Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.648.314
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
Haziran 1680'de vezir olan Fâzıl Mustafa Paşa, 1683'te Niğbolu sancağı da verilmek sûretiyle Silistre (Özü) vâlisi ve Lehistan serdarı oldu. Lâkin veziriâzam Kara Mustafa Paşanın katli üzerine bu da gözden düşerek aynı yıl serdarlıktan azlolunup, emekli edildi. Kendisine Azaz ve Kilis sancakları arpalık olarak verildi. 1684 sonlarında Sakız muhâfızlığına gönderilen Mustafa Paşa, 1686'da Boğaz muhâfızı olup, kapıkulu ocaklarının cephede isyânı ve İstanbul'a hareketleri sırasında sadâret kaymakamlığıyle İstanbul'a dâvet olundu (1687). Bu sırada pâdi şah bulunan Sultan Dördüncü Mehmed Hana karşı orduda bir isyan hareketi meydana gelmişti. Bu isyan ateşinin önüne geçilemediğinden, ordu daha İstanbul a girmeden alınan tedbirlerle Dördüncü Mehmed Han hal edilip yerine kardeşi İkinci Süleymân Han pâdişah yapıldı.
Sultan II Abdülhamid Han, Serasker Müşir Rauf Paşa'yı seraskerlik vazifesi uhdesinde kalmak üzere, yaveri ekremilik ve fevkalade büyük elçilik payeleriyle hem Rusya 'da bazı görüşmelerde bulunmak ve hem de Gazi Osman Paşa'yı alıp İstanbul'a getirmek üzere Petersburg'a göndermiştir.Yapılan görüşmeler neticesinde Gazi Osman Paşa 'nın İstanbul'a dönmesine müsaade olunmuştur. Yolculuk esnasında mihmandarlık vazifesinde bulunmak üzere meşhur General Nemikof, Gazi Osman Paşa nın maiyetine verilmiş ve ayrıca Rus Çarı tarafından Paşa'ya, kahramanlığını takdir manasında, çifte nişan takılmıştır.Gazi osman Paşa nın gelmekte olduğunu haber alan İstanbul halkı sahile dökülerek tüm geceyi ayaküzerinde sabaha kadar geçirmeye razu omuş ve büyük bir Çoşku ile kendisini beklemeye koyulmuştur.
İbn-i Şeyh Cemâleddîn hazretleri Hanbelî mezhebi fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 628 (m. 1231) senesinde Filistin-Nablus’ta doğdu. İlim tahsili için çok memleket ve şehir dolaştı. Birçok âlimden hadîs-i şerîf dinledi ve fıkıh öğrendi. 697 (m. 1298) senesinde Şam’da vefât etti. “El-Bedr-ül-münîr fî ilm-it-ta’bîr” adındaki eseri meşhûrdur. Bu kitabında şöyle nakleder:
Edirneli İbrahim Efendi Osmanlı Reis'ül-ulemâsından ve sultan imamlarındandır. 1038'de (m. 1629) Edirne'de doğdu. Orada tahsilini tamamlayıp Selimiye Camii imamlığına, daha sonra saraya, "Sultan İmamlığı"na getirildi. Şehzade Mustafa ile (II. Mustafa) Şehzade Ahmed'e (III. Ahmed) hoca tayin edildi. 1102'de m. 1691) vefat etti. Buyurdu ki:
Seyyid Murâd-ı Münzâvî hazretleri İstanbul'da medfûn bulunan en büyük üç evliyâdan biridir. 1644 (H.1054) senesinde Buhârâ'da doğdu. Henüz üç yaşında iken ayakları felç oldu. Fakat ayakları sağlam olanlardan daha çok dünyâyı dolaştı. Tahsîl yaşına gelince Keşmîr'e gitti. Sonra Kâbe-i muazzamayı ve Resûlullah efendimizin kabr-i şerîfini ziyâret etti. Sonra Hindistan'a gitti. Silsile-i aliyye büyüklerinden olan Muhammed Ma'sûm Fârûkî hazretlerine talebe oldu. Sohbetleri ve bereketli nazarları ile kemâle geldi. İcâzet aldı. Sonra Bağdât'a, Kâhire'ye, Şam'a gitti. Nihayet İstanbul'u teşrif etti. Eyyûb Sultan hazretlerinin kabri civârında ikâmet etti. Bir ara Bursa'ya gitti. Bir müddet Bursa'da ikâmetten sonra, tekrar İstanbul'a döndü. Beş defa hacca gitti. 1719 (H.1132) senesinde İstanbul'da vefât etti.
Sultan III. Mehmed Han zamanında Halvetiye yolunun büyüklerinden Abdülehad Nuri Efendiye bağlı en samimi talebelerinden olan Hassa-ı Hümâyûndan Gürcübaşı Mûsâ Ağa şöyle anlattı: Abdülehad Efendi hiç sebep yokken ve bir münâsebet de geçmeden bana; "Mûsâ Ağa! Mısır'dan dönüşte, kalyona binmeyip, sayıkaya veya firkateyne bininiz." buyurdu. Buna çok taaccüb ettim. Çünkü, Mısır'a gitmek hiç hatırımdan geçmemişti. Fakat Abdülehad Efendinin bunu söylemekten bir murâdları olmalı deyip, merakla bekliyordum. Bu sözün mânâsını bir türlü anlayamıyordum.