Moğol Askerlerini Şam'dan Uzaklaştıran Mübarek Zat
Ebü'l-Hasan Harîrî hazretleri büyük velîlerdendir. 1247 (H. 645) senesinde Şam'da vefât etti. Şeyh Ebû Ali Mağribî'nin sohbetlerinde bulunarak, kemâle geldi. Çok kerametleri görüldü.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.239.289
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebü'l-Hasan Harîrî hazretleri büyük velîlerdendir. 1247 (H. 645) senesinde Şam'da vefât etti. Şeyh Ebû Ali Mağribî'nin sohbetlerinde bulunarak, kemâle geldi. Çok kerametleri görüldü.
Sultan Abdülaziz'i taşıyan Sultaniye vapuru, 29 Haziran 1867 Cumartesi günü Toulon limanına girince, adeta yer yerinden oynadı. Limandaki Fransız savaş gemi erinde bulunan ve sahilin çeşitli kesimlerine konulan toplar sürekli ateşleniyor, III. Napoléon'un seçkin misafiri, kulakları sağır edici gümbürtülerle istikbal ediliyordu. O gün kaç top mermisinin havaya savrulduğu bilinmiyor. Ama büyükçe bir meydan muharebesindeki sarfiyat ölçüsünde olduğu tahmin ediliyor. Vapur ağır ağır ilerliyor, salvo ların ardı arkası kesilmiyordu.
Mâlum, Sultan Abdülhamid Hân, hal'inden sonra Selânik'teki Alâtini Köşkü'ne hapsedildi. Birgün Alâtini Köşkü muhafız kumandanı kolağası Rasim Celaleddin Bey, Sultan Abdülhamid Hân'la konuşmak için izin isteyip huzûruna geldi dedi ki:-Zât-ı hümâyûnunuzu rahatsız ettim. Beni mâzur görünüz; dört düvelle harp hâlindeyiz.Sultan hayretle sordu:-Dört düvelle mi?.. Kim bunlar Rasim Bey? Allah Ordu-yı Hümayun'a nusret, kuvvet versin, inşâallah zafer bizimdir.Rasim Bey ağlayarak konuştu:-Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan'la hâkanım ve maalesef yenilmek üzereyiz.-Dört düvel birleşir de haberimiz olmaz mı Rasim Bey? Bu nasıl bir gaflettir! Bu devletler birleşemezler ki!.. Aralarında kilise kavgası var... Yıllar yılı süren Makedonya boğuşmasını hatırlamıyor musunuz?..
Şeyhizâde Abdurrahmân Efendi, Gelibolulu Süleymân efendinin torunudur. "Dâmâd" adı ile meşhûrdur. Rumeli kâdi-askeri idi. 1078 [m. 1668] de vefât etdi. (Mecma'ul-enhür) adındaki (Mültekâ şerhı) meşhûrdur. (Mecma'ul-enhür)ün ikinci cildinde diyor ki:
Abdülgani Meydani hazretleri Hanefi fıkıh âlimidir. 1222 (m. 1807)'de Şam'ın Meydan semtinde doğdu. Büyük âlim Muhammed Emin İbn-i Âbidin hazretlerinin talebesidir. İlk tahsilinden sonra onun derslerine devam ederek fıkıhta ve tasavvufta yetişip Nakşibendi-Hâlidi yolunda kemale erdi. 1298 (m. 1881)'de Şam'da vefat etti. Şöyle anlatır:
Kara Dâvûd rahmetullahi aleyh, Kânuni Sultan Süleymân Hân devrinde yetişen Osmanlı âlimlerindendir. İzmit'te doğdu. 948 (m. 1541)'de Bursa'da vefât etti. Yıldırım semtinde yaptırdığı câminin bahçesine defnedildi. Yazdığı Şerh-i Delâil-i Hayrat, "Kara Dâvûd" ismi ile meşhûrdur. Bu eserden bazı bölümler:
Ebû'l-Kasım Kuşeyri Hazretlerinden rivayet edilmiştir: Merhum Sultan Mahmud'un, Ulvi isminde bir adamı olup, O'nu bir iş için Bağdad'a gönderir. O kimse Bağdad'a gelince, önce Şeyh Şibli Hazretlerinin halifelerinden bir Şeyhin sohbetinde bulunmak ister. Semiz bir tavuk satın alır ve o zat ile beraber yeriz diye niyetlenir. Fakat tavuğu pişirdiği zaman, tamah ederek yalnızca yemek arzusu ile kendi odasına götürür ve şeyhin yanına gitmektense vazgeçer.