Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.445
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Sultan Yıldırım Bâyezid, Niğbolu zaferinden sonra Bursa'da Ulu Câmiyi inşâ ettirmeye başlamıştı. İnşâat sırasında, câmide çalışan işçilerin ekmek ihtiyâcını Somuncu Baba karşılamıştı. Câminin inşâsı bittiğinde, açılış günü Cumâ hutbesini okumak üzere Pâdişâhın dâmâdı büyük âlim ve veli Seyyid Emir Sultan hazretlerine vazife verilmişti. O gün orada, Molla Fenâri ile berâber büyük bir âlim topluluğu da vardı. Tam Cumâ vakti gelince, Emir Sultan hazretleri; "Sultânım, zamânımızın büyüğü burada bulunurken, bizim hutbe okumamız edebe uygun değildir. Bu câmii şerifin açılış hutbesini okumaya lâyık zât, şu kimsedir!" diyerekSomuncu Baba'yı işâret etti. Şöhretten son derece sakınan bu büyük veli, Pâdişâhın emri üzerine mimbere doğru yürüdü. Emir Sultân'ın yanına gelince; "Ey Emir'im! Niçin böyle yapıp, benim hâlimi ele verdiniz?" dedi.
Ecdâdımız Osmanlılar her sâhada olduğu gibi, ahlâken de bütün milletlerden medeni idiler. Bu, Avrupalı yazarlar tarafından da kabul edilmektedir. Meselâ A. L. Castella'nın Osmanlı ahlâkı hususunda enteresan tesbitleri vardır. Yazarın arkadaşlarından biri, içinde bin kuruş bulunan bir torba ile İstanbul yakasından Beyoğlu'na gidiyordu. Tophane iskelesine çıkarken torbanın ağzı çözülüp paralar rıhtıma dağıldı. Bazıları da denize yuvarlandı. Çevreden bunu görenler, adamın yardımına koştular. Herkes bulabildiği kadarını topladı ve adamın torbasına doldurdu. Paranın sahibi şaşkınlık içindeydi. Hatta endişeliydi. Paralarının bir kısmının çalınabileceğinden korkmaktaydı. Fakat, denize düşen paraların bile çıkartılıp kendisine teslim edilmekte olduğunu görünce, içi ferahladı.
Hasan bin Ali Berbehâri hazretleri evliyânın büyüklerinden ve Hanbeli mezhebinin meşhûr fıkıh âlimlerindendir. 847 (H.233) senesinde doğdu. 940 (H. 329)'da vefât etti. Çeşitli eserleri vardır. Bunlardan Şerh-i Kitâb-üs-Sünen adlı eseri çok kıymetlidir.
Sehl-i Tüsteri'nin arkadaşı idi. Ondan şöyle nakletmiştir:
Hâce Şâhî Mûytâb hazretleri Hindistan'da yetişen evliyânın büyüklerindendir. Bedâyûn şehrinde on ikinci asrın sonları ile on üçüncü asrın başlarında yaşamıştır. Kâdı Hamîdüddîn Nâgûrî'nin derslerinde yetişti. Onu mezun edip, zamânın büyük âlimlerinden Mahmûd Mu'îndüz'ün sohbetlerine gönderdi. Oraya giden biriyle haber gönderip; "Bizim Şâhî'ye hırka verip kendisini mezûn etmemiz uygun olmuş mu?" diye sordu. Bu soruya karşılık o da; "Biz, sizin yaptığınız her şeyi beğeniriz" diye cevap verdi.
Amr bin Mürre el-Cüheni (radıyallahü anh) Eshâb-ı kiramdandır. Hicaz'daki Cüheyne kabilesine mensuptur. Hicretten önce Müslüman olanlardandır...
Amr bin Mürre el-Cüheni, bir grup arkadaşıyla Mekke'ye gelmişti. Mekke'de bir rüya gördü. Rüyasında Kâbe'den bir nur çıktı. Nur büyüdü, yükseldi, Medine Dağı ile Cüheyne kabilesinin Eş'ar Dağı arasını doldurdu, aydınlattı...
Padişahlardan birine değerli bir gül fidanı hediye edilir. O da bunu bahçıvanına verip bahçeye dikmesini, gül açılınca da kendisine haber vermesini ister. Aylar sonra nihayet gül açılır. Fakat gayet iri ve son derece güzel bir gül. Bah çıvan onu hayranlıkla seyrederken, bir bülbül gelip gül fidanına konar ve başlar ötmeye. Bahçıvan önce onu kıvmak ister, fakat bülbülün yanık yanık ötüşü onu etkilemiştir. Sonunda bahçıvan, padişahı çağırmak için yerinden kalkınca, bülbül ürker ve gülü paramparça eder. Buna çok üzülen bahçıvan, korkarak padişaha durumu haber verir. Fakat padişah:-Üzülme, der, bu dünya etme bulma dünmyası, ona da kalmaz.Bahçıvan padişahın bu sözü ile rahatlamıştır. Bir zaman sonra bahçıvan, biryılanın o bülbülü yuttuğunu görür ve padişaha gelerek:-Keramet gösterdiin efendimiz, dünya o bülbüle de kalmadı.-Merak etme, o yılana da kalmaz.