Misâfirini Uğurlarken Kendini Kâhire'de Bulan Zat!
Nûreddîn Şevnî hazretleri büyük velîlerdendir. Mısır'ın bir kasabası olan Şevnî'de doğup 1537 (H.944) senesinde Kâhire'de vefât etti. Çok kerametleri görüldü:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.290.437
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Nûreddîn Şevnî hazretleri büyük velîlerdendir. Mısır'ın bir kasabası olan Şevnî'de doğup 1537 (H.944) senesinde Kâhire'de vefât etti. Çok kerametleri görüldü:
Osmanlı devletinde bir devre adını veren ve 50 yıldan fazla hizmet eden Sokollu Mehmet Paşa, 1505 yılında Bosna'da Vişegrad kasabasında dünyaya geldi. Kanuni Sultan Süleyman Han zamanında, çok zeki olduğu farkedilerek saraya alındı ve iyi bir eğitimden geçtikten sonra devlet hizmetine girdi. Çeşitle vazifelerde bulunduktan sonra 1565'de veziriazam oldu. Kanuni Sultan Süleyman Han'ın son seferinde bulundu ve onun vefatını askerden gizleyerek muhtemel bir bozgunu önledi. Daha sonra padişah olan II. Selim Han'a sadrazam oldu ve devlet idaresini tamamiyle eline aldı. Bir çok seferlere serdar-ı ekrem olarak katıldı ve hepsinde muzaffer oldu. 1571'de İnebahtı'da donanmanın, düşman donanmasının baskını neticesinde yakılmasından sonra, kısa bir zamanda tekrar yeni ve muazzam bir donanma inşa ettirdiler ve Kılıç Ali Paşa'ya teslim ettiler. -Cihanda Osmanlı devletinden daha büyük bir devlet yoktur, derdi.
İstanbul'da ilk olarak kurulan matbaanın kurulmasına fetvâ veren, elli yedinci Osmanlı şeyhülislâmıdır. Sultan Üçüncü Ahmed Han tarafından şeyhülislâmlığa getirildi. Dâmâd İbrâhim Paşayla iyi anlaşıp hizmette bulundu. Pâdişâhın ihsânlarına kavuştu. Zamânındaki birtakım kültür ve yenilik faâliyetlerine ön ayak oldu. İbrâhim Müteferrika tarafından kurulan matbaanın kurulmasıyla ilgili fetvâyı verdi. Bu matbaanın kurulmasıyla ilgili fetvâsı şöyledir:"Kitap basma sanatını iyi bildiğini söyleyen bir kimse, lügat, mantık, astronomi, fizik ve benzerleri âlet ilimleri kitaplarının harflerini ve kelimelerini birer kalıba çıkarıp, buradan kâğıtların üzerine basarak bu kitapların benzerlerini elde ederim, dese, bu kimsenin, böyle kitap basmasına dinimiz izin verir mi?" Abdullah Efendi cevâbında:"Kitap basma sanatını iyi bilen bir kimse, bir kitabın harflerini ve kelimelerini birer kalıba çıkarıp, kâğıtlara basmakla bu kitaptan az zamanda kolayca çok sayıda kitap elde ediyor. Böylece çok ucuz kitap yazılmasına sebep oluyor. Fâideli bir iş olduğundan dinimiz bu kimsenin bu işi yapmasına izin verir. Kitapta yazılı ilmi bilen birkaç kişi önce kitabı tashih etmelidir. Tashih ettikten sonra basılırsa güzel bir iş olur." buyurdu.
Cemâlüddin Yûsuf Erdebili hazretleri Şafii fıkıh âlimidir. Azerbaycan'da Erdebil'de doğdu. Medrese tahsilinden sonra zamanın büyük âlimlerinden Şafii fıkhını öğrendi ve icazet alarak talebe yetiştirdi. 779 (m. 1377)'de Erdebil'de vefat etti. "El-Envâr li-acmâli'l-ebrâr" adlı eseriyle tanınmıştır. Bu kitapta şunları anlatmaktadır:
Abdullah bin Adiy Maveraünnehir'de yaşamış olan Hadis ve Fıkıh âlimlerinin büyüklerindendir. Kendi şehrinde birçok âlimden ders aldıktan sonra ilim öğrenmek ve hadis-i şerif toplamak için Semerkand'a, sonra Maveraünnehir ve İran'daki çeşitli şehirlere gitti. Daha sonra Şam'a gelerek uzun zaman orada kaldı. Sonra da Mısır'a gitti ve önce Kahire, sonra İskenderiye'de ilim tahsil etti. Bu esnada çok sıkıntılar çekti. Uzun yıllar yatak yüzü görmedi. Nihayet zamanının en büyük hadis âlimlerinden biri oldu. Yüzbinden fazla Hadis-i şerifi ezberleyerek, hadis ilminde "Hafız" unvanını aldı. Kadılar ve hakimler, onun bildirdiği hükümleri aynen kabul ederlerdi.
Şeyh Osman Efendi, Şeyh Ahmed Yesevi hazretlerinin halifelerindendir. 1240 (H.638) yılında Yozgat-Osmanpaşa'da vefât etti...
Şeyh Ahmed Yesevi hazretlerine Çin'den bir heyet gelerek kendilerine İslam dinini öğretecek bir hoca göndermelerini istedi. O da Şeyh Osman Efendi'yi gönderdi. Bu sebeple "Emir-i Çin" adıyla meşhur oldu...
Merv'de bir yıl ticâretle uğraşır, kazancının hepsini fakirlere dağıtırdı. İkinci yıl İslâmiyet'i yaymak için cihâda, düşmanla harbe giderdi. O, medresede müderris, hoca; câmide vâiz, şehirde tüccâr; harbde büyük bir kahramandı. Kılıç ve kalem sâhibi idi. Kalemiyle cihâda dâir eser yazdı, kılıcıyla da dillere destan olan kahramanlıklar gösterdi.
Abbâsiler devrinde Bizanslılarla yapılan harplerden birine katılmıştı. Abbâsi ordusu sessiz, sâkin ve aydınlık bir gecede Tarsus'un kuzeyinde karargâh kurmuştu. Tarsus'un sırtlarında İslâm ve Bizans orduları görünüyordu. İki taraf da kendilerini kuvvetli göstermek için alevleri göklere yükselen ateşler yakmışlardı. Bu ateş ocaklarından birinin etrafında tepeden tırnağa silâhlı askerler hilâl şeklinde oturmuşlar, ortalarında ise ince yapılı, nûrâni yüzlü bir zat onlara ders anlatıyordu. Kimse vaktin nasıl geçtiğinin farkına varmamıştı. Sözü kesip, duâsını yapınca istirahate çekildiler.