Müminin Sözünü Reddetmek Hiç Uygun Değildir
Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri büyük velîlerdendir. Büyük âlim İmâm-ı Şa'rânî hazretlerinin dedesidir. 1486 (H.891) senesinde Mısır’da vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.291.955
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri büyük velîlerdendir. Büyük âlim İmâm-ı Şa'rânî hazretlerinin dedesidir. 1486 (H.891) senesinde Mısır’da vefât etti.
Osmanlı Devletinin zirvede olduğu bir devirde sultan olan Üçüncü Murâd Han, dünyâ siyâsetinde faal bir rol oynadı. Osmanlı hâkimiyeti en geniş sâhasına ulaştırıldı. Akdeniz'de denizci bir kavim olan Venedikliler ve kara Avrupa'sında Avusturya ile antlaşmalar yenilendi. Lehistan (Polonya) ile Osmanlı Devletinin kuzey siyâsetini belirleyen antlaşma, 30 Temmuz 1577'de imzâlandı. Rus Çarlığının yayılma siyâsetine karşı, Lehistan ile Kırım Hanlığının münâsebetleri tanzim edildi. Şii ideolojisinin temsilcisi İran Safevi Devletinin Osmanlı ülkesindeki yıkıcı ve bölücü faaliyetlerine karşı 1578'den itibâren her türlü tedbire başvuruldu. Ahâlisi sünni olan Şirvan ve Dağıstanlıları Safevi taarruzlarına karşı korumak ve hudûdu emniyet altına almak için 5 Nisan 1578'de başlatılan harekât 21 Mart 1590 târihinde imzâlanan İstanbul Antlaşması ile tamamlandı. Antlaşmaya göre;
1. Tebriz şehri ile Âzerbaycan'ın Tebriz mıntıkası, Karabağ, Gence, Kars, Tiflis, Şehrizûr, Nihâvend, Lûristan tarafları Osmanlılara kalacaktı.
Şiiler hazret-i Ebû Bekir, Ömer ve Osman (radıyallahü anhüm) ile hazret-i Âişe'ye iftirâ ve küfür etmeyeceklerdi. İran'daki Ehl-i sünnet Müslümanlara kötü muâmele yapılması Şah tarafından yasaklanacaktı.1915 senesinde, dünyanın en güçlü donanmasını Çanakkale'de perişan eden Türk as keri, eski silahları ve yetersiz cephanesine rağmen, bazı cephelerde parlak zekası ile kara savaşında bir çok zaferler kazanmıştı.İngiliz denizde ağır bir yenilgi alınca, bu sefer karaya asker çıkararak İstanbul'a ulaş mayı denediler. 25 Nisan 1915 günü beş noktadan çıkarma yapmaya başladılar. Ana çıkar ma noktası, Arıburnu civarındaki (Y) olarak adlandırdıkları yerdi. Burada o gün nasıl bir olay meydana geldiğini, olayın görgü şahidi olan ve İngilizlerle birlikte savaşa katılan bir Rus subayının hatıralarından okuyalım:"Y kumsalında, savaş tarihine geçmiş en feci sahnelerden biri oynandı. Orada sol ta rafta, 42 metre yüksekliğinde bir duvar vardı. Bu Arıburnudur. Sağ tarafta ise büyük kütle halinde "Avrupa Kilidi" denilen taş yığını bulunmaktaydı. "Kilit" güllelerle hayli hırpalanmış ise de henüz yıkılmış değildi.
Resûlullah Efendimiz "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" Medine-i Münevvere'ye hicret edeli 7 sene olmuş... Mekke'de bir genç... Babası yok. Kabilesinin içinde ezik boynu bükük ve mahzun. Adı, Abdullah el-Müzeni... Amcaları bakıyor ona. Fakat hepsi müşrik. O, Resûlullah Efendimizi görmeden iman etmiş bir yiğit. Kalbi Resûlullah Efendimize kavuşmanın heyecanı ile atıyor...
Ali Geylâni hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin soyundandır. 1040 (m. 1630)'da Suriye'de Hama'da doğdu. 1113 (m. 1701)'de orada vefât etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Kemal Ümmi hazretleri, Anadolu velilerindendir. On beşinci asrın başlarında Niğde'de doğdu. Doğum ve vefât târihleri bilinmemektedir. Kabri Niğde'de Yenice Mahallesindedir. Şeyh Muhammed Bahaeddin-i Erzincâni'nin halifelerindendir. Hikmetli sözleri çoktur. Buyurdu ki:
Günlerden bir gün, yıllardan bir yıl, bir padişahın ganimet malından eline çok güzel ve tarif edilmez bir kumaş geçer. Terzi başını çağırtıp o kumaşı eline verir. Terzi başı kumaşı görünce aklı başından gider. Ve sanki hasta olur. Padişaha kaftan kesmek için yaklaşıp evvela tahmin için eline arşın alır: -Sultanım, üstatlar, "bin ölç bir kes, ölçmeden kumaşa el vurmasın hiç kes (kimse) demişler", der. -Sultanım, bu kumaş kaftan olmaya el vermez, diye söyler. Dörtte bir, çeyrek daha gerekir ki, hazret-i sultana layık bir kaftan olsun. Padişah çaresiz: -Biraz dursun, der ve buna uygun parça bulunması için şehir ve vilayet aransın, diye emreder. Her ne kadar şehir baştan başa aranır ve memleket boydan boya taranırsa da ona münasip kumaş ve o beze uyar bir yoldaş bulunamaz. Padişah çaresiz kalıp bir başka terziyi davet eder: -Şu güzel kumaştan bana iyi bir elbise yapıver, diye söyler.