İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.652.415
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Sene 1669. Veziriazam Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa, Girit'te aylardır alınamayan Kandiye kalesi önlerinde. Kaleyi kuşata Osmanlı askerinin mühimmat ve yiyecek ikmali, Hanya'dan gemilerle getiriliyor ve Kandiye önlerindeki Çanak limanına indiriliyordu. Vene dikliler, Osmanlı askerinin Çanak limanından ikmal yaptıklarını öğrenince 12 gemilik bir filo ile orasını abluka altına aldılar. Fazıl Ahmed Paşa, hemen Memizade Mehmed Paşa kuman dasında 12 gemiden müteşekkil bir filoyu oraya göndererek kuşatmayı kırmak istedi. Fakat bunu haber alan Venedikliler, Çanak limanına takviye olarak 20 gemi daha gönderdiler. Bun dan Memizade Mehmed Paşanın haberi yoktu ve düşman kuvvetlerini 12 gemiden ibaret zannediyordu.
Kânûni Sultan Süleymân Hânın kadıaskerlerinden Mirim Kösesi diye meşhûr olan Muhammed Efendinin hizmet ve sohbetlerinde bulunup, ilmi yüksek derecelere kavuştu. Bu sırada dünyâdan ve dünyâ makamlarından yüz çevirip, tasavvuf ehlinden Sofyalı Bâli Efendinin dergâhına gidip, ona talebe oldu. Hizmetinde ve sohbetinde uzun müddet kalıp, feyz aldı. Tasavvufta yükselip, insanları Allahü teâlânın yüce dinine dâvet etmek ve Resûlullah efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem güzel ahlâkını öğretmekle meşgûl oldu. Allahü teâlâya muhabbetinden dolayı, dünyâya hiç önem vermez oldu. Onun bu durumunu anlayamayan bâzıları pâdişâha şikâyet ettiler. Pâdişâh meselenin tahkik edilmesini emretti. Tahkikat için İstanbul'a geldi. Tahkikat sonunda berâat etti ve hakkındaki ithamlardan kurtuldu.
Edirne Müftüsü Fevzi Efendi son devir Osmanlı âlimlerindendir. 1241 (m. 1826)'da Denizli'nin Tavas ilçesinde doğdu. İlk tahsilininden sonra İzmir'de medresede okudu, icazet aldıktan sonra Edirne'de dersiamlık, sonra müftülük görevine getirildi. Bu arada Nakşibendi-Hâlidi şeyhi Ali Efendi'ye intisap etti. Emekli olunca İstanbul'a yerleşti. 1318'de (m. 1900) evinde vefat etti. Buyurdu ki:
Yatsı namazından sonra ulemâ meclisi huzurda... Yaşlı-genç hâfızlar kenarlara dizilmişlerdi. Fethin mâneviyât kardeşleri yan yana... Sultan boynunu bükmüş, bambaşka bir âlemde tefekkür diyarına uzanmıştı...
Fetih Sûresi aksediyordu dillerden gönüllere, satırlardan sadırlara... Saatler sonra dışarıda bir hareketlilik... Sessizliği yaran ihtiyar bir ses muhâfızları aştı.
Molla Zeyrek hazretleri Osmanlı âlimlerindendir. Asıl adı Mehmed olup, Hacı Bayrâm-ı Veli'den ders aldı. "Zeyrek" ismi de kendisine onun tarafından verildi. Şah Efendi'nin derslerine girerek tahsilini ilerletti. 903 (m. 1497)'de Bursa'da vefat etti. Bir dersinde zekât hakkında şunları anlattı:
Görünüşü düzeltmekle adam olunamayacağına dair, Bayezid-i Bistami hazretlerinden şu kıssa meşhurdur: Müridlerinden biri:
"Paltonuzdan bir parça verseniz de teberrüken üzerimde taşışam!…" der. Bayezid-i Bistami hazretleri cevaben:
"Oğlum, sen adam olmazsan, Bayezid'in paltosuna değil, derisini yüzüp, içine girsen fayda vermez!" buyururlar.