Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.556
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Alâeddin Esved, Osmanlının namlı Kara Hoca'sı, Osmanlı Devletinin temellerini sağlamlaştırıp, askeri ve mâli teşkilâtlarını kuran, evlât ve torunlarının da, yüz elli yıl devlete en üst seviyede hizmet etmesine vesile olan Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşayı da yetiştirdi. Osmanlı Sultanı Orhan Gâzi, Kara Hoca'nın evine gelip, talebelerinden birini, kendisine yardımcı olmak için vermesini isteyince, Çandarlı Kara Halil'i verdi.Bu hâdise şöyle cereyân etti: Sultan Orhan Gâzi, âlimleri, evliyâyı görüp gözeten bir zât-ı muhterem idi. O mübârek kimse, birgün Alâeddin Esved hazretlerini ziyârete gitti. Onun mahalline vardığında, Alâeddin Esved hazretleri nâfile namaz kılmakta idi. Orhan Gâzi, avluda bekledi. Bu sırada farz namaz vakti geldi. Orhan Gâzi ve orada bulunan Alâeddin Esved'in talebeleri namaz için hazırlandı lar. Namazın sünnetini kıldılar. İkâmet okununca, Kara Halil imâmete geçti. Cemâata namazı kıldırdı.
Yavuz Sultan Selim Han mübârek, bir gün nasıl olduysa gönül ehli olan Şâir Hikmet'i yanlışlıkla üzüp, yanından uzaklaştırmış. Şâir Hikmet de, diyâr diyâr dolaşıp yerleşecek yer aradıktan sonra, nihâyet Van Müftüsü'nün yanında kâtip olarak çalışmaya başlamış. Aradan zaman geçtikten sonra, Sultan Selim Han şâiri tekrar bulmak istemiş. Fakat ara ki bulasın... Şâir sanki yer yarılmış da içine girmiş. Düşünmüş, taşınmış ve aklına bir fikir gelmiş. Demiş ki, 'Ben bir mısrâ yazayım ve bir yarışma düzenlensin. Benim mısrâmı beyte tamamlayan en güzel mısrâyı yazana mükâfât vereceğimi ilân edeyim. Şüphesiz ki Şâir Hikmet de dayanamayıp, katılacaktır. O vakit, onu üslûbundan tanırım.' Ardından şu mısrâyı yazmış:
'Bütün dünya benim olsa gamım gitmez nedendir bu?'
Muhammed bin Nasır Sellâmi hazretleri Hadis hafızıdır. 467'de (m. 1075) Bağdat'ta doğdu. Önceleri Şafii mezhebine mensup iken gördüğü bir rüya üzerine Hanbeli mezhebini seçti. İbn-i Nasır 550'de (m. 1155) Bağdat'ta vefat etti. Şöyle nakleder:
Şeyh Ömer Ziyâeddin Tavili hazretleri, on dokuzuncu yüzyılda Kuzey Irak'ta yaşamış olan evliyâdan olup, Osman et-Tavili hazretlerinin üçüncü oğludur. 1839 (H.1255) senesinde Tavila'da doğdu. Kerkük'te ilim tahsil etti. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdi hazretlerinin halifelerinden hilâfet aldı. Ömer Ziyâeddin hazretleri ömrünü ilim öğrenmek, öğretmek ve İslâmiyeti anlatmakla geçirdikten sonra, 1900 (H.1318) senesinde vefât etti. Vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi, bir gün Konya'nın Kuyumcular Çarşısından geçerken, bir dükkândan gelen çekiç seslerinden çok etkilendi. Her çekicin vuruluşunda çıkan sesin, "Allah!.." dediğini müşâhede etti. Bu sesler, eşi bulunmaz bir haz ve dükkânın sâhibine karşı kalbinde büyük bir muhabbet hâsıl etti. Kapının önünden Mevlânâ hazretlerinin geçmekte olduğunu gören kuyumcu Selâhaddin ve çırakları, onu hürmetle selâmladılar...
Eshab-ı Kiramdan birinin evine bir yerden bir koyun başı gelmişti. Evde başka yiyecekleri de yoktu. Hanımına onu hazırlamasını söyledi. Pişirdiler, hazırladılar; tam yiyecekleri zaman bir komşu gelip: " Günlerden beri açız. Bize verecek bir şeyiniz yok mu? dedi. Onlar yemeye hazırlandıkları kelleyi verdiler. Kelleyi alan sahabi eve götürdü, sevinç içinde çocukları ile yiyeceği bir sırada başka bir komşu bu sefer onlara gelip: " Günlerden beri açız, bize verecek bir şeyiniz yok mu? dedi