Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.585.433
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
Sultan II. Murad ile Macaristan arasında imzalanan Segedin anlaşması (12 Temmuz 1444), kral Ladislas tarafından bozuldu. Maksat, Osmanlıları Balkanlardan atmaktı. Bu sebeple bir çok Avrupa devletinin katılmasıyla Osmanlılara karşı bir haçlı ordusu teşkiledildi ve harekete geçtiler. 100.000 kişilik bu ordu, Tuna'yı geçerek Bulgar istan'a girdi ve Varna'yı muhasara etti. Bu tehlikeli durum karşısında ordusunun başına geçen Sultan II. Murad, 10 Kasım 1444'de Varna limanı karşısında haçlı ordusuyla karşı karşıya geldi. Muharebe başlamadan önce Sultan Murad iki rekat namaz kıldı ve:"Yâ Rabbi! Mü'min kullarını benim günahımın çokluğundan dolayı düşman karşı sında aciz bırakma! Habibin hürmetine bizleri muhafaza et ve bizleri muvaffak eyle!" diye dua etti.
Sultan III. Selim Hanın 1787 Rus savaşında Ordu-yu Hümayuna gönderdiği ferman şöyledir:"Sizin tereddüt göstermeden ve mukavemet etmeden düşmana terkettiğiniz toprakları, ecdadımız göğsünü düşmanın top ve tüfeğine siper ederek ve karşısında demir yumruk gibi durarak, aslan gibi kükreyerek zaptetmişti. Size ne oldu? Siz onların evlatları değil misiniz? Bu ne haldir ki yüz geri edip memleketi düşmana terk edersiniz. Moskof askeri, kraliçeleri olan bir avretin gayreti için, açlığa, susuzluğa, soğuğa, sıcağa, yaraya, bereye, kan ve ölüme katlanıp, eş yüz senedir cihanı titreten devletimize galebe eder. Fethedip ele geçirdiği Müslüman memleketlerde akla gelmedik facialar yapar. Düşmanın istila ettiği yerlerde, eteğinin ucu açılmamış ve niceleri Peygamber evladından olan Müslüman kız ve gelinleri esir edip, kocalarının, baba ve kardeşlerinin gözü önünde ırzlarına saldırırlar. Yazık, çok yazık! Sizde hiç vatan millet sevgisi, ırz namus kaygısı yok mudur? Gayret-i İslam'a ne oldu? Ben şehzade iken bunları işitip kan ağlardım. Şimdi kalbim parçalanıyor. Dünya çabuk geçer. Ne kadar yaşasak, sonunda ölümün pençesinden kurtuluş yoktur. İmdi düşman elinde esir düşmüş kadınlar ve kızlar, ana babalarından ayrılmış çocuklar, mahşer gününde yakamıza yapışacaklardır. Ben, kudretim dahilinde sizlerden hiçbir şey esirgemedim. Bakalım bundan sonra gazi, dilaver kullarım, hepinizden istirhamım, gayret kemerini belinize birkaç yerden bağlayıp, korkaklık ve alçaklık edenleri kabul etmeyip, İslam gayretinin tamamlanmasına ve Allahü teâlânın fazlı ile düşmandan intikam almaya ihtimam edesiniz. Benim duam sizinle beraberdir. Büyüğünüz ve küçüğünüz berhudar olasınız. Allahü teâlâ sizlere yardım ve muvaffakiyetler versin."
Ahmed Dede, Kânûni Sultan Süleymân devri âlim ve velilerindendir. Aslen Kütahya'ya yakın Gırbalcı köyündendir. Halk arasında "Kalburcu Şeyhi" adıyla meşhûr olmuştur. 1570 (H.978) senesinde vefât etti...
Ahmed Dede bir sohbetinde buyurdu ki:
Ayn-ül-Kudât Hemedanî hazretleri tanınmış fıkıh âlimlerindendir. İran’da Hemedan'da doğdu. 1131 (H.525) senesinde orada vefat etti. Hemedan'a İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin kardeşi Ahmed Gazâlî geldi. Onun sohbetine yirmi gün kadar devâm etmekle şereflendi. Bu zaman içinde daha önce onda bulunmayan tasavvuf derecelerine kavuştu.
İsmail Necati Efendi Nakşibendi-Hâlidi şeyhlerindendir. 1255 (m. 1840)'da Safranbolu'nun Oğulveren köyünde doğdu. Tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul'da medreseye devam edip icazet alarak müderrisliğe tayin edildi. Bu sırada Nakşibendi Hâlidi şeyhlerinden Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevi'ye intisap eden ve seyrü sülûkünü tamamlayıp icazet alan İsmail Necati Efendi, Hasan Hilmi Efendi'nin vefatından sonra Gümüşhânevi Dergâhı'nda irşada başladı. 1337 (m. 1919)'da İstanbul'da vefat etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
Bir padişah, bir iki vezirini ve diğer erkandan birkaçını yanına alarak payitahta (başkente) yakın yerleşim merkezlerinde bir gezintiye çıkmıştı. Payitahttan ayrılıp bir kaç saatlik bir yol katettikten sonra yolları üzerindeki bir nar bahçesinin kıyısında dinlenme molası verdiler Olgunlaşmış, tam kıvamını bulmuş olan narlar insanın iştahını kabartıyordu Padişah bahçe içinde çalışmakta olan yaşlı bir adamı yanına çağırdı sordu: - Bu güzel nar bahçesi kimin? - Bu nar bahçesi benimdir efendim, babamdan miras kaldı - Oğlun, uşağın var mı? - Allah bize oğul uşak vermedi efendim, bir karı kocadan ibaret iki kişilik bir aileyiz - Peki ben de bu ülkenin hükümdarıyım, şuradan bir nar şerbeti sıksan da içsek