Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.567.745
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
1569 Haziran ayında İskenderiye yakınlarında Nil teknelerinin yolunu kesen Venedik korsanlarının Müslümanları esir alıp Kıbrıs'ta satmaları olayına çok hiddetlenen Selim Han, derhâl Venedik'e bir elçi göndererek Kıbrıs'ın Osmanlı Devletine terkini istedi. Bu isteğin Venedik tarafından reddi üzerine sefer hazırlıklarına başlandı.Aslında Kıbrıs'ın Osmanlı Devletince fethini mecbûri kılan birçok sebep vardı. Osmanlı Devletini, hâkimiyeti altındaki Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerine ulaştıran kara yollarının, uzun, yorucu ve yetersiz olmasına karşılık, Kıbrıs üzerinden bu ülkelere her türlü lojistik destekler daha çabuk, rahat ve ekonomik olarak ulaştırılabilirdi. Ancak Kıbrıs'ın, büyük deniz gücüne sâhip Venedik Cumhûriyetinin elinde bulunması bu imkânı ortadan kaldırmaktaydı. Ayrıca Kıbrıs veya yakınlarından geçen Osmanlı ticâret ve hacıları taşıyan yolcu gemileri, Akdeniz'de Hıristiyan korsanları tarafından vurularak soyuluyor, Venedik de bu korsanları himâye ediyordu.İkinci Selim Han, hazırlıkları bitirdikten sonra, Kıbrıs serdârlığına Lala Mustafa Paşa yı tâyin etti ve 15 Mayıs 1570'te donanma İstanbul'dan ayrıldı. Lala Mustafa Paşa, bütün Avrupa devletlerinin Venedik'e yardım etmelerine rağmen, şiddetli çarpışmalar sonunda 8 Eylül 1570'te Lefkoşe'yi 1 Ağustos 1571'de de Magosa'yı alarak Kıbrıs'ın fethini tamamladı.
1459'da Sırbistan Seferine çıkan Mahmûd Paşa, Resav, Kuruca, Ostcoviça ve Durnik kalelerini zaptetti. Daha sonra Fâtih'le birlikte İkinci Mora Seferine çıkarak Mistora'nın fethi ni gerçekleştirdi. 1460'ta yine Fâtih'in maiyetinde Amasra, Sinop ve Trabzon seferlerine iştirak ederek büyük muvaffakiyet gösterdi. 1462'de Eflak Seferinde, Midilli Fethinde ve Bosna Kralının teslim olmasında önemli hizmetlerde bulundu. Macar Kralı Hunyadi Yanuş'un Bosna' ya hücumu üzerine, 1464'te sefere çıktı. Vezir-i âzam Mahmûd Paşanın Bosna'ya gelmesiyle Macarlar kaçtı. Pekçok ganimet ve esirin ele geçmesini sağladı. Mahmûd Paşa, 1466'da kaptan-ı deryâ vazifesiyle Gelibolu sancağına tâyin edildi. 1470'te üç yüz gemi ile Eğriboz Adasının fethinde bulundu. 1472'de tekrar vezir-i âzamlık makâmına getirilen Mahmûd Paşa, 1473'te Akkoyunlu Uzun Hasan ile yapılan Otlukbeli Muhârebesinden önce, ileri harekâtta bulunmakla vazifelendirildi. Fâtih'in Otlukbeli Zaferinden sonra İstanbul'a dönmesiyle vezirlikten alınan Mahmûd Paşa, Filibe civârında imâr ettirdiği Hasköy'e yerleşti. 1474'te vefât etti.
Ebû Hasan bin Ebû Verd hazretleri evliyanın büyüklerindendir. Bağdât'ta doğup, büyümüş ve orada yetişmiştir. Mîlâdî dokuzuncu asrın ikinci yarısında vefât ettiği tahmin edilmektedir. Cüneyd-i Bağdâdî'nin yakınlarından olup, onun, Sırrî-yi Sekatî'nin, Hâris-i Muhâsibî'nin, Bişr-i Hafî'nin ve Ebü'l-Feth el-Hammâl'in sohbetinde bulunmuş, tasavvufta yetişip, yükselmiştir. Buyurdu ki:
Diyarbakırlı Mehmed Said Paşa Osmanlı edib ve valilerinden hakim ve fâzıl bir zâttır. 1832 (H. 1247)'de doğdu. Mülkiye tahsilinden sonra Elazığ, Maraş, Mardin, Siirt ve Muş valilikleri (mutasarrıflık) yaptı. Sultan 2. Abdülhamid Han kendisini tekrar Muş, sonra Mardin valiliğine getirdi. 1890'da (H. 1307) Mardin'de vefat etti. Mizân'ül Edeb, Divançe-i Es'ar, Nuhbet'ül Emsal ve daha birçok eseri vardır. En meşhur olan bir şiiri şöyledir:
Çerkez Halil Efendi 136. Osmanlı Şeyhülislâmıdır. Medrese tahsilini tamamlayıp müderrislik, İstanbul Kadılığı, Anadolu ve Rumeli Kadıaskerlikleri yaptıktan sonra Şeyhülislâmlık makamına getirildi. Bir yıl yedi ay sonra Sadrazam Halet Efendi tarafından azledilerek önce Bursa, sonra Afyon'da ikamete memur edildi. 1236 (m. 1821)'de orada vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Vaktiyle, bir derviş bir Ramazan akşamı iftara davetliydi. Derviş, yatsıya yakın, evine döndü ve karısından mümkünse kendisi için sofra hazırlamasını istedi. Karısı:"Sen davette değil miydin? Ne yemeği?" deyince, derviş:"Sorma" dedi. "Çok yersem, arkamdan 'Halis derviş değilmiş' diye konuşmalarından korktum, pek birşey yiyemedim." Bunun üzerine, karısı:"Tamam" dedi. "Sen şu akşam namazını kıl da, ben o arada sofrayı hazırlayayım." Derviş:"Ama" dedi, "ben akşam namazını orada kılmıştım."Karısı cevap verdi:"Sen arkamdan kötü konuşurlar diye pek yemek yiyemediğine göre, arkamdan iyi konuşsunlar diye de namazı uzatmışsındır" dedi. "Hadi, akşam namazını bir daha kılıver de, o arada sofrayı hazır edeyim."Rivayet edilir ki, hanımının bu ikazından sonra dervişin aklı başına geldi ve riya derdinden kurtulup halis bir derviş oldu.