İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.653.955
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
17 yaşında tahta çıkan Sultan Abdülmecid, Hariciye Vekilliğine tayin ettiği ve sonradan da Sadrazam yaptığı Mustafa Reşid Paşa'nın, Osmanlı Devletini âdeta batılılara satmasına son derece üzülüyordu. Hiçbir şey yapamamanın verdiği elem ile verem hastalığına yakalanıp 25 Haziran 1861 günü 39 yaşında vefat etti. Hayatının son dakikaların da baş ucunda Sadrazam Kıbrıslı Mehmed Paşa, Serasker Rıza Paşa, Evkaf Nazırı Hasib Paşa ve Kaptanıderya Mehmed Ali Paşa bulunuyor du. Abdülmecid Han son nefesini verdiğinde Sadrazam, Hasib Paşa'ya:-Sen burada bekle...diyerek Serasker Rıza Paşa ve Kaptanıderya Mehmed Ali Paşa ile birlikte hemen Abdülmecid Han'ın küçük kardeşi olan Şehzade Abdülaziz'in yanına gittiler. Sadrazam:-Efendimiz, başınız sağ olsun. Biraderiniz vefat ettiler. Taht ve saltanat teşriflerinizi bekliyor...dedi.
Birinci Dünya Harbi, Mondros mütarekesi ile sona erince, hemen birkaç gün sonra, önceden Çanakkale Boğazını erkekçe geçemeyen MÜSTEVLİLER, ellerini kollarını sallayarak İstanbul'a geldiler. Tam ellibeş gemi Dolmabahçe önlerine demir attılar. Bunların içindeki dört Yunan gemisi, Boğazın Anadolu yakasını kontrolle görevli idi. Gemilerde çılgınca eğlenceler yapılıp, Yunan ve Bizansın büyük boy bayrakları dalgalandırılıyordu. 1854 senesinde Kırım Harbi için gelen İngiliz askerleri arasında 20 yaşlarında William Henry Lyne adında bir genç vardır. Kırım Harbi 1856'da bitince bu asker, sivil olur ve İstanbul'daki İngiliz İkmal birliklerinde iki sene görev yapar. İki sene de Sivil mühendis olarak Osmanlı devlet hizmetinde çalışır. Türkçeyi iyi bilmektedir.
Ebû Avane Vasıti hazretleri Tebe-i tâbiinin meşhur hadis hafızlarındandır. 92 (m. 710) yılında Irak'ta Vâsıt'ta doğdu. Tâbiinin büyüklerinden Hasan-ı Basri ve İbn-i Sirin'in sohbetlerinde bulundu ve onlardan hadis rivayet etti. 176 (m. 792)'de Basra'da vefat etti. Buyurdu ki:
Yahyâ bin Ali Nablûsi hazretleri, hadis, târih ve Mâliki mezhebi fıkıh âlimidir. 584 (m. 1188) yılında Kâhire'de doğdu. 662 (m. 1264) yılında Kâhire'de vefât etti. "Mu'cem-üş-Şüyûh" isimli kitabında, evliyanın hayatını ve sözlerini yazmıştır. Bu kitabında Seyyid Ahmed Rıfâi hazretlerini anlatırken, onun, oğluna nasihatlerini şöyle nakleder:
Abdurrahmân Tavili hazretleri, Irak' ta yetişen evliyâdandır. 1837 (H.1253) târihinde Biyâre'de doğdu. 1868 (H.1285) târihinde Bağdat'ta vefât etti. Vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Fakih Îsâ bin Muhammed şöyle anlatır:
Uzak bir diyârda idim. Abdullah el-Ayderûs'u açıkça bulunduğum yerde görmeyi temenni etmiştim. Mescide gittim. Oraya bir dilenci ve yanında birisi gelip benden bir şey istedi. Bir şey vermedim. Oradan ayrılıp başka yere gittim. O dilenci ve yanındaki kişi benim arkamdan geldi. Sonra yine yanıma yaklaşarak benden bir şeyler istedi. Yine yüz vermedim. Bunun üzerine o dilenci ve yanındaki ayrılıp gitti. Bir müddet sonra ben, Abdullah el-Ayderûs'un bulunduğu yere döndüm. Şeyh Abdullah'ın yanına giderek; "Ben sizi gittiğim yerde alenen görmeyi temenni ettim. Lâkin bu isteğim hâsıl olmadı." dedim. Bunun üzerine Ebû Muhammed el-Ayderûs ; "Sana aleni görünmem hâsıl oldu. Falan gün duhâ vaktinde sen falan mescidde idin. Senin yanına bir dilenci geldi. Yanında birisi de vardı. Senden bir şeyler istediler. Onlara bir şey vermedin. Sonra kalkıp bir yere gittin. Onlar da seni tâkib etti ve yine bir şeyler istediler. Yine yüz vermedin. İşte o dilencinin yanındaki ben idim. Ben, senin yanına o kılıkla gelmiştim." dedi. Ben; "Efendim! Sizin dedikleriniz doğrudur. Fakat o size fazla benzemiyordu." deyince, Şeyh Abdullah da; "Eğer ben bu hâlimle senin yanına gelse idim, sen beni tanır ve insanlara haber verirdin." buyurdu.