Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.648.497
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
15 Mayıs 1919'da, sinsice İzmir'e çıkan Yunanlılar, bir Haçlı ordusu gibi hareket ediyordu. Çıkarma birlikleri hazırlanırken, askeri yargı teşkilatı da yeni tayinlerle güçlendiril mişti. Yaşı çok genç olmasına rağmen, babası 1897 Türk-Yunan savaşındaölen ve Türklere kini olan Dimitri Ambleas, bu harekatta askeri yargının başına getirilmişti. Öyle ki ölüm cezaları verebilecek, bu cezayı veren mahkemelerin onay mercii olacaktı. Yani Kralın yetkisi ile gelmişti. Bundan maksat, kendi askerlerinin disiplini değildi. Türklerden en ufak bir direnme gösterenleri hemen hukuk yolu ile saf dışı etmekti. Mahkeme derhal göreve başlamıştı. Albay Dimitri, askerlere karşı gelen yaşlıları, ufak bir sorgudan sonra, CASUSLUK suçundan idama mahkum edip; anında infaz ediyordu.
Bazı tarihçilerin, kerametlerini yazdıkları Sultan I. Mustafa Han, bir gün sarayın bahçe sinde gezerken bostancıbaşıyı yanına çağırdı. İleride bir tümseği göstererek:"Şu tümseği kaz. Altında canlı bir kuzu bulacaksın. Onu al ve bana getir" dedi. Buna şaşıran bostancıbaşı çekingen davrandı. Padişah emrinde ısrar etti ve:"Bre, tümseği kaz dedik, emrimiz niçin dinlenmez?" deyince bostancıbaşı hemen kazma kürek bulup, istemeye istemeye orayı kazdı. Biraz sonra gördüğü şey karşısında şaşırıp kaldı. Toprağın altından, gerçekten de nazlı nazlı bakan canlı bir kuzu çıktı. Şaşkın lıktan kurtulmaya çalışarak kuzuyu kucağına aldı ve Padişaha getirdi. Sultan kuzuyu bir müddet okşadıktan sonra bostancıbaşıya vererek, "Al bunu besle" dedi.
Mustafa Sefercelâni hazretleri kelâm ve mantık âlimidir. Şam'da doğdu. 1179 (m. 1765)'de İstanbul'da vefât etti. Bir dersinde, Hazreti Ali'nin, oğlu Hüseyin'e (radıyallahü anhüma) nasihatini nakletti:
Ahmed-i Bicân, on beşinci yüzyılda Gelibolu'da yetişen velilerdendir. "Yazıcızâde" lakabıyla tanınmıştır. Doğum târihi belli değildir... Ahmed-i Bicân ve ağabeyi, Hâcı Bayram-ı Veli hazretlerinin huzûrunda mânevi ilimlerde yükseldikten sonra Bayramiye tarikatına göre insanları terbiye etmeye başladılar...
Ebû Abdullah Semmin hazretleri tefsir ve hadis âlimidir. Aslen Mervli olup, 235 (m. 850)'de Bağdâd'da vefât etti. Hadis ilminde hafız olup, yüz bin hadis-i şerifi râvileriyle birlikte ezberlemiştir. Rivâyet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
Kânûni Sultan Süleymân'ın vezir-i âzamı olan Rüstem Paşanın terzibaşısının kardeşinin oğlu olan Ali Efendi, Tırhala'dan getirilerek amcasının yanında yetiştirildi. Rüstem Paşa, 1548' de İran Seferinden dönerken Ankara yakınlarına gelince, Bayramiyye yolu büyüklerinden Hüsâm Efendiyi berâberindekilerle birlikte ziyârete gitti. Sohbet esnâsında orada bulunan larla tek tek tanışan Hüsâm Efendi, Terzibaşının yeğeni olan genç Ali Efendiye gelince onun ne işle meşgûl olduğunu sordu. Terzilik mesleğiyle uğraştığı söylenince, terzilerin piri olarak kabûl edilen İdris aleyhisselâma nisbetle ona İdris lakabını verdi. Ali Efendiyi hizmetine ve talebeliğe kabûl etti. Bir müddet Hüsâm Efendinin hizmetinde ve sohbetinde bulunan Ali Efendi, tasavvuf yolunda ilerledi. Daha sonra İstanbul'a gelen Ali Efendi, ticâretle meşgûl oldu. İlk zamanlar ticâret sebebiyle Belgrad, Filibe, Sofya, Edirne, Gelibolu gibi memleketlere gitti. Gittiği yerler deki âlim ve evliyâ zâtların sohbetlerinde bulunup tasavvuf yolunda yükseldi. Defâlarca hac vazifesini yapmak için Hicaz'a gitti. Oradan Yemen'e gitti. Son zamanlarında ticâreti bırakıp İstanbul Fâtih Çarşamba'da Mehmed Ağa Câmii yakınındaki evinde ikâmet etti. Ticâreti, emrinde bulunan kimseler yürüttüler.