Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.347
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Cem Sultan meselesinin hallinden sonra, İkinci Bâyezid Han, Akdeniz'i bir Türk gölü hâline getirmek için bâzı kalelerin bir an önce fethedilmesini istiyordu. Bunun için de önce İnebahtı (Leponto)Kalesinin fethedilmesi gerekiyordu. İnebahtı'nın fethi için İstanbul ve Gelibolu'da sefer hazırlıklarına başlandı. Nihâyet Sultân İkinci Bâyezid Han karadan, Kaptan-ı deryâ Küçük Dâvûd Paşa da, 300 parçadan meydana gelen Osmanlı donanması ile 1499 yılı baharında Gelibolu'dan hareket etti. Devrin meşhur denizcilerinden Kemâl, Burak, Kara Hasan ve Herek reisler de bu donanmaya katılmışlardı. Ancak buralara sâhib olan Venedikliler de boş durmuyordu. Bütün Avrupa devletlerinden yardım alarak 160 parçadan meydana gelen kuvvetli bir filo meydana getirmişlerdi.
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır seferine çıkmadan önce, hazinede fazla para yoktu. Bu sebeple tüccardan borç para istendi. Bu sefer, Osmanlı devleti için çok kazançlı oldu ve hazine ağzına kadar altınla doldu. Mısır'ın meşhur hazineleri Yavuz'un eline geçmişti. Ordu büyük bir zaferle İstanbul'a döndü. Yavuz Sultan Selim Han, kedisini karşılamaya hazırlanan İstanbul halkının büyük tezahüratın dan hoşlanmadığı için, şehre bir gece vakti girdi. Ertesi gün defterdara, borç para alınan tüccarlara, hemen borçlarının ödenmesi emrini verdi. Hemen bütün alacaklılar gezilerek borçlar ödenmeye başladı.
Abdüllâtif Kudsi hazretleri 1384 (H.786) senesinde Kudüs'te doğdu. Babasından ve başkalarından İslâmi ilimleri okudu. Medrese tahsilini tamamladıktan sonra, Horasan'dan hac yolculuğuna giderken Kudüs'ü ziyâret eden, Zeyniyye yolunun önderi Zeynüddin-i Hâfi hazretlerinin sohbetlerine devam etti. Hac dönüşü Zeynüddin-i Hâfi hazretleri Kudüs'e uğrayıp Abdüllatif'i yanına aldı. Birlikte Horasan'a gittiler. Sonra Câm şehrine gidip evliyânın büyüklerinden Ahmed Nâmık-ı Câmi hazretlerinin sohbetinde bulundu ve olgunlaşıp kemâle geldi. Bunun üzerine Zeynüddin-i Hâfi hazretleri kendisine icâzetnâme verip irşâdla vazifelendirdi...
Ahmed Diyobendî İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî hazretlerinin, önde gelen talebelerindendir. Hindistan'da Diyobend şehrinde doğdu. İlim öğrenmek için çeşitli beldeleri dolaştı. Serhend şehrine giderek İmâm-ı Rabbânî hazretlerine talebe oldu. İhlâsı sebebiyle İmâm-ı Rabbânî'nin iltifat ve merhametine kavuştu. Sohbetlerine devâm ederek kemâle geldi. Bir süre sonra icâzet ve halîfelik aldı. O zamanlarda hocası İmâm-ı Rabbânî hazretlerine şöyle bir mektup yazdı:
Hayatizâde Halil Şeref Efendi Osmanlı âlimlerindendir. Elbistanlı Ahmed Hayati Efendi'nin oğludur. Elbistan'da 1211 (m. 1796) senesinde doğdu. 1267 (m. 1851) senesinde aynı yerde vefât etti. Halil Efendi, babasından ve Bağdat'taki âlimlerden ilim öğrendi. İlimde üstün bir dereceye yükseldi. Bağdat kadılığı yaptı. Hindli Molla Kudsi'nin Arabça olarak yazdığı, namaz vakitlerine dair "Esrâr-ül-melekût" ismindeki eserini, "Efkâr-ı Ceberrût" ismiyle geniş bir şekilde tercüme ve şerh etti. Bu kitabında şöyle yazmaktadır:
Bir köylü, mübarek bir zatın yanına geldi ve şikayete başladı:"Ne olur bana yardım edin, yoksa çıldıracağım. İki göz bir evde yaşıyoruz. Ben, karım, çocuklarım. Herkesin siniri tepesinde. Birbirimize bağırıp duruyoruz. Ev sanki bir cehenneme döndü. Bize geniş bir ev lazım, ama yapmaya gücümüz yok.""Sana söyleyeceğim şeyi yapacağına söz verir misin?" diye sordu mübarek zat."Yemin ederim, ne söylerseniz yapacağım.""Pekâla. Kaç hayvanın var?""Bir inek, dört keçi ve altı tavuk.""Onların hepsini evinize al. Bir hafta sonra yanıma yine gel."O köylü çok şaşırmıştı, ama itaat edeceğine söz vermişti bir kere. Böylece, hayvanları da ahırdan evin içine aldı. Bir hafta sonra geldiğinde perişan haldeydi. Acı ve kederle inliyordu. "Mahvolmuş durumdayız. Pislik! Koku! Gürültü! Hepimizin aklının kaçırmasına ramak kaldı!""Şimdi git ve hayvanları evden çıkar" dedi mübarek zat. Adam eve kadar hiç durmadan koştu. Ertesi gün o zatın yanına geldiğinde gözleri mutluluktan parlıyordu:"Hayat ne kadar güzel. Biz evde, hayvanlar ahırda. Evimiz, öyle sessiz, öyle temiz ve öyle geniş ki, sanki bir cennet!"