Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.668.035
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Sultan İkinci Selim Hân'ın iki oğlundan biri olan Şehzâde Murâd, Manisa'da vâli idi. Şehzâde Murâd, Hüsâmeddin-i Uşâki hazretlerine, kendisinin sultân olup olmayacağını anla mak üzere, bir mektupla hizmetçisini Uşak'a gönderdi. Uşak'a varan haberci, doğruca Hüsâmeddin-i Uşâki'ye giderek, huzura kabûl edilmesini ricâ etti. Huzûra kabûl edilen haber ci, daha mektubu Hüsâmeddin-i Uşâki hazretlerine vermeden ve ziyâreti hakkında bir şey söylemeden, Uşâki hazretleri ona; "Git! Şehzâdeye söyle! Hemen İstanbul'a hareket etsin. Filan gün saltanat tahtına oturacaktır." dedi. Haberci, hemen Manisa'ya dönerek müjdeyi Şehzâde'ye bildirdi. Şehzâde Murâd, vakit geçirmeden İstanbul'a hareket etti. Balıkesir'e geldiğinde, Vezir-i âzam Sokullu Mehmed Paşa'nın gönderdiği elçilerle karşılaştı. Elçiler, Sadrâzamın mektubunu Şehzâde'ye verdiler. Mektubu okuyan Şehzâde, bu mektuptan babası Sultan İkinci Selim'in vefât ettiğini, Sadrâzamın ölüm haberini halktan sakladığını ve kendisini tahta çıkarmak üzere dâvet ettiğini öğrendi. İstanbul'a giderek, Hüsâmeddin-i Uşâki'nin haber verdiği zamanda, Sultan Üçüncü Murâd Hân nâmıyla tahta geçti.
Sultan II. Mahmud, çocukların Kur'ân-ı Kerim öğrendikleri mektebi gezerken içlerinden bir küçük dikkatini çeker ve yaklaşarak sorar:
" Sen sınıfın kaçıncısısın?Küçük, cevap verir:
" İnsana kendini medhetmek düşmez efendim, hocama sorun. Padişah cebinden bir altın çıkarır ve küçüğe uzatır; fakat o almaz, babasının "nereden buldun?" diye kendisini sıkıştıracağını ileri sürer.
" Padişah verdi, dersin, diye akıl verince de şu karşılığı verir:
" Padişah verseydi böyle az vermezdi, der efendim!Bu defa elini cebine sokup avuç dolusu altın çıkaran hükümdar;
" Sen hakikaten sınıfın birincisiymişsin, diyerek avuç dolusu altını cüz çantasının içine boşaltmak zorunda kalır
Ebû Said Kûzegerâni hazretleri Osmanlı âlim ve velilerindendir. Tebriz yakınındaki Kûzegerân kasabasında 920'de (m. 1514) dünyaya geldi. Gençliğinde iyi bir öğrenim gören Ebû Said, Azerbaycan'ı ikinci defa fetheden Kanuni Sultan Süleyman'la birlikte İstanbul'a geldi. 980'de (m. 1572) vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Ahmed bin Handan hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Horasan’da Nişâbûr’da doğdu. Ebû Osman Hayri’nin sohbetlerinde kemale erdi, Ebû Hafs ile görüştü. Vera’ ve zühd sahibi idi. Allah korkusu, bütün benliğini kaplamıştı. Ömrünün son yirmi yılını Mekke’de geçirdi. 311 (m. 923) yılında vefât etti. Hikmetli sözler sahibi Ahmed bin Handan hazretleri buyurdu ki:
Asırlar önce ak sakallı, nurani simalı bir adam varmış. Zühd ve takvâ sahibi olan bu zat, kendi hâlinde sâkin bir hayat yaşarmış. Halkın sevip saydığı bu muhterem zâtın ilginç bir âdeti varmış. Kendisine ölüm haberi verildiğinde, hemen çoğunlukla:Yuh olsun, dermiş. Halk bunun sebebini bir türlü anlayamaz, bu muhterem kişinin bazı kimselerin ölümünden sonra, "Yuh olsun" demesinin sırrını bir türlü çözemezmiş. Ama hiç kimse, bununla ne demek istediğini sormaya cesaret edemezmiş. Mutlaka bir hikmeti olduğu nu düşünürler, böyle faziletli bir ihtiyarın mânâsız bir davranış yapmayacağına inanırlarmış.