağı, en kuvvetli olarak yarattı. İnsan ile toprağın birbirlerine değmesi, bu iki kuvvetin bir araya gelmesi demektir. Böylece, Pâdişâhımızın arka üstü yere yatması ile bu iki kuvvet birleşmiştir. Dolayısıyla bu rüyâdan İslâmın temsilcisi olan pâdişâhımızın, küffâra karşı zafer kazanacağı anlaşıldı." Pâdişâh bu tâbiri pek beğendi ve; "İşte gördü ğüm rüyânın tâbiri budur." dedi. Derhal Aziz Mahmûd Hüdâyi hazretlerine bin altın gönderdi.
Yunan Prensi Yorgi, Başkumandan sıfatıyla, melanetlerine hız vermek için Yenişehir e gelmişti. Şehir varoşlarına hakim bulunan av köşkünün salonunda perdeleri sonuna kadar açık, gayet yüksek ve geniş pencerenin önünde duruyordu. Ellerini arkasında kavuşturmuş, ileride, uzakta ve aşağılarda, şehirden çıkıp tepelerin arasında kaybolan yola dikkatle bakı yordu. Arkasında bekleyen yaverinin yüzüne bakmadan:-Mükemmel!...diye konuştu. İşte yolun nihayetinde son müfrezeler de kaybolmak üzereler. Askerimize giydirilen kıyafet tam istediğim gibi. Eşkıyadan farkları yok. -Evet Ekselans. Bu çok güzel düşünülmüş bir plan. Kahraman askerlerimiz, bu eşkıya kıyafetleriyle Müslüman köylerini basıp, çoluk çocuk katletmeye, soyguna işkenceye başlayın ca, Osmanlı hükûmeti her şeye rağmen harekete geçmek mecburiyetinde kalacak. Eşkıya kı yafetindeki yiğit askerlerimizi takibe ve kovalamaya başlayacak. O zaman, her zamanki gibi Osmanlılar, Yunan tebeayı katlediyor...soykırıma başladı diye yaygara koparıp bütün Avru pa'yı ayaklandıracağız. Osmanlılarla aramızda bir savaş çıktı mı, ilk durağımız İstanbul olur.
Saçaklı Şeyh hazretleri, Gaziantep velilerinden olup, asıl ismi Ebûbekir'dir. Maraş'ta doğdu. Doğum târihi belli değildir. İlk tahsilini doğduğu yerde yaptı. Şeyh Abdülgani Nablüsi'den hadis, tefsir ve tasavvuf ilmi öğrendi ve icâzet aldı. Tahsilini tamamladıktan sonra memleketine döndü ve talebe yetiştirmeye başladı. Antep ile Maraş arasındaki bir yolculuğu sırasında 1732 (H.1145) senesinde vefât etti. Her iki şehir halkı arasında cenâzenin kendi şehirlerine defnedilmesi husûsunda ihtilaf çıktı. İşin uzamaması için bir hakem tâyin edildi. Hakem; "Cenâze hangi şehre yakınsa oraya defnedilmesi uygundur" deyince, cenâzenin her iki şehre olan uzaklığı ölçüldü. Antep'e daha yakın olduğu anlaşılınca, Antep mezarlığına defnedildi.
Saçaklı Şeyh hazretleri, vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Molla Resûl Arvâsi hazretleri, Van evliyasındandır. Soyu Peygamber efendimize ulaşır. Zamânında ilim ve irfân beldesi olan Van'ın Müküs kasabasının Arvas köyünde yaşadı. Doğum târihi bilinmemektedir.
Molla Resûl Arvâsi hazretleri çok âlim yetiştirdi. Talebelerinden daha sonra evliyânın büyüklerinden Seyyid Fehim hazretlerine hocalık yapacak olan Molla Resûl Sıbki, Molla Yahyâ Muziri, Molla Halil Si'ridi, Molla Fakih Tayran gibi büyük zâtlar yetişti. Bunları insanları irşâd için çeşitli yerlere gönderdi. Molla Resûl hazretlerinin küçük birâderi olan Seyyid Sıbgatullah Arvâsi hazretleri de yüksek ilim ve mârifet sâhibi bir zât olup, Seyyid Tâhâ-i Hakkâri ve Seyyid Salih hazretlerinin halifesi idi.
Molla Resûl Arvâsi hazretleri on dokuzuncu yüzyılın başında vefât etti. Arvas'ta medfûndur. Vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Resûl bin Ahmed Türkmânî hazretleri Hanefî mezhebi fıkıh ve hadîs âlimidir. Tire'de doğdu. İlim tahsili için Kâhire’ye giderek âlimlerin sohbetlerinde bulunup onlardan ilim öğrendi. Başta fıkıh ve hadîs olmak üzere, çeşitli ilimlerde yükselip, zamanında bulunan Hanefî mezhebindeki âlimlerin en üstünlerinden oldu. Kendisine birçok defa kadı olması teklif edildi ise de, bu vazîfeyi kabul etmemekte ısrar etti ve; “Bu kadılık vazîfesi öyle bir iştir ki, bu vazîfeyi yapabilmek için geniş ilim sahibi olmak yetmez. Ayrıca kadılığa âit ıstılâhları bilmek, bu husûsta tecrübe ve mahâret sahibi olmak da lâzımdır” buyurdu...
İmam Yafii hazretleri, Ravzu'r-Reyahin kitabında şöyle nakleder:Malik bin Dinar Hazretleri anlatıyor:
Basra'da küçük bir grubun bir cenazeyi taşıdığını gördüm. Cenazeyi uğurlayan başka kimse de yoktu. Neden cenazeye katılım olmadığını sordum. Dediler ki:
- Bu adam büyük günahkâr, asi ve ömrünü boşa harcamış biriydi. Ben de cenazenin namazını kıldım ve kabrine indirdim. Sonra bir gölgeliğe çekildim. Uyuyakalmışım.